Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Mart '10

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
416
 

Sarı Bilge'den duyuru

Sarı Bilge'den duyuru
 

Ben Viki, nam-ı diğer; Sarı Bilge:)


Merhaba,

Bu blog Nilüfer’in 200. blogu.. “Bana da defterinden bir sayfa verir misin” diye, başının etini tırmıklıyordum, ne zamandır. “Ne demek tükkân senin güselim” dedi. Sonra da merakla, ne yazacağımı sordu. “Tabii ki yaşlı dünyamız, biz dört ve iki ayaklıları, bi de kanatlılar hakkında yazacağım” diye cevap verdim.

Öncelikle kendimden bahsetmek istiyorum. Ben Viki. Viki Çapa. Soyadımın Çapa olmasının nedeni, tırnaklarımı artık kestirtmememden ileri geliyor. Nil beni, kö-ke-ku-ba’ya tırnaklarımı kestirmek için götürüyor ama ben öyle bi şirret şekilde bağırıyorum ki, Uğur beyciim, beni kafesimden dahi çıkaramıyor. O yüzden soyadım Çapa’dır. Yoksa sosyeteye dahil değilim.

Tam tersine Nil, beni arka bahçeden aldı. Bu arada Nil bana –Sarı Bilge- der. Benden alacağı çok dersler varmış. “Tamam” dedim. İzlesin ve öğrensin bakalım, sesimi çıkarmıyorum. Ne diyordum, kendi lafımı kendim kestim. Tamam kaldığım yerden devam ediyorum. Sosyeteye dahil olmadığım gibi, soyum oturduğumuz apartmanın arka bahçesinden geliyor. Babama Nil, -Deli Petro- diyormuş. Babam kızdığında, ortalığı kırana geçiriyormuş. Nil’de bana kızdığında “n’olcak Deli Petro’nun, deli kızı” diyor. Evet genelde sakinimdir, ama damarıma basıldığında ortalığı ayağa kaldırırım. Özelliklerim bütün kediler gibidir; yemek yemeyi, oynamayı ve bol bol uyumayı severim. Nil ben uyandığımda, “ooo sabah, akşam, öğlen, -ne zamansa artık- şerifleriniz hayırlı ossun, mutlu akü, epey bi şarj oldunuz, iyi geldi mi?” diye sormayı ihmal etmez. Ben de esneyerek, mutlu olduğumu ifade ederim.

Aslında bu kadar kendimden bahsetmeyi sevmiyorum. Ama bilirsiniz işte, ilk yazım olduğundan…

Nil’in sayfasında, zaman zaman yazılar yazacağım. Tabii kendimi anlatmayacağım. Geçen gün gazetede, ekmek parası için çöp toplayan insanlar vardı, onun haberini gördüm ve epey ilginç geldiğinden, ilk yazımda onlardan bahsetmek istiyorum.

Bi yaz gecesi Nil, bi film izlemişti. Gece 11.45 isminde. Başrolde Feridun Düzağaç vardı. Yazgısı bir gecede değişen insanın hikâyesiydi. Başroldeki adam, bi kaza geçiriyor ve sonrasında kendisini çöp toplayıcı olarak buluyordu. Yarı belgesel niteliğinde olan bu filme uyuyup uyanarak göz ucuyla bakmıştım. Ve çöp toplayıcılarının yaşamları hakkında normalde göremeyeceğim kadar bilgi sahibi olmuştum. Sokak kedilerini de, bi nevi çöp toplayıcılarına benzetiyorum. Onlar da bütün gün çöpün içinde, insanların atıklarından karın doyurmaya çalışıyorlar.

İnsan çöp toplayıcıları da aynı şekilde, ekmek parası çıkarmak için didiniyorlar.

Nil’in dediğine göre, yirmi otuz yıl önce, yoksulluk; acıma, acındırma, kimsesizleşme nesnesi olarak somutlaşan yoksulluk, şimdilerde, dışlama, korku ve nefret nesnesi haline gelmiş. Ve çöp toplayıcıları bu ülkenin en alt basamağında duruyor. Ben doğal olarak yirmi, otuz yıl öncesini bilmiyorum, ama bugünleri çok iyi görüp, değerlendirebiliyorum.

Size bir çöp toplayıcısından bahsedeceğim: M.Ali Mendillioğlu. Ankara’da yaşıyor ve ortaokul terk. Buna karşın Geri Dönüşüm İşçileri Dergisi Katık’ı çıkarmaktaymış arkadaşlarıyla birlikte. Aynı zamanda 400 üyeli Ankara Geri Kazanım Derneği’nin kurucu üyesiymiş. Dernek, Diyarbakır ve Adana’da örgütlüymüş. Ali Bey ile arkadaşları çöp toplayarak, çöplerin arasında yaşamak için direnerek, 2002 yılından beri NATO karşıtı eyleme, Eğitim-sen’in kapatılması eylemine, “12 Eylül” yargılansın eylemine, doktorların Beyaz Eylemi’ne ve tüm 1 Mayıs eylemlerine katılmışlar. Eylemlerde “Kapitalizmi tarihin çöplüğüne atmayın çünkü beş para etmiyor!” yazılı dev bir pankart da taşımışlar.

M.Ali Mendillioğlu’na şöyle bir soru sorulmuş: Bu ülkenin yoksullarından nasıl bir sol çıkar? Cevap: Ben çok bilmem ama herhalde bu yoksulluktan, önce kendine solcuyum diyenleri kesen bir sol çıkar. Çünkü bizimle yan yana durmadılar. Yoksulların yanında durmaya tenezzül etmediler.” demiş.

Bu sistemde onların üzerlerine basamak olarak çıkacakları bir sınıf yok. Onları sokaklarda gördüğünüzde, büyük çoğunluğunuz, biliyorum ki gözgöze dahi gelmek istemiyorsunuz. Onlar var ama yok farz ediliyorlar . Belki de utanıyorsunuz, belki de kendinizi suçlu hissediyorsunuz, bilemiyorum.

Çöp’ten adamlar ezildikçe eziliyor. Aslında çöp işinde çok para olmasına rağmen, çöp’ten adamların bu denli eziyet çekmeleri de ayrı bi konu ya…

İlk yazımda ansiklopedik bilgi verir gibi, sıkıcı bi şekilde anlatmak istemezdim fakat bu konu öyle sohbet edilecek türden de değil. En sevmediğim şeyse; sıkıcı olmak; sıkıcı insanlar, kedilerdir... Varın siz bana “pööff çok sıkıcısın Sarı Bilge” deyin, hiç umurumda değil. Öğrendiğim bilgileri size aktarmazsam çatlarım.

Sahibi belli olmayan, sokağa bırakıldıktan sonra kimsenin üzerinde hak iddia edemediği bu çöpler, belediyelerin ve sermayedarların ilgisini de çekmiş. “Çekmese şaşardım. Hemen cawslayın!” Milyon dolarlardan bahsediliyormuş. Belediyeler yabancı ortaklı Türk firmalarla anlaşıp, geri dönüşüm sektörünü sadece büyük firmaların para kazanacağı bir alan haline getiriyorlarmış. “Aksi durum söz konusu olsaydı, güzel beyaz ve uzun bıyıklarımı şakkk, diye kökünden keserdim.” Firmalar var olan çöp toplayıcıları ile kölelik anlaşmaları yapmaya çalışırlarken, konuya uyanıp, duruma manzara koyan, çöp toplayıcılarının arabalarına el konulup, depoları çatır çatır yakılıyormuş. Sistem size tanıdık gelmiştir sanırım. Durun daha bitmedi, depoları belediye tarafından yakıldıktan bir sonra büyük firmadan biri gelip kendileri için çalışırlarsa “rahat!” edeceklerini açıklıyorlarmış!!! Ne güzel bi kapitalizm hikâyesi değil mi? Pardon “masalı” desem, sanırım cuk oturcak…

Ankara Geri Kazanım Derneği ise çöpün adil bi biçimde yeniden düzenlenmesini talep ediyor. Belediye ve firmaların, her insan bir günde 250 kilo çöp toplayabilecekken günlük 4 ton üzerinden anlaşma yapmaya çalışması, doğal olarak bu gerçekleşmeyince düşük maaşla, sigortasız çalıştırılmak istenmeleri, yasasız, sistemsiz anlaşmalar yapmaya zorlanıyorlarmış

Ne kadar adilane!

Hey insanlar, -havvakızı, ademoğlu- önce titre, sonra silkin ve kendine gel. İnsanlık yok oluyor… Mahvolan doğal ortam da işin katmerli bonusu deyip, noktayı koyuyorum, NOKTA

Hadi çav bella. Çok konuştum. Çok uykum geldi.

Not: Yazım biliyorum çok ciddi oldu. Yine yaşlı dünyamız hakkında yazmaya devam edeceğim. Sorunlar, sorunlar, ahhh duyarlı bi Anadolu sarmanıyım, hayatın bilgesiyim… tekrar çav, bi de mırnavvv…

Kaynak: Radikal

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

pek asil bakıyor. Bence Viki'nin daha çok yazmasına imkan sağlayın. Blog Bakım Kirası adı altında bir ücret de talep edebilirsiniz:) Çöp toplayıcılarının hali içler acısı. Ben de son şiirimden bir önceki blog'umda aynı konuyu işledim. Galiba çeşitli şehirlerde çekçekleriyle protesto yürüyüşü de yapıyorlarmış. Zavallıcıklar paraya dönüştürecek bir şey bulamazlarsa ne yapacaklar? Beni düşündüren, işin bu kısmı. Sevgiler.

Ata Kemal Şahin 
 18.12.2010 16:41
Cevap :
Merhaba, Viki kedi kızım diye söylemiyorum ama asildir gerçekten de:) ... da biraz tembel iki yazı yazdı bıraktı! çevre hakkında yazmaya devam edecek ama. Sizin yazınızı okudum. Aslında o yazıda Romanlara birçok sorunu birden işlemişsiniz. Sulukule'den Taşoluk'a sürülmeleri, -ki Sulukule'ye de Osmanlı döneminde sürülmüşler. Şimdi arsa değeri yükselince yine sürgün.:( Ve Taksim'deki çiçekçi kadınların kaldırılacağını duymuştum. Umarım gerçekleşmez. Mesleklerini yapamıyorlar ve bu da onların kanun dışı işler yapmalarına neden olur. Halbuki onların varlığı bir renktir şehirde. Herkesin yaşam hakkı, mesleğini yapma hakkı olduğu gibi onların da olmalıdır. Zor, çok zor. Elinize sağlık, selamlarımla...  18.12.2010 18:31
 

Bir tane de benim arka penceremdeki komşumda var sarı bilge:) minik bişey.. tek gözü hasta. Sanırım sokaktan aldılar. Bana dik dik bakıyor ööle hiç kımıldamadan. Sanırsın ki biblo... ben daha çok hava karardıktan sonra görüyorum çöp karıştıran arkadaşımızı. Eline naylon poşet geçirerek ayıklıyor işine yarayanları. İç karartıcı, acıtıcı bir tablo elbette.. bizler ne kadar, nereye kadar ne yapabiliriz bilmiyorum. 200. blogun kutlu olsun, nice güzel paylaşımlar diliyorum arkadaşım. sevgiler, selamlar..

sema öztürk 
 06.03.2010 20:23
Cevap :
Bu bilgeler çok bilge valla. Bi de ööle dik bakmaları yok mu? Çok şekerlikler:) Balerin gibi zarif hareketleri var. Sokaktan bi tane de olsa kurtarmak bana daha iyi geliyor. Gerçi pet shoplarda satılanlara da çok üzülüyorum, orda minicik bi kafesin içinde tutuluyorlar. Çöp toplayıcılarına ayrıştırararak vermekten başka bişey yapamıyorum arkadaşım. Kutlaman beni çok mutlu etti, çok teşekkür ederim:) selam, sevgilerimle:)  07.03.2010 12:00
 

Yazı yazmayı ben de bilmiyorum. Nil'e söyledim o yazdı. Gazetedeki çevre sayfalarını okumaktan zevk alıyorum. Tabii bu kadar çok okuyunca bildiklerim bana kalmasın dedim, ne kadar çok okuyan olursa o kadar iyi olur, diye düşündüm. Arkadaşım başının etini çok tırmıklamadım inşallah. Sana, karddeşlerine ve Orti'ye, annene babana çok selam gönderiyorum. Hepinize en içten sevgilerimle.:)

Nev 
 06.03.2010 10:28
 

Benim de bi çok adım var. Kedi- Bilgi- Sayar. Babam bana kedikedi diyor; Bilgisayarın üstüne uzanmayı çok sevdiğim için(esasında annemin ilgisini çekmek için bunu yapıyorum) annem de bana "Bilgi" diye sesleniyor. "Sayar" da soyadım oluyormuş. Gönlü olsun diye sesim çıkmıyor ama ben onun kızı olduğuma göre benim soyadım neden başka oluyor onu anlamış değilim. Biliyorsun bu iki ayaklıları ayaklandırmamak gerekiyor. Annemle biz parkta tanıştık; benim üç patim ve bir kulağım var: Annem bana çok güzel olduğumu söylüyor ona inanıyorum; diğer kız kardeşlerimin (7) kendilerine ait odaları var bahçeye bakan bol pencereli ve aydınlık...Ama ben gece gündüz annemin yanındayım. 14. Şubattan beri onu göremiyorum ne zaman gelecek bilmiyorum. Yazı yazmayı nerede öğrendin? Kekolej mi bitirdin? Okumasını biliyorum ama tek (ön )patiyle yazamıyorum bu satırları ben söyledim Orti ablam yazdı. Hoşça kal Viki balığın bol olsun Kedi, Bilgi Sayar

Alev Meisel 
 05.03.2010 22:58
Cevap :
Sayfama hoşgeldin Bilgi arkadaşım:) Ne güzel bi kedi dostla yazışmak. Evet biz onlarım hem kızıyız hem de başka soyadı veriyorlar. Kızıyorum ama ben. Benim annem de bilgisayar başına oturuyo, habire ekran karşısında okuyup yazıyor, çok kızıyorum öyle yapınca, benimle fazla oynamıyo, halbuki ben oyun oynamayı çok seviyorum. ben de ona vızıldayıp duruyorum, dolap kapaklarını açıyorum, masasının altında dolaşıyorum. Ohhh canıma değsin:) Senin annenle tanışma hikayen ne ilginçmiş. Benimki de öyle. Benim "mide fıtığı" hastalığım var. O yüzden yaş mama, kokusu çok güzel olsa dahi yiyemiyorum. Kuru mamayı az ve sık yiyorum. Ben senin çok güzel olduğuna inanıyorum. Yazdıkların bunu ifade ediyor çünkü. Ne güzel çok kardeşin varmış. Ben tek çocuk sendromu içersindeyim. Annem bazen almak istiyor ama benim o yavruları döveceğimden korkuyor. Başedemem diye korkuyor. Annenle ayır olmana üzüldüm. Umarım annen en kısa zamanda gelir ve doya doya sarılırsınız. Yazı yazmayı sormuşsun,  06.03.2010 10:24
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 246
Toplam yorum
: 1381
Toplam mesaj
: 276
Ort. okunma sayısı
: 982
Kayıt tarihi
: 15.02.08
 
 

Hepsi kurgu... ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster