Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Şubat '15

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
359
 

Sevgi sencildir!

Sevgi sencildir!
 

“Silently you set a tear!”

Bazen olur sessizce ağlarsın!

Bazen olur hıncından sessizce bir çığlık atarsın ve ...

Bazen olur, tüm gücünle dünyaya bağırmak istesen de, yutkunup “başarırım” dersin! “İnanıyorum; bir gün başaracağım!”

En tehlikeli çığlıktır sessizlik! Dalga-dalga, çağla-çağla düşer gönlüne ve görülmez dışarıdan ve herkes mutlu olduğuna emindir. Oysa gülümseyeceğim diye dişlerini sıkarsın! Onların çok hoşlarına gider ve gönlünü bildiklerinden rahattırlar!

Oysa, oysa? Gönlünü senden başka dinleyen var mıdır?

Bence yoktur!

Gönül ağrısı aşk ağrısı değildir. Gönül ağrısı sevilmemiş, örselenmiş ve yalnız bırakılmış, bir kalbin ağrısıdır!

“Dünyanın tüm güçlerini etrafıma alsam, yine de gönlümdeki korkmuşluğa bir çözüm getiremem!”

Kalp gerçekten solar mı?

Kiremit rengi bir tuğla üzerine kalbinizi koyun. Ne göreceksiniz? Kalbiniz solmuş mu?

Ya da bir balık teknesi kepçesinde yüeğinizi bulursanız, ne renk olacak?

Daha da zoru, kesilen bir ağaç gövdesinden kalbiniz çıkarsa, o zaman hem ağaca, hem de kendinize ne diyeceksiniz?

Evet, kalp gerçekten solar! Çünkü astarla rengini değiştiremezsiniz, kalp kaslarıyla renk bulacaktır ve onu düşürdüğünüzde, yerden kaldırmak kolay mıdır?

Okuduğum bir kitabın ilk cümlesiydi: “Gen bencildir” diyordu!

Aynı şekilde ben yazsaydım: “Aşk ve gen bencildir” derdim. Ama kastettiğim ne aşk olurdu, ne de gen! Çünkü benim bahsettiğim şey benim kontrol edebileceğim şey olmalıydı!

Hayatta neyi kontrol edebildik ki? Her şeyi!

Benim sevgili büyüğüm, mentorum, bazen abim, bazen babam Prof. Dr. Hamdullah Aydın der ki, “Denetleyemediğin yaşam, senin değildir”! Ben duygularımı öğrenip sınıflandırmayı ona borçluyum ve aynı zamanda zekamı kullanmaktan korkmamam gerektiğini, hayatın beni önemsemediğini oysa benim kendi düşüncelerimi önemsemem gerektiğini ondan öğrendim!

Ben ise düşüncelerimin parlaklığını uzaydaki yıldızlarla çoğu defa karıştırmış birisiydim ve bazen yıldızın kendisine dönüşebiliyordum.

“Yıldız olmak, hayat için önemli değildir. Yıldız da yıldızlığını yapacak!”; Anıl Yiğit!

Bir gün gölgede hayatın güneşinden kaçıp serinlemeye çalışırken gölgede yaprakların üzerime yağdığını hissettim. Gölge ben miydim yoksa bana gelmeyen ışık mı üzerimde gölge oluşturuyordu! Yoksa içimdeki karanlık adam hayatımı gölge gibi dışarı mı çekmişti! Ah şu görecelik kanunu, vektörler, nispilik, “Relativity”, nasıl da hayatımı belirledi ve bu sayede Einstein’i bile algılıyorum!

Gariptir değil mi? Yahudiler bu dünyayı değiştiren insanlar! Türkiye’nin gelişmesinde de onların payı var!

Dünyaca ünlü herkes Yahudi; Einstein, Spielberg ve falan filan! Neden acaba? Kutsal kitapları yoksa doğruyu mu söylüyor? Gerçekten onlar seçilmişler mi?

80 ihtilali sonrası 1mayıs günü, Ankara Sıhhiye köprüsü altında, yaklaşık 6 saat, Kenan Paşanın arabasının geçmesini beklemiştik. Açlık, susuzluk veAtatürk bayrakları! Bayılmak üzereydim fakat Kenan Evren arabasıyla geçti ve biz bayrak salladık! Herkes iyi yaptığından bahsediyordu. Ne de olsa bir çok kişi ölmüştü. Ve biz de sokakalara çıkmayalım diye öğretmenler vampir hikayesi uydurmuştu. Elinde kanlı bir bebekle vampir bizi dışarıda bekliyordu! 12 yaşındaydık ama bir gün arka bahçeye bakan cam bir elle vurulduğunda öğretmenimiz dahil hepimiz sıraların altına saklanmıştık!

Vampir hikayesi işkence hikayesinden kat kat iyiidir! Yıllarca dinlediğim işkence hikayelerini bu satırlarda anlatmak istemiyorum. Bunun sebebi işkenceyi yapanları saklamak değil, işkence görenlere acımanızı istemiyorum. Ya da keskin nişancı bir DEV-SOL erkeğinin, tövbe edip bir meleğe dönüşmesini, burada anlatmak istemiyorum! Hukuk dışı kutsanmış binbir hikaye, buradaki satırları gölgede bırakamayacak!

“OUTLAW”; kanun kaçkını bir sürü insan Türkiye’de demokrasinin sürmesi için hüküm vermiş! Hepsi de garip şekilde İYİ NİYETLİ!

Ben akıllı bir baba tarafından yetiştirildim. Bana hayatın romantik olduğundan hiç bahsetmedi! Hayatın pisliğinden gelen babam, şanslı bir insan olsa da, şansını hep yaratan adam olmuştur. Bir gün vapurla iskele arasına düşen kadını, resmi kıyafeti olmasına karşın, bacaklarıyla çıkarmayı başarmış ama yine de kadını kurtarmayı başaramamıştır.

Kalp üşür mü? İşte böyle durumlarda üşür! Vicdanınız kanar mı? Böyle durumlarda asla!

Evet, ben hayatın sert rüzgarıyım! Poyraz eserim ve benim de görevim bu; hayatı yanlışlarıyla cezalandırmak!

Ne zaman küçük bir çocuk gibi bilinçsizce düşündüm diye sorarsanız, hiç hatırlamıyorum! Olgun yaşta olmayan olgun fikirli çocuk denirdi bana!

Sevgili babannemle Eminönün’nde ilk namaz kılışımız onun arkasından yaptığım haraketler ve belki de bir kadının arkasında ilk namaz kılan erkek benim! Canım babannem! Hükümet gibi bir kadındın! 170 cm boyunda bir Arnavut kadını sert mizaclı fakat sevgi dolu kocaman bir kadın! Cahil ama öğrenen bir kadın, bana yeni öğrenmiş olduğu yazıyla mektup yazabilen o cesaretli kadın! “Sen diğerleri gibi değilsin” derdi, “sen çok akıllısın!”.

Sevgili Babanneciğim, daha yeni akıllandım ben! Ama sen ileriyi görmüşsün...

Evet, işte çok sevdiğimiz bir insanı kaybedip hatırladığımızda gözlerimiz kaşınır, yüreğimiz yanar. Onu ne kadar çok özlediğimizi fark ederiz.

“Aşk ve gen bencildir ama sevgi kesinlikle sencildir!”

Solan kalbinizi renklendirir sevgi ve yüreğinize umut aşılar! Ve yaşam artık yere iner, siz seviyesine ve rahatlarsınız...

Evet, kesinlikle sevgi sencildir!!!

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yazınız "sevgi" konusu, "sevmek" eylemi ve onunla ilintili arayış ve davranışlar üzerine değerli bir analiz... Kutlarım! W. Goethe" ye göre:"Sevgi insanoğlu/kızının içinde yaşayabileceği en güzel iklimdir!". E. Fromm ise 'Sevme Sanatı'nda sevgiyi bir yansıma olarak ele alır ve "içten ve sağlıklı ise, sevilen kisiden yansıtıp seven kişiye geri döner, yoksa yeterince içten ve sağlıklı değildir" der. Fromm burada sevgiyi"ilgi+ bilgi+sorumluluk ve saygıdan" oluşan dört alt bileşene ayırırarak onu bu dört temel unsurun sağlıklı bir bütünü olarak görür. Bu konuda gündeme getirdiğin "Sencil" kavramı özgün ve yaratıcı bir içerik taşımakta. Ama bizde sevgi olayı -ve özellikle evlilikler- 'cümbür cemaat', 'maaile', 'sülalece' yaşandığından bu kavram "Sizcil"e doğru evrilerek içinden çıkılması güç bir sorunlar yumağına dönüşmekte! Saygı ve selamlarimla...

Ersin Kabaoglu 
 27.02.2015 11:53
Cevap :
Yorumunu ayakta alkışladım; ret edeceğim veya ilave edeceğim bir şey yok... Eline Sağlık...  28.02.2015 11:02
 

Çok Çok güzel bir yazı olmuş Anıl bey. "Sevgi sencildir" cümleniz bana "rağmen sevmek" cümlesini anımsattı. "Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var" der ya şair, evet yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var. Sevgi hele "rağmen sevgi" asla sözle ifade edilebilen bir şey değil. Sevgide "rağmen"den bahsedebilmek için yaşamak görmek ve daha önemlisi yaşattıklarıyla bunu sevilenlere göstermek gerek... Bu güzel yazı için sizi tebrik ediyorum. Saygılarımla..

Papatya Tarlası 
 26.02.2015 13:17
Cevap :
Tabi ki sencillik zor bir iştir. Bu yüzden çok az insan sencil olabilir. Beğenmenize çok sevindim... Saygılar,  28.02.2015 11:03
 

Çok özgün bir yazı, blog sınırlarını aşıyor. Böyle kabına sığmayan yazılar burayı, blog ortamını ayrı yerlere götürüyor. Saf, olması gerektiği gibi ve olması gerektiği kadar kişisel, kabulleniş ve belki/biraz karşı çıkış sarkacında gidip gelen duygu ve düşüncelerle bezenmiş sözcükler. Ben çok sevdim, okurken etkilendim. Olgun düşünceli çocuk sözünü sevmedim yalnız. Sen yazdığın için değil, çocuk doğasını yaşayabilmeli Çocuk çocuksu olmalı, aklı bir karış havada, neşeli ve ölümsüz!Çocuklara akıl ve oldunluk yüklemeye çalışmak onları erkenden yaşlandırmak gibidir. Bak hızımı alamadım ve gidiyorum. Ancak bu kez blog yazmayayım, bu güzel yazıya layık bir yorum olsun, yeter. Sevgi, aşk... Bunlar o denli özel ve öznel ki herkes kendine göre ve kendince tanımlar ve kimseninki de yanlış olmaz. Eline sağlık dostum.

Güz Özlemi 
 26.02.2015 11:43
Cevap :
Ben ama kendimi de hiçbir zaman çocuk hissetmedim. Belki çevremden daha çok kendim de suçlu olabilirim. Ben de seninle hem fikirim; her çocuk çocukluğunu yaşamalıdır. Aksi takdirde yıllarca bunun eksikliğini hisseder... Evet, blog gibi blog oldu ve içime son derece sindi.. Düzeyi özellikle, çok yüksek! Beğenmene çok sevindim dostum... Teşekkür ederim...  28.02.2015 11:07
 

Bencillik veya sencillik gibi kelimler ve kavramlar üzerinde tartışmak ne kadar doğru olur bilemiyorum. Çünkü insanoğlu sonuçta doğası gereği güçlü bir ego ile donatılmış olarak dünyaya gelir ve içselleştirdiği ezberleri kolay kolay bozamaz. Yalnız sevgi dediğimiz duygusallığın zorunlu olarak dış dünyanın objelerine yönelik bir duygusallık olduğu bence tartışılmaz bir gerçekliktir. Örneğin "elma" yı seversiniz ama bu sevgi "elma" nın hayrına bir sevgi değil aksine kişinin kendi egosunu tatmin eden bir sevgidir. Eşe, sevgiliye karşı sevgide durum biraz karışıkmış gibi görünse de zaman zaman bu tür sevgilerinde kin ve nefrete dönüşmesi son tahlilde sevginin sübjesinin insanın kendisi olduğu ortaya çıkar. Sevgi ve selamlarımla

Matilla 
 25.02.2015 21:43
Cevap :
Mustafa bey, haklısınız... Ego hepimizi ayakta tutan bencilliğin ve aynı zamanda karakterimizin temelini oluşturan unsur; ben duygusu... Fakat insan iyi bir terbiyeyle egosunu yenip sencil olabilir... Ama herkes mi? Tabi ki hayır... Değerli katkılarınız için teşekkür ederim! Saygılar  28.02.2015 11:05
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 613
Toplam yorum
: 1635
Toplam mesaj
: 19
Ort. okunma sayısı
: 273
Kayıt tarihi
: 10.04.11
 
 

Eric küllerinden doğduktan sonra dünyada büyük değişiklikler olsa da Türkiye'de çok fazla şey değ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster