Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Mayıs '12

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
1264
 

Sevgili Hocam

SEVGİLİ HOCAM

Yazarı: Haydar Göfer

Dostluk ve Sevgiyle

Bu kitaptaki mektuplar Mete Akyol'un benden yayınlamak üzere adeta kopararak aldığı, yirmiyedi yıllık "kolej"deki öğretmenliğimin birikimi. Ben de onun ricası ve ısrarı üzerine öğrencilerimin o günkü duygularını ileten, içtenlikle yazılmış mektupları kaybolmasın, yaşama geçsin, istedim.

Mutlu oldum "kolej" de onlarla kaynaşarak öğretmenin, öğretebilmenin zevkini onlarla birlikte yaşadım. Beni, bu mektupları yayınlamaya, mutluluğumu onlarla ve onlara eklenecek diğer okurlarla paylaşıp çoğaltmak isteği zorladı biraz da...

Derslerdeki tartışmaları "mavra " olarak yorumlarlardı, haklı idiler, üç-dört yüz yıllık, hayatiyetini yitirmiş, kulaklarının alışık olmadığı, dillerini bile yadırgadığı bir dilin edebiyatı başka türlü sevdirilemez, öğretilemezdi. Bu acı ilacı ancak böyle yutturabildim. Yanlış yaptımsa günah benim; doğru yaptımsa sevabı benim. Onlarla sevgi köprüsü kurdum, sevgisiz öğretim yapılamayacağı için övüncü benim.

Bu kitap, onlara yitmemiş, eskidikçe pekişen sevgimi ulaştıracak; dünlere götürecek, ruhlarını, anılarını canlandıracak, tazeleyecek bu duygulara diğer okurların heyecanını etkileyecek, sevinci benim.

Kitabın hazırlanışında emeği geçenlere, bana maddi ve manevi destek veren beni yüreklendiren öğrencilerime; özellikle önce öğrencim sonra arkadaşım, daha sonra ailecek kırk yıllık dostum olan Mete Akyol'a, özverili emeğini esirgemediği için minnet ve şükranlarımı sunmayı bir borç biliyorum.                                                                                                                                       Haydar Göfer

Sevgili Hocam'ın en büyük özelliklerinden bir tanesi de "Rekorlar kitabına" geçebilecek nitelikte olmasıdır. Elinizdeki bu kitap, bilir misiniz yeryüzünün en uzun sürede yazılan kitabıdır. Birinci sayfası 1953 yılında yazılmıştır, son sayfası 1985 yılında yazılmıştır. Yazar açısından da özel bir rekorun sahibidir. Dünyada tam 47 kişi tarafından kaleme alınan ilk ve tek kitaptır.                                                                                                                                                Mete Akyol

TARSUS AMERİKAN KOLEJİ EDEBİYAT ÖĞRETMENİ HAYDAR GÖFER'İN ÖĞRENCİLERİNDEN MEKTUPLAR                                                                                                                                                                                                                                                          

Sevgili Hocam,                                                                                                                 14 Mayıs 1953 Ankara

Ahmet Koç, hocası için kaleme aldığı bu mektubunda dünyanın içerisinde bulunduğu samimiyetsizlik ve insanların içerisinde bulunduğu bencillik gibi kötü duygu ve düşüncelerinden duyduğu rahatsızlığı ifade ediyor. İnsanlara acıdığını ve karşısına samimi bir insanın çıkmasını arzu ettiğini ifade ediyor.                                                          

 Ahmet Koç

Sevgili Hocam,                                                                                                                             15 Mayıs 1953 

Sırrı Başlamışlı bu mektubunda öncelikle mektup yazmadığı için özür dileyerek, hocasının günlerinin imtihan kağıtlarını okumakla geçtiğini ve mektuplara ayıracak zamanının olmadığını belirtiyor.

Muhterem Hocam,

Engin Ünsal bu mektubunda hocasına yaşadığı şehirden bahsediyor. Şehre bir türlü alışamadığını söylüyor. Çok fazla ders çalıştığını, sınavlara iki ay olmasına rağmen kitaplarını bitirdiğini, mektubu yazarken çok yorgun olduğunu aktarıyor. Okul gazetesinden sorumlu olan öğrencilerin kendilerine gazete göndermeleri ricasında bulunur.    

Ergir Ünsal

Muhterem Hocam,                                                         30 Ağustos  1956                                                             

Şevket Sabancı öğretmenleri Haydar Bey'in şu anda ikmale kalmış öğrencileri geçirmekle meşgul olduğunu düşündüğünü söylüyor. Mancherter'e tamamen yerleşir. Orada fazla Türk bulunmuyor ama olanlarla da gayet samimi olduğunu söylüyor. Erkeklerin iş çıkışı bir yerde toplanarak siyasetten konuştuklarını ama bayanların oldukça neşeli olduğunu söylüyor. İngiltere’de iki olayı müşahede ettiğini hocasına aktarıyor.

      1.  Halk sıra ve intizama oldukça riayet ediyor ve sıra bulunan kişi isterse üst düzey bir devlet yönetici olsun kimse onları ayıplamaz ve onlara sırasını vermediğini ve bunun kendisini etkilediğini söylüyor.

     2.  Bir de sokaklarda polisler sürekli caddede aşağı yukarı geziyorlar ve insanlara yardımcı oluyorlar. Bir gün yağmurlu bir günde, durakta beklerken polisin durağa gelip kendisinin otobüse binmesini beklediğini ve bundan çok mutlu olduğunu söylüyor. Burada imkan ve şartların insan yaşamına dolaysıyla öğrenimine olan katkısı aktarılıyor.                                                            

Şevket Sabancı              

Aziz Hocam,                                                                                                            25 Ekim 1956, İstanbul

Sınıfını pekiyi derece geçmiştir öğrenci, ama en kolay bir dersten geçirdiği rahatsızlık sebebiyle giremediğini ama daha sonra girince kolaylıkla ve pekiyi ile geçtiğini öğretmenine memnuniyetle bildiriyor.

Saygıdeğer Hocam Haydar Bey,                                                                                      14 Şubat 1957

Öğrencisi Selçuk Karadağ önceleri hocasına mektup yazmakta çekingen davranıyor. Öğretmeni Haydar Bey Edebiyat öğretmeni olduğu için imla hatası yapmaktan ya da düşük cümle kurmaktan korkuyor.

Okulda iken, gerek sınıfın, gerekse diğer sınıfların Marko Paşası, yani öğrencilerin dert ortağıymış. Öğrenciler her derdini açarmış. Burada öğretmenin rehber konumunda olduğunu ve öğrenciyle arkadaş gibi olması gerektiğini söylüyor.

Sayın Hocam,                                                                16 Kasım1957, Karlsruhe                                                                                          

Mektubu yazan Tandoğan Altınözek kısa süre önce başından geçen üzücü bir olayı öğretmenine bildiriyor. Almanyada ´´Türk Talebe Derneği´` diye bir dernek var ve Alman makamlarınca tanınan bu dernek 10 Kasım Atatürk’ü Anma Programı için yüz civarında öğrenciye mektup gönderir ama anma gününde sadece 14 tane öğrenci hazır bulunur. Bu olay Tandoğan Beyi çok üzer, bu vatan ve milleti kurtaran bir şahsiyetin anma töreninde Türklerin bulunmamasını vatan ve millet sevgisi ile bağdaştıramaz.

    

Sevgili Hocam,                                                                                      23 Kasım 1957, Menchester

Hasan Güleşçi bu mektubunda, İngiltere ile Türkiye'yi bazı açılardan karşılaştırıyor. Yaşadığı yere alışmanın çok zor olduğunu ve batılıların Türkleri sarıklı, onbeş karısı olan geri fikirli şarklılar olarak tanıdıklarını ve bunun önüne geçmek içi büyük bir propaganda faaliyetine ihtiyaç duyulduğunu belirtiyor. Sosyal hayatta da bayanların gece eve gelmeyince, ailesinin olanları merak etmediğinden bahsediliyor. İnsanların çalışma hayatlarının çok ciddi ve hayat pahalılığının yüksek olduğundan anlatılıyor.

Burada toplumlar arasındaki kültürel farklılıkların ne denli farklı haller olabileceğini ve toplumun batı toplumuna doğru bir şekilde tanıtılması gerektiğinin çok önemli bir hakikat olduğunu anlayabiliriz.

  

Muhterem Hocam,                                                                                               6 Şubat 1958, Manchester

Şevket Sabancı hocasına aldığı notları aktarıyor. Şöyle; Matematik 64, İplik yapma 65, Basmacılık 79, Örgücülük 51, Dokumacılık 79, Dokuma makineleri 75, İplik makineleri 58, Elyaf bilgisi 62'dir. Bu notların yüz üzerinden olduğunu ve geçme notunun 40 olduğunu bildiriyor.

Çok rahat bir öğrenim gördüklerini tek amaçlarının Türk milletinin temsilcisi ve Türkleri iyi tanıtma peşinde olduklarını söylüyor. Kıbrıs meselesinde yaşananlarla ilgili televizyonların sürekli Türklerden bahsettiğini ve Türklerin ayaklanmalar karşısında haklı olduğunu bildiriyor.

Muhterem Hocam,                                                                                                          24 Ocak 1960, Ankara

Erdal Şener bu mektubunda amaçsız yaşayan bir üniversite gençliğinin halinden bahsediyor. Gençliğin Atatürk Devrimlerinin müdafii olduğunun söylendiği ama aslında gençliğin bunlardan bihaber olduğunu ve bunun bir züppelik, bir dejonerelik, bir moral bozukluğu olduğunu söylüyor. Gençliğin hiç bir konuya kafa yormadığını, nerde, ne zaman bir parti versek, hangi kızları davet etsek ve neler yapsak ile vakit geçirdiklerini ve bunların kendisinin etrafını sardığını belirtiyor. Bazı üniversitede hocalarının sınıf gürültülü diye dersten çıkıp gidebildiğini, ortamın bir ortaokuldan farkının olmadığı için derslerden yeterince faydalanamadıklarını söylüyor.

 

Değerli Hocam,                                                                                                            27 Mayıs,1961 Konya

Mektubu yazan Ülküm Tansel Hocam kelimesini kullanmayı sevmediğini ama öğretmenine başka türlü hitap ederse de yapmacık olacağı korkusuyla ve hatıraları canlandıran, düşününce insanı hislendiren bir özgenlik var. Öğretmenin sürekli okuyan, kafasındaki ürünleri öğrencileri ile paylaşan biri olduğunu söylüyor. Maden Mühendisliğinin aklından geçmediği ama okumaktan da mutlu olduğunu söylüyor.

Sevgili Hocam,                                                                                                                        12 Kasım 1961

Mektubu yazan Akın Türkler üniversite kitaplarının hepsinin yabancı adamların kitaplarının tercümesi olduğunu ve çok çalışılması gerektiğini belirtiyor.

Sevgili Hocam,                                                                                                     12 Nisan 1963, Son Andiano

Mektubu yazan Ateş Aykut, memleket hasreti çekiyor ve memleketinden haber alabilmek için Time Newsweek gibi siyasi mecmuaları takip ediyor. O yıllarda ülkede yaşanan siyasi olaylar öğrenciyi çok tedirgin ediyor. Fikir dünyasının çok değiştiğini belirtiyor.

Hocam,                                                                                                                              24 Nisan 1964, Ankara

Mektubu Ercan Özer yazıyor. Üniversiteyi kazandıkları sıralarda ve sonrasında yaşadıklarını belli başlı maddeler halinde hocasına aktarıyor. Sınıfta yedi Tarsuslu öğrenci vardı en arka sıralarda oturuyorlardı. Öğretmenler ve diğer öğrenciler kendiler hakkında tembel gibi bir yargıya vardıklarını ama ön yargılarının zamanla yıkıldığını, derslerden en yüksek notları alanların kendi grubundaki arkadaşlarının olduğunu söylüyor.

Çok Muhterem  Hocam,                                                                                                                   6 Eylül 1965

Mektubu yazan Yılmaz Ayata, Amerikadaki eğitim sistemi ile Türkiyedeki eğitim sistemini karşılaştırıyor ve şöyle bir sonuca varıyor: Hollanda’nın ressamlarının meşhur olduğunu ve Van Gogh’lar, Chagal’ler, Appel’ler şahane şekilde sergileniyor. Batılıların ellerinde olanın satışını yaptıklarını ve bizim İbrahim Çallı’mızın onlardan hiç farkı olmadığını ama İbrahim Çalı’nın tesadüfen yetiştiğini söylüyor. Batıda yaşları daha dört iken çocuklara resmin, heykel, seramik, gibi eserlerle, kurslarla ücretsiz olarak öğretiliğini belirtiyor.                    

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 425
Toplam yorum
: 282
Toplam mesaj
: 98
Ort. okunma sayısı
: 2878
Kayıt tarihi
: 06.12.06
 
 

Gazi Eğitim Fakültesi, Eğitim Bilimleri Bölümü, Eğitim Yönetimi, Teftişi, Planlaması ve Ekonomisi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster