Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Ağustos '09

 
Kategori
Resim
Okunma Sayısı
5182
 

Salvador Dali, delilik ile dahilik arasında gidip gelen sarkaç

Salvador Dali, delilik ile dahilik arasında gidip gelen sarkaç
 

Bir yaşam düşünün. Anne-baba tarafından yaşanmış bir sevginin yerine sipariş edilmiş bir çocuk. Kaybedilen sevgi kalıbının içine sığdırılan bir yaşam. Bunu hissederek büyüyen bir çocuk, ne kadar kendi olabilir ki?

Daha doğmadan ona ait bir yaşam biçimi çizilmiş. Böyle bir anlayışın hakim olduğu ortamda büyüyen çocuk, yakınlarına ve hayata sevinç ışıkları yayan bakışlarla sarılabilir mi? Hiç sanmam.

Ölen bir kardeşin yokluğunu gidermek, başka bir yaşamın içini doldurmak üzere dünyaya getirilmişsiniz. Ölen kardeşin adını almışsınız. Aslında siz kendiniz olarak yok sayılıyorsunuz. İkame bir varlıksınız.

Öte yandan, her varoluş gibi varlığınızı en derinden yaşamak istiyorsunuz. Ancak, bulunduğunuz koşullar gereği bu pek mümkün görünmüyor. Çocuk yaşlarda insanın bu gücü kendinizde bulması elbette çok zor. Bu psikoloji içindeki kişinin olağan dünyanın/hayatın dışında bir varoluş peşine düşmesi pek şaşırtıcı olmaz değil mi? bunun yanı sıra yaşanan bu durumun kişide bir boğuntu yaratacağı da açıktır.

İşte Salvador Dali bu koşullar içinde dünyaya gelip, büyüyen bir çocukluk döneminden geçti. Aslında her insan baş edemediği psikolojik baskıların etkisiyle kendi yalnızlığına gömülür. O zaman, zihinsel-düşsel dünyanın hazinelerine başvurmak zorunluluk gibidir. Orada hiçbir insanın şefkatine ve ilgisine gerek duymadan, mükemmelin peşine düşer insan. O kişi için kendindeki kanayan yaraların ilacı evrensel mükemmelin peşinden koşmaktır belki de…

Elbette çocukken bilinçli olarak yapamaz insan bunu. Ama sezgileriyle kavrayabilir. Sonraki yıllarda çocukluk yıllarını şöyle ifade edecektir Salvador Dali. “Doğar doğmaz tapınılan bir ölünün ayak izlerinden yürümeye başladım. Beni severken hala onu seviyorlardı aslında belki de benden çok onu.”(1)

İşte böyle bir “yok sayılmanın” baskısını derinden hissetmiş olan Salvador Dali, yaşamı boyunca hep “farklı”lığını ifade etme isteği duymuş. Küçük yaşlarda histeri krizleri geçirerek veya teatral davranışlarla ailesinin dikkatini çekme çabaları sürüp gitmiş.

Kendini olağanın dışında hissetme duygusu ise, onu hep farklı arayışlara itmiş.

Bu kişilik özellikleri sanat yaşamında da kendini göstermiş. Antik Yunan heykellerinin tipik örneklerinden biri olan Milo-Venüs heykelini mobilya şeklinde kurgulayıp göğüs göbek, dizlere çekmeceler yerleştirerek komik bir komodine dönüştürmüştür.

Dali çocukluğundaki, belki de onun kişiliğinde derin yaralar açan bilince tepki olarak, bilinçaltı resmi olan sürrealizme yönelmiştir. Bilinçaltı insani aklın yönlendiremediği saf bilincimizdir. Daha insanın bilgi ve istekleriyle biçimlendirilememiş olan, aslında tam olarak anlamlandırılamayan bilgidir. İşte bu bilgi hazinesini özgürce dillendirmiştir, Dali.

S. Dali yaşamsal ve sanatsal gücünü büyük ölçüde Gala’dan alır. Gala şair arkadaşı Paul Eluard’ın eşidir. Karşılaştıktan kısa bir süre sonra birlikte olmaya başlayıp 1934 te de evlenirler. Tutkulu bir birliktelik yaşarlar. 53 yıl Gala ölünceye kadar hiç ayrılmazlar. S. Dali sıklıkla Gala’nın hayatındaki öneminden söz eder.

Gala’ da ressam olup, Rus bir avukatın kızıdır. Entelektüel bir kadındır. Edebiyat-sanat alanında oldukça donanımlı biri olan Gala, pek çok sanatçıya ve yazara ilham vermiştir.

Yaşamında çok önemli bir varlık olan eşi Gala onu var eden ve kendi olmasını gerçekleştiren kişidir. Zaten Dali bunu şöyle dile getirir“Gala beni evlat edindi. Ben onun yeni doğan çocuğu, oğlu, sevgilisiydim. Delirmemenin nedeni, deliliğimi onun üslenmesidir.”(1) Gala Dali’nin akacağı suyolunu açan/düzenleyen insandır. Sanatsal üretimini, parasını, ilişkilerini ve yaşamda tıkandığı noktaları aşmasını sağlayandır. Bu anlamda Dali dehasının ürünlerine biraz da Gala’ya borçluyuz.

Klasik çağdan günümüze birçok ressamın orijinal tablosunu görme şansım oldu. Bunları göz önüne aldığımda Dali’nin ilk dönem çalışmaları, Orta Çağ ressamlarının doğayı tüm natürelliğiyle betimleyen tablolarıyla boy ölçüşür. Salvador Dali’nin klasik resimleri dokunma hissi yaratacak kadar doğal ve detaylı çalışmalardır. Örneğin “Ekmek Sepeti”(Figueres-Dali Müzesi) tablosundaki ekmek dilimleri elinizle dokunmak isteyeceğiniz kadar doğal ve mükemmel görünürler. Dali, sanki doğanın o en saf, en çekici oluş halini isteyen bir özlemle yapmış gibidir “Ekmek Sepeti”ni. Kim bilir belki de kendi benliğinde yaşayamadığı oluşun en olağan halini arar gibi.

10 yaşından itibaren resim dersleri almaya başlayan Dali, klasik resim eğitimi almış; Michelangelo, Valezquez, Picasso ve Matisse’den etkilenmiştir.

16 yaşında1922 de Madrid’deki San Fernando School of Fine Arts’a kaydolan Dali buradaki çalışmaları ile ilgi çekti. Dadaist akımından etkilendi. Şair Federico Garcia Lorca ve film yapımcısı Luis Bunuel’ tanıştı. Okulda kendini sınava tutacak yetenekte kimse olmadığını söyleyerek, yönetime ters düştü. Okuldan atıldı. Aynı yıl Paris’e gitti, orada Picasso ile tanıştı ve çalışmalarından etkilendi.(1)

Ölüm, yıkım, cinsellik, değişkenlik ve çok anlamlılık sanatının başlıca temalarıdır.

Salvador Dali figürü tüm doğallığıyla çalışabildiği gibi, figür deformasyonunun ifadeciliğini de çok iyi vurgulama başarısını göstermiştir. Bunu bir dil halinde özgünleştirmiştir.

Salvador Dali’nin Gala’dan uzakta olduğu bir süreçte yaptığı, zamanın akarken, yıkıcı etkilerine dair resimler özgün dilini de oluşturmuştur. Eriyen saatlerle ve eriyen nesnelerle betimlediği düşsel resimler, akıp geçen zamanın kendisiyle birlikte çevresindeki her şeyi de silip götürdüğünü anlatır.

Resim tarihi hakkında da iyi bir birikime sahiptir. Sağlam bir eğitimden geçen Dali klasik resme hakimdir. Bunun yanı sıra çağdaş sanatçılarla yakın ilişki içindedir. Juan Gris, Pablo Picasso, Miro, Andre Breton, şair F.G. Lorca bunlardan bazılarıdır.

Gerek resim teknikleri, gerekse resim ekolleri anlamında deneysel çalışmaları çok fazladır. Zaten kurucularından biri olduğu sürrealizm akımı Rönesans sonrası doğan Maniyeralizm akımının devamı olarak da değerlendirilebilir. Resim tarihi ve geçmiş resim kültürü hakkında bilgisi sayesinde Maniyeralizm akımı üzerine geliştirdiği sürrealizmi bir resim ekolü olarak dünya kültürüne katmıştır.

Dali 25 yaşlarındayken psikanalizle tanıştı. Freud’un çalışmalarından çok etkilendi. Sürrealizmin çıkışını Freud’un fikirlerinde buldu. Freud’un bilinçaltı ile ilgili yazılarını ilgiyle takip ediyordu. Onunla tanışmak için sabırsızlanıyordu. Ancak Stefan Zweig’ın aracılığıyla 1938 de Londra’da tanışabildi. Freud onun için “fanatik-kalpten doğru bakan gözler, inkar edilemeyecek denli teknik yeterlilik gösteren fırça” der.(1)

O aslında sadece ressam değildir. Aynı zamanda iyi bir heykeltıraştır. Doğadaki nesnelerin bilinçaltındaki yansımaları olan bu düşsel heykel çalışmaları çok özel kurgulardır. Sürrealist çalışmaların en güzel örneklerini oluşturan bu heykeller insanın düş gücünün sınırlarını zorlar.

Bu çalışmaların bir kısmı estetik obje olarak gündelik yaşantımıza sokulmuştur. Yengeç bacağı şeklindeki telefon, mücevher tasarımı, heykel şeklindeki komodin, vs ile sanatı hayatın her alanında uygulanabilirliğini göstermek istemiştir.

Dali sinema ile de yakından ilgilenmiş. L.Bunuel, A. Hitchcock ve W. Disney ile film yaptı.

Dali yaşamı boyunca hep büyüleyici bir dünyanın peşinden koştu. Dahice buluşları ve yaşam biçimiyle “deli” yaftasını taşıdı. Aslında çocuk ruhundaki açılan yaranın izlerini silme çabaları, insanlığı güzelin başka bir boyutuyla tanıştırdı. Kim bilir belki de kendi benini aramak için çıktığı yolculukta, insanlığın zihnine ışık zerrecikleri saçtı.

Bilinçaltının ulaşılmaz alanlarında kendi olmanın hazzını yaşarken, insanlık adına da yeni açılımlar oluşturduğunun farkındaydı. Bu yüzden “Benim delilerden farkım deli olmamamdır” diyerek aslında kendi dehasının farkında olduğunu ifade etmiştir her fırsatta.

Kaynaklar: (1) Avrupa Resminde Gerçeklik Duygusu –M.Ş. İpşiroğlu- S. Eyüboğlu

(2) Wikipedi

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 36
Toplam yorum
: 32
Toplam mesaj
: 14
Ort. okunma sayısı
: 8392
Kayıt tarihi
: 11.07.08
 
 

İzmirliyim. İstanbul Üniversitesi Dişhekimliği Fakültesi mezunuyum. Serbest çalışan diş hekimiyim. M..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster