Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Kasım '10

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
649
 

Sevgilim İstanbul - 1

Sevgilim İstanbul - 1
 

Üsküdar


Şu garip İstanbul'da yaşama uğruna "cüzdanının inceliği"ne hiç aldırış etmeden yıllar önce İstanbul'a tâyin istemişti. Kadıköy Anadolu Lisesi'ne tâyinim çıkınca gerçekleşen rüyam zamanla kabusa dönüşmüştü de bir gece bavulumu toplayıp yine "taşra"ma (Bursa) dönmüştüm. Şimdilerde ara ara ve daima gece yarıları ve çok kere kışın Bursa terminalinden (şehirden kaçarak) İstanbul'a giderim. 

Sabahın köründe Harem'e düşer, vururum kendimi Salacak tarafından Üsküdar'a doğru yola. Mihrimâh'ın minaresinden deruni bir ses yayılır bütün Boğaz'a. Vücudum zaten soğuktan titrerken ruhumu da bir titreme sarar. Başım eğilir Mihrimâh'ın çıkış kapısına yakın bir halının üstünde. Çıkarım o uhrevi yerden ve sahildeki büfelerden iki poğaca ve iki bardak buğusu üstünde tüten tavşan kanı çayla kahvaltımı yaparım. Bir banka çöker, bir sigara yakar, sevgilim İstanbul'a dalarım. Bütün güzelliği ile ve bütün nazıyla uyanır İstanbul. 

Attila İlhan'ın "Türkiye"şiirinde geçen iki mısraı dökülür dudaklarımdan: 

"ve göğe kılıç gibi çekmiş minarelerini
şehirler padişahı canım istanbul"
 


Atlarım vapura 5 dakikada Beşiktaş... Vapurdan indiğim yerde bir pusula gibi olurum: Arkamda kalır Üsküdar. Sağıma Ortaköy, Sarıyer, Yeniköy; soluma Taksim, önüme gittikçe yükselen uzun bir cadde düşer. Sinan Paşa Camii'nin yakınından binerim bir toplu taşıma aracına ver elini Taksim. Geniş bir meydanda durur otobüs. Sanki kucaklarım Taksim'i. O meydanda dakikalarca sağa sola bakarım öyle şaşkın, öyle büyülenmiş... Ben ki taşrasından sevgilisine gelmiş başı dumanlı, gönlü sevdalı, dili lâl bir acemi âşık. 

Kalbim duracak gibi çarpar. İstiklâl'e yönelir adımlarım. Sabahtır. İstiklâl uyanmamıştır henüz. Mendil satan küçük kız çocukları daha işbaşı yapmamıştır. Tinerci çocuklar Bremen Mızıkaçıları gibidir bir mazgal üstünde. Geceden kalan eğlence kadınları yanlarında "fedaileri", küfür savurur berbat geçen gecelerine, kaderlerine. Polisler kapısı yarı açık otolardan caddeyi dinlemektedir. 

Mağazalar kepenkleri açılırken tek tek, çay ocaklarından tavşan kanı çayların kokusu gelir. Tünelden caddeye doğru yürüyen "meczup" tek ayet atlamadan insanları İslâm'a çağırırken tramvayın mekanik uyarısıyla kenara çekilir. Hep dikkat etmişimdir: İstiklâl Caddesi -siz hiç fark edemezsiniz bunu- birden kalabıklaşır. Ara sokaklardan, Taksim'den, oradan buradan birden çıkar insanlar ve cadde hareketlenir. Bu, İstiklâl'de yeni bir gün başlıyor, demektir. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bir de Reha Ülkü bey'in son yazdığı blogundaki anlatımdan düşündüm İstanbul'u; "Anadolu'dan gelenlerin 27 yıldır yağmaladığı" kent olarak. Hırpanileşti mi, bozuldu mu, çamura mı bulandı? İnsan neyse şehir odur. Kentleri her anlamda inşa edenler insandır çünkü. Almanya anıları, Teta Hatçe ve diğerleri gibi keyifle okudum. Selam ve saygılar.

Güz Özlemi 
 26.11.2010 10:21
Cevap :
Teşekkür ederim yorumuna. Fastastik filmlere ne oldu Asabi Kedi? Selam ile...  26.11.2010 14:07
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 300
Toplam yorum
: 178
Toplam mesaj
: 24
Ort. okunma sayısı
: 1003
Kayıt tarihi
: 13.06.10
 
 

Tarih, edebiyat, şiir, dil ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster