Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Ağustos '08

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
211
 

Sevenleri birbirinden ayırdılar

Sevenleri birbirinden ayırdılar
 

Onlarla ilk tanışmam çocukluğumun ilk yıllarına dayanır. Daha ilk tanışmamızda aşık olduğum bu ikili ondan sonra da bir daha ayrılmayacak gibi hayatımın bu anına kadar benimle beraber oldular.

Annemin tanışmamıza fırsat yarattığı ikili her daim evimizde görülmezdi, ben görmek istememe rağmen. Ama bazen kural dışı da olsa onları evimize getirtebilmenin yollarını aramıyor değildim. Bu arayışlarımın sonunda bazen yalnız birini evimize konuk ettiysek te ikisinin bir aradaki bulunmalarının verdiği tatlarını, hiç beraberlerkenki gibi tadamadım. O zaman bir kolu bulunmayan insan görünümü gibi gelirdi onlar bana.

Oysa biz onları genellikle bayram sabahları, önemli gün ve mübarek kutsal gecelerde görürdük beraberce evimizde. Yalan olmasın bir de misafir geldiğinde şıp diye damlarlardı.

Oysa ben çocuk kalbimle onları misafirlerle hiç paylaşmak istemezdim. İsterdimki hep benimle ve benim için evimizde bulunsunlar.

Bu ikiliden birini diğerinden hiç ayırmadım. Yani birini daha çok seviyor değilim. İkisini birden sevmek çok acı ve belkide bazı durumlarda riskli ama ne yaparsın, gönül bu fermen dinlemiyor. Tekli geldiklerinde dudaklarımı büzer, onlara karşı ilgisizliğimi dile getirircesine nisbet yapardım. Buna mızmızlık diyebilirsiniz. Ama eğer siz de onları benim denli erken tanımış ve sevmiş olsaydınız benden farklı olamazdınız.

Evimize daha ilk adım attıklarında adeta kokularını duyardım. Zaten içlerinden birisi laf aramızda biraz pasaklıydı ve müthiş te bir kokusu vardı. Ama onu çok sevdiğimden bu kokusuna bile bayılırdım. Çünkü onlar gelir gelmez annem, bu koku ve görüntülerinden arındırırdı kendilerini. Fazla değil, 20-25 dakikada bambaşka bir şekil ve kokuya bürünürlerdi. Hele bu işlemden sonra bir de yanyana gelince deymeyin görüntüye. Allah bu ikiliyi birbirine öyle yakıştırmış ve beğendirmiş ki deme gitsin. Bazı anlayışsızlar ve gereksizler bu ikilinin yanlarına sokularak kendilerini yamamak istediklerinde bile kıskandım onları. Onlar beniim için ne düşünürlerdi, diye merak ediyorsanız hemen söyliyeyim. En az benim onları sevdiğim kadar onlarda beni seviyorlardı. Nereden anladın diye sorarsanız hemen söyleyeyim; evimize geldiklerinden kısa bir süre sonra başka biri olurdum adeta.

Yanaklarım kıpkırmızı, yüzüm güleç, bütün vücudum dipdiri ve zinde olurdu.

İşin garibi bu ikiliyi sadece ben değil, biri hariç tüm ailemiz severdi. Mübareklerde sanki şeytan tüyü vardı, yoksa herkesler böyle sevebilir miydi? Gerçi mütavaziydilr, kendilerini pahalı saymaz hemen hemen her Türk aile ve evinin sevgilisiydiler. Gerçi çekemeyenler de yok değildi. Hatta adam yerine koymayanlar bile vardı. Babam ve ailem başta olmak üzere, bu gibilere inat daha çok severdik biz onları. Yalnız kötü bir huyları vardı, genellikle kış mevsiminde evimizi ziyaret ederlerdi. Oysa ben yazın da onları evimizde görmek isterdim, ama nerede?

Yıllar geldi ve geçti ne bu ikilinin misafirlikleri ne de Türk insanının onlara olan sevgileri ve hayranlıkları hiç azalmadan günümüze kadar sürdü. Onların kokularını ilk duyduğumdaki genzimde oluşan tatlı tebessüm, midemde doruk noktasına çıktığında dünyalar benim olurdu. Ve inanın halen de öyle sürüyor. Belki annemin mangal üzerindeki ateşte yapıldığı kadar tatlı ve lezzetli değilse de, her yer ve mekanda yediğim Kurufasülyenin ve Pirinç pilavının tadını her daim alırım.

Çünkü sütten kesildiğimde yemeye başladığım ilk gözağrısı damak tadımdır Kuru fasülye ve Pirinç pilavı. Yemeklerin şahı, Türk misafirperverliğinin simgesi, aşın gerçek anlamı ve önemli günlerin vazgeçilmezi. İster ikisini biribirine katarak, isterse de ayrı ayrı olsun yemeye bayılırım. Ve benim gibi olan birçok Türk insanının da bulunduğunu çok iyi biliyorum. Ayrıca yanlarına aldıkları her kesimle de dost olan bu ikili; soğan, turşu, salata, şalgam, kola, ayran, yeşillik ne varsa dert ortağı sayarlar kendilerine. Mide ve barsakların da kesin dostudurlar ki Allah muhafaza zalim dertlere karşı da kalkanlardır. Ancak hahtada iki kez tüketilmeleri kaydıyla.

Esas mesele bu ikiliyi sevdirmek değil sizlere, zaten seviyorsunuzdur. Sorun şu ki bu ikiliyi birbirinden ayırmak istiyorlar. Hatta bir anlamda ayırdılarda. Eskiden, çok ucuz ve her evde devamlı olmazsa bile bulunduğu için; ''Kuru fasülye de kendini nimetten sanıyor'' derlerdi. Kişilerle bağlantı halinde de bu cümle kullanılsa da genellikle mecaz değil, gerçek anlamıyla kullanılırdı.

Günümüze gelindiğinde artık bu ikilinin yanyana olması lüks oldu denilebilir. Özellikle pirincin fiyat artışı bu ikilinin arasına kara kedi gibi gireceğe benzer. Oysa bunlar birbirleriyle tamamlanırlar ve '' Fasülye aşı'' olurlar. Eğer bu ikili birbirinden ayrılısa her alanda olduğu gibi yemek kültürümüzde de bir aşınma ve bozulmayla karşı karşıyayız demektir. Bu da çok acı olacaktır. Hele Pizza'nın lahmacun ve çiğköfte'yi bile solladığı bir dönemde, yemek kültürümüzün bu acıyı yaşamasını ben şahsen hiç istemem.

Türk kültürü içerisinde ağırlıklı bir yeri olan bu ikilinin sfralarımızdan ayrılmaması dileklerimle.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 4
Toplam yorum
: 3
Toplam mesaj
: 6
Ort. okunma sayısı
: 474
Kayıt tarihi
: 28.08.08
 
 

Eğitim yüksek okulu mezunu öğretmenim. Yazacaklarımın okunacağına olan inancımdan okuma ve yazmayı s..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster