Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Aralık '06

 
Kategori
Basın Yayın / Medya
Okunma Sayısı
1313
 

Sadece blogcusun; gazeteci değil!

Sadece blogcusun; gazeteci değil!
 

Şehrin dışında ıpıssız bir arazide eli sopalı 30 kişinin etrafınızda oluşturduğu çemberden güç bela çıkıyor; gazete binasına dönüp haberi yetiştirmek için kan ter içinde çabalarken, iş arkadaşlarınızın arabayla 3 takla attığını öğreniyor ve bütün geceyi karakolla hastane arasında koşturarak geçirip ertesi güne yarı uykusuz başlıyor; çocuk pornosu suçundan savcı karşısına çıkan çocuk doktorunun ifade verdiği adliye kapısında tam 9,5 saat bekliyor, o arada emniyet güçleriyle inanılmaz psikolojik bir savaş yaşıyor, bir tek belgeye ulaşabilmek için kırk takla atıyor, haberi yetiştirip eve boş bir çuval gibi geliyorsunuz. Yatmadan önce e-postalarınızı kontrol ederken, Milliyet Blog’a da bir göz atmak istiyorsunuz. O da ne? Bütün sinirlerinizi bir anda alt üst eden bir blogda, ‘tüm blog yazarlarının artık bir gazeteci olduğu’ ifade ediliyor. Yazıyı okudukça sinir uçlarınızın daha da şiddetli titrediğini ayrımsıyorsunuz. Zira kameralı bir cep telefonunuz oluşu, gazeteciliğe ilk adım için yeterli sayılıyor.

Yazıdaki tüm detaya girmeye gerek yok esasen. Olay özetle şu şekilde anlatılmış: Herhangi bir olaya, kazaya, felakete vs. denk geldiğinizde görüntü alıp haber merkezlerine geçtiğinizde, ‘yarı gazeteci’ sayılıyorsunuz. Buradan yola çıkarak, blog yazarlarının da bir nevi gazeteci olduğu söyleniyor; bununla da yetinilmeyip daha da ileri gidilerek, "blogcuların dernekleşmesi ve en azından bazı blogculara gazetecilere tanınan bazı imtiyazların tanınması talebinin" olması bekleniyor!

O sinirle hemen yorum yazılıyor blog sahibine, "Herkesin haddini bilmesi gerektiği, gazeteciliğin öyle sıcak odada keyfe keder yazılar yazmak olmadığı, salt fotoğraf çekilerek gazeteci olunamayacağı, sizlerin belki 10 dakikada okuyup tükettiği haberlerin peşinde belki 10 ay koşturulduğu, bu yazıyla çok ileri gidildiği" mealinde, lakin ilgili yorum da yayınlanmıyor doğal olarak. Bunun üzerine karar alınıyor; "Demek ki gazeteciliğin ne olmadığı ve blog hadisesinin gereğinden fazla abartıldığı anlatılmalı pek sevgili baylara bayanlara" denilerek...

MESELA ŞU DEĞİLDİR GAZETECİLİK!

Hemen yanı başınızda gerçekleşen bir kazayı, felaket anında yakaladığınız bir görüntüyü haber merkezlerine iletebilirsiniz. Yalnız, bunun sizi gazeteci yapmaya yetmeyeceğini lütfen unutmayınız! Biz o fakültelerde geçirdiğimiz 4 seneyi, hasbel kader cep telefonuyla görüntü yakalamayı başarmış kişilere ‘gazeteci’ densin diye geçirmedik efendim. Evet, bizim de bu şekilde çalıştığımız kimi ‘yardımcı’ vatandaşlar var; velâkin biz onlara gazeteci diyerek meslek onurunu ayaklar altına almak yerine, "Tamam kardeşim teşekkür ederiz. Buyur; bu da paran. Allah selamet versin; yine bekleriz" biçimli sosyal söylemlerle uğurlamayı tercih ediyoruz.

Çünkü sadece adliye kapısından çıkacak olan doktorun fotoğrafını çekmek yeterli olsaydı gazeteci olunabilmesi için, mesela o gün yanımızda helak olan Milliyet muhabiri hanım arkadaş gecenin o saatine kadar şehrin diğer ucunda kalmaz, evinde kendisini bekleyen eşinin yanına giderdi. Üstelik de biz O’na, "İstersen sen bekleme daha fazla; gerekli detayı biz sana e-postayla yollarız" demiş olmamıza rağmen. Ancak gazeteciliğin daha ilk kuralı olan 5N1K’yı bir yaşam biçimi haline getiren o arkadaşın ifade sonunda topladığı bilgiler ve başından sonuna takip ettiği dava neticesinde; ilgili haberin sadece ve sadece Milliyet Gazetesi’nde objektif bir şekilde yer aldığını, diğer birçok gazetenin çeşitli asparagaslar kullandığını kimse bilmez.

Bizde yanlış olarak algılanan bir hadise daha var esasen: Köşe yazarlarının da gazeteci sanılması. Köşe yazarları gazeteci değildir sevgili, saygılı ve de pek kaygılı arkadaşlar. Köşe yazarları; bir konu, bir olay, bir kişi hakkında kendi düşüncesini kitlelerle paylaşan, hadiselere ilişkin yorumlar yapan kişidir altı ucu. Kimisi kendi anılarını yazar sadece, kimi ilişkilerden dem vurur, kimi siyaset meraklısı olup sağa sola ‘giydirir’, kimi dokunmaz suya sabuna... Ve fakat her köşe yazarını da haberci olarak algılamayınız lütfen.

BLOG YAZMAYI ABARTTIK MI NE?

Sanıyorum biz bu blog meselesini de biraz fazla büyütmeye başladık. Artık kimileri kendini ‘pek bi möhim’ yazar olarak görürken, bir başkaları gazeteci edasıyla dolaşmaya başladı etrafta. Oysaki blog dediğiniz efendim, en basit anlatımıyla ‘internet günlüğü’ mealinde bir hadisedir enikonu! "Web log" tanımından türetilip "Blog" olarak adlandırdığımız bu internet günlükleri, elin gâvur memleketlerinde ezcümle tarafından kullanılan bir hizmettir pek muhterem vatandaşlar! Türkiye’de ilk örneklerinden biri (belki de ilktir; tam bilmiyorum yani) www.blogcu.com adresinde hizmet veren bir sitedir -ki buraya hemen herkes, her çeşit yazıyı yazabilmektedir. Milliyet Blog’un yegâne farkı, bir denetimden geçirmesidir yazılanları.

Amma velâkiiiiiiiiin... Bir gerçeği de göz önüne koymak gerekmektedir artık. Eğer sıkı bir denetim yapılmaya kalkılsaydı Milliyet Blog ‘yazarları’ arasında, şu an neredeyse 1.000’e vurmuş olan yazardan en fazla en fazla 50-60 tanesi kalabilirdi halen yazmaya devam eden! Hadi içerik olarak bir şey söylemeyelim; birilerinin ‘deli saçması’ dediği yazılar, bir başkası için ‘güzel’ olabilir belki ama imla kuralları ve noktalama işaretleri ölçü alınırsa, bizim ‘yazar’ takımının alayı sınıfta kalır. Hem de ilk elden, ‘Blogcuların artık bir gazeteci olduğunu’ iddia eden arkadaş başta olacak şekilde!

Dört adet devrik cümleyi alt alta yazarak şiir yazdığını sanan bir toplumun, yazma eyleminin meşakkatini algılayamaması doğaldır belki. Lakin altı ucu bir internet günlüğüne yazı yollayarak, kendini ‘yazar’ olarak addediyorsa birileri ve daha da ileri giderek, ‘gazetecilere tanınan imtiyazların bir kısmının, blogculara da tanınması’ yolunda bir temennide bulunuyorsa, birilerinin de çıkıp "E yok artık!" demesi gerekmektedir sanıyorum.

Akıl almaz anlatım bozukluklarına ve tahammül sınırlarını zorlayan imla yanlışlarına rağmen, her ‘blog’ yazanın ‘gazeteci/yazar’ olarak görülmesi; hesap kitabı kuvvetli kantincinin, matematik derslerine girerek, ‘doçent doktor’ unvanı almasını beklemek gibi bir şey...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Gazetecilik de, habercilik de, yazarlıkta. Toplum olarak bu ayrımı yapamıyoruz zaten. Onun için sık sık açıklamak zorunda kalırım çevremdekilere. Ben gazeteci değil, gözlemlerini, kendi penceremden duyumsadığım gibi kağıda döküyorum diye, senin gibi yerel bir gazetede yazan kişi olarak. Üstelik bu konunun akademik eğitimini de almış değilim. Has bel kader bir şeyler çiziktirmeye çalışan, toplumun duyarsızlığı karşısında içinde birikenleri içinde tutamayan biri işte. Bu konumda senin kendine ne dediğinden çok geri bildirimlerin daha önemli olduğunu düşünüyorum. Sevgi ve saygılarımla! Aynur

Ayrıntıda gezinmek 
 18.10.2007 15:06
Cevap :
Aslında ben sadece köşe yazan biri değilim. Habercilik de yapıyorum yani. Elime fotoğraf makinesi, ses kayıt cihazı vs alıp, bir haberin peşinde de koşturuyorum. Kavramları doğru tanımlamak önemli elbette. Bu yazıda, kimsenin kalemine müdahale etme, "hayır sen yazamazsın" küstahlığında bulunma gibi bir niyet içinde değildim. Belki kavramları doğru olarak göstermeye, davulun sesinin salt uzaktan hoş geldiğine işaret etmeye çalıştım. Ve yazmalısınız... Gazeteci olup olmamak değil önemli olan. Yazmalısınız ve biz okuyup yolculuklara çıkabilmeliyiz... Sevgiler..  18.10.2007 19:02
 

Yazınızı yorumlar ve cevapları da dahil olmak üzere okudum. Blog'da yazmakla ne olunduğu ve ne zannedildiği konusu, beklentiler, bir bir ortaya dökülmüş. Güncelliğini yitirmemiş bir yazı bu, ben geç kaldım okumakta ama yazıldığı tarihe bakmadan tüm zamanların yazısı olduğuna iddiaya girerim. Sevgiler, saygılar.

Nilgün Akad 
 05.10.2007 16:45
Cevap :
Blog yazan arkadaşların büyük beklentileri olması son derece doğal. O dönem yaşanan tartışmada, gazeteciliğin salt köşe yazarlığına indirgenildiğine, özü olan habercilik kısmının es geçildiğine ve blog yazarı olmakla gazetecilik (habercilik) arasında çok büyük farklar olduğuna dikkat çekmeye çalıştım. Blog yazarlığı konusunun, gereğinin çook üzerinde abartıldığını düşünüyorum. Bununla beraber, çok yetenekli kalemlerin olduğu ve MB'den sıçrayarak belki ulusal gazetelerde yazmaya başlayacak kalem sahipleri bulunduğunu biliyorum. Beğeniniz ve övgünüz için çok teşekkür ederim. Sevgi saygı bizden efendim...  05.10.2007 18:16
 

Bence senin yazın belirli aralıklarla ana sayfada yayınlanmalı yok hatta baş köşeye asılmalı ve burada periyodik olarak bazı kişilere mail atılmalı. Öyle güzel yazmışsın ki umarım mesaj ilgili kimselere gitmiştir. Eline sağlık...

Pelin KALYONCU 
 30.12.2006 13:48
Cevap :
Teşekkür ederim Sevgili Pelin... Ama kimi yorumlardan ve bu bloga istinaden açılan başka bloglardan da anlaşılacağı üzere, asıl anlatmak istediğim husus pek anlaşılamamış gördüğüm kadarıyla. Sanıyorum görmesi gerekenler gördü zaten. Bunun dışında yeni yanlış anlaşılmalara çok da gerek yoktur belki de; bilmiyorum :)) Anlayışın ve desteğin için minnettarım. Sevgiyle...  30.12.2006 15:35
 

Ortaya bir ''bit'' attın, millet habire kaşınıyor be kardeşim.. Blogcuların her biri, yazarlıktan ziyade, vaat edilen gazete yazarlığına soyunmak muratları. Milliyet ekinde yazıları seçildiğinde, imzalarını görmek. Hepsi bu. İçlerinde okulundan mezunlar var. İş için torpil ve yetenek lazım. İstersen on tane sorbon bitir. Nafile. Patron cahilse, ağzınla kuş değil, turbo jet tayyaresi tutsan nafile.. Sen kardeşim, bu blogcu milleti yabana atma. İçlerinde, gazete köşe yazarlarını ona, beşe katlayanlar var. Ama çaresizler. Yıllarca en büyüklerinde sırayla çalıştım. Nafile. Kaderimiz, ''Taaşralı'' olmak. Bir ağabeyin olarak derim ki, bizim blogcuları karşına alıp da ümitsizliklere boğma. Bırak kendi hallerine. Her birinin idealleri var. ''Ümit'' dünyaları var. Bir okul burası. Yetiştiriyorlar kendilerini. Hepsi bundan ibaret. Gazeteci olunmaz ''Doğulur'' Ne cevherler var aralarında. Ama, selahiyetleri yok. İdare de bunlar hakkında şimdilik hiçbir şey düşünmüyor. Bu kkonular daha fazla

Muzaffer Cellek 
 23.12.2006 22:16
Cevap :
Biz nerede anlaşamıyoruz biliyor musunuz; kavramların tam karşılıklarında. Bu blog, habercilik işinin ne olduğunun bilinmeyip, haberciliğin basit bir fotoğraf çekme işlemine indirilmesine istinaden yazıldı. Kaldı ki; o arkadaş yorumumu yayınlayıp yanıtlasaydı, belki ben bu yazıyı hiç yazmamış olacaktım. Yorum yazanlara dikkat edin; anlatmaya çalıştığım şeyi hala anlamış değil büyük çoğu. Şu köşe yazarlığının gazetecilik olmadığı konusunda bir mutabakata varabilsek, daha rahat anlaşacağız aslında. Blogcular arasında, şu an köşe işgal eden şahısların yerini hak eden isimler var. Blogların büyük çoğu kötü olsa da, gerçekten iyi yazan arkadaşlar var. Yalnız dikkat ederseniz; "Blogcudan köşe yazarı olmaz" demiyorum ben. Israrla anlamamaya çalıştığı şey buydu vatandaşların. Burada pişip, ileride kitap çıkaracak isimler de olacaktır. Ama büyük çoğunluk hala kötü yazıyor; o ayrı. Millet köşe yazarlığı sevdasıyla yazdığından, tam olarak idrak edemedi söylemek istediğimi yazık ki...  23.12.2006 23:25
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 79
Toplam yorum
: 411
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 1520
Kayıt tarihi
: 23.07.06
 
 

Milliyet Blog'un ilk yazarlarındanım. Uzun yıllar gazetecilik yaptım, sonra bir sabah uyandım ki ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster