Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Ağustos '13

 
Kategori
Resim
Okunma Sayısı
513
 

Sisler Bulvarı - Cansen Ercan

Sisler Bulvarı - Cansen Ercan
 

Kağıt Üzerine Karakalem Portre


Şair ve yazar Hulki Aktunç ile sağlığında telefonda konuşuyoruz. Söz pastellere gelince Hulki Aktunç “Cansen Ercan’ın resimlerini - pastellerini görmelisin” diyor. Öyle başlıyor Cansen Ercan’ı ilk keşfim. Bu ayki konuğumuz, gerçekte içimizden biri. Belli ki, o da bizler gibi aynı yolu yürümüş, aynı mavi otobüslerin peşinden koşmuş, aynı sıralarda oturmuş, aynı kütüphanede dirsek çürütmüş; ‘final’lere girmiş, ‘curve’ hesabı yapmış, sırasında yeşil çimlere yüzükoyun uzanmış birisi: Cansen Ercan. Ama, gerçekte pek çoğumuzun bilinçaltında sakladığı, ama birtürlü hayata geçiremediği, belki de sadece kendimizin bildiği türden ilgililerimizin, yeteneklerimizin peşinden koşmayı başarabilmiş, sonrasında da peşinden sürüklemiş ender ODTÜ’lülerden birisi. Bir ressam, bir sanatçı O. Kendisi ile başbaşa kalabilen, yüreğindeki sese kulak veren, bir anlamda insana insanı anlatan bir sanatçı. Sırasında kalemine sarılmış, sırasında kağıda damlayan mürekkep lekelerinde bir iz, bir giz bulmuş, pastellerinde pentür tadını yakalayarak kendi dünyasını resimlere taşımış, kendine özgü bir kurgu ile özgün bir resim dili yakalamış Cansen Ercan.

Hulki Aktunç ise sanatçıyı şöyle betimliyor: “Cansen Ercan’ın resmi, ilk bakışta marifetler marifetler arz eden bir resim değil. Sakin, sessiz, içten, alçak gönüllü bir resim. İşte ”baciyan-ı nakkaşan’dan” Cansen Ercan’ın marifetleri de burada; ürettim demeden üretmesi, yarattım demeden yaratmasında… Cansen Ercan bence dorukta bir bileşime ulaşmış.”

 Dilerseniz gelin, şimdi Cansen Ercan'ı daha yakından tanımak için kendisiyle söyleşelim:

 İçimizden biri, bir ODTÜ'lü olarak mezuniyetten sonra Akademi'de resim tahsiline kadar varan sanat ateşi ne zaman ve nasıl düştü yüreğinize?

C.Ercan: Resimle her zaman ilgilenmiştim zaten; sanat tarihi okurdum. Ustaların resimlerine yıllarca baktım. Resmin dilini, yolunu, ustaların kişiselliklerini, plastik değerleri anlamaya çalıştım. Bana yol gösteren referanslarım yine sanat tarihinin ustaları oldu. Resim eğitimi almaya O.D.T.Ü son sınıfta karar verdim. Okulu bitirince de Akademi’nin sınavlarına girdim ve kazandım. 1987 yılında M.S.Ü. Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü Neşet Günal ve Neş'e Erdok Atölyesi'nden mezun oldum. 1989 yılından beri profesyonelce resme devam ediyorum. İki tanesi Ankara’da olmak üzere bugüne kadar 21 kişisel sergi açtım.

Figür resimleriniz bir portre ressamından daha fazla anlam barındırıyor. 'Vesikalık' bir benzetimden çok kişiliğin, karakterin ve iç dünyasının yansıtıldığı türden bir 'benzerlik' arayışı var sanki resimlerinizde.

C.Ercan: Benzetme kaygım hiçbir zaman olmadı. Portrelerimin gerçek karşılıkları yok bu hayatta. Dolayısıyla benzetme kaygımın olmamasının yanı sıra herhangi bir karakter analizine yönelen bir kaygım da yok. Resimsel kaygıların, plastik değerlerin, resmin kendi iç kriterlerinin dışında edebiyata, şiire temel oluşturabilecek unsurları benim işlerimde aramak yanlış olur.

Bir kadın büyüyen gözlerle derinlere, sanki başka bir zaman dilimine bakmakta. Sanki büyülenmiş ve dahi büyüleyen gözlerle. Bir giz, bir gizem, içten içe bir hüzün sinmiş sanki. Gözler; sanırım figür resminizin en önemli silahı. Resimleriniz bağlamında bu öğeyi nasıl değerlendiriyor, nasıl bir anlam yüklüyorsunuz?

C.Ercan: Resimlerimde kullandığım unsurların biri diğeri kadar önemlidir. Bazen bu odak bir portrenin gözüne denk gelebilir, bazen de peyzajda bir açık lekeye. Resmin yüzey üzerindeki kurgusuna bağlı olarak yer değiştirebilir. Ben resmin her zaman bir matematiğinin olduğuna inandığım için, bu ağırlık noktalarının veya pozitif ve negatif alanlarının dağılımının, yüzey üzerine yerleştirilmelerinin, dinamiğinin o resmin matematiğine ait olduğunu düşünürüm.

"Karşılaştığı insanların yüzlerini resmeden sanatçı, kimi zaman da başka başka yüzlerde kendi ifadesini, kendi yansımasını bulur" diye düşünüyorum. Siz de resimlerinizin 'otobiyografik' bir yanı olduğunu düşünüyor musunuz? Dolayısıyla resimlerinizde kendinizle bir hesaplaşma, adeta bir 'yüzleşme' içerisine giriyor musunuz?

C.Ercan: Bir ressamın gözlemlerini biriktirme biçimi diğerlerinden farklıdır; ayıklayarak, ekleyerek, çoğaltarak, yeniden düzenleyerek biriktirir ve bir malzeme haline getirir. Malzeme haline gelen bu birikim resimsel, plastik unsurların çevrelediği çerçeve içinde resim halini alır. Bütün hesaplaşmam bahsettiğim bu resimsellik içinde ortaya koyduğum problemlerde ve o problemleri çözerken sunduğum önermelerdedir.

Figür resimlerinizde boya dokusu yerine boya lekesini yeğlemiş görünüyorsunuz. Bunun ifade şekli açısından özel bir gerekçesi var mı? Varsa lekesel çalışmanın size sağladığı olanaklar neler?

C.Ercan: Boyanın kendi dokusu; tekstür dediğimiz şey bir malzeme niteliğinde olduğu için benim de zaman zaman kullandığım bir unsurdur. Lekeciliğim ise resim dilimi ifade eden çok önemli bir karakteristiktir. Bu manada biri diğerine alternatif oluşturmaz, malzeme dile hizmet eder.

Sayın Ercan, bize sanki sisler içerisinde bir düş dünyasının perdesini aralıyorsunuz. Resimlerinizde insanı hep yalnız, tekbaşına bırakıyorsunuz. Sokaklar ıssız ve karanlık. Sadece ayın şavkı vuruyor gecenin üstüne. Gölgeler büyüdükçe büyüyor. Bir köpek büyüyen gölgesinin etrafında bir sağa bir sola dönerek daireler çiziyor. Bu imgeler üzerine siz neler söylemek istersiniz?

C.Ercan: Simgeci bir ressam olmadığım için bu imgelerin benim resimlerimle ilişki kurmanın doğrudan bir yolu olup olmadığını bilmiyorum doğrusu. Tercihim, izleyiciyle resmin kendi elemanları ve plastik değerler üzerinden ilişki kurulmasından yanadır.

Resimlerinizde açık-koyu, siyah-beyaz renk etkilerinden söz etmek sanırım yanlış olmaz. Bazı yağlıboya işlerinizi ayrı tutarsak renklerinizi monokrom olarak niteleyebiliriz. Sanki griler içerisinde bir renklilik söz konusu. Renkler leke olmuş, zaman ve yer mefhumları birbiri içerisinde erimiş sanki.

C.Ercan: Her iyi resmin sağlaması gereken ön koşullarından biridir açık koyu renk dengesi. Hatta sözünü ettiğim resimsel değerlerin en önemlilerinden birisidir. Ben “az” ile “çok” etkisi sağlamanın bir yolu olarak rengi grileştirmeyi kullanıyorum son resimlerimde. Ancak, kullandığım gri renk skalası oldukça geniştir.

Ahşap evlerin, çatıların üzerinden Boğaz'ın serin sularının ve karşı kıyılardaki gökdelenlerin ve dahi Boğaz Köprüsü'nün siluetinin göründüğü yerin gerçekte yaşadığınız yer, Kuzguncuk olduğunu söyleyebilir miyiz? Kuzguncuk'un hayatınızdaki ve sanatınızdaki yeri nedir? Biliyorum ki, Bihrat Mavitan, Cengiz Bektaş başta olmak üzere pek çok sanatçının mesken tuttuğu bir başka dünya Kuzguncuk.

C.Ercan: Evet, Kuzguncuk’ta yaşıyorum; evim Kuzguncuk’ta, atölyem de öyle. Ama peyzajlarımın da tıpkı portrelerim gibi bire bir karşılıkları yok bu hayatta, dolayısıyla belgesel bir nitelikleri de yok, dolayısıyla yaptığım şey yukarıda da bahsettiğim resimsel, görsel biriktirmelerin oluşturduğu malzemeyle yüzey üzerinde bir çözüm alternatifi üretmektir.

Cornelius'a Mektuplar' kitabında Orhan Peker paletinden hiç eksik olmayan renkleri Fildişi siyahı, Titan beyazı, "Van Dyck" kahverengisi, "Vermillon" kırmızısı olarak sıralamıştı. Ben de, paletinizden hiç eksik olmayan birkaç renk diye sorsam?

C.Ercan: Her rengin çok önemi var, şimdilik benim için grileştirilmişlerin daha çok.

Sanatçı kimliğinizin oluşum süreci içerisinde etkilendiğiniz ressam/lar diye sorsam?

C.Ercan: Resminden etkilendiğim bir ressam yok; ancak çalışma disiplininden, sorumluluğundan etkilendiğim hocam Neş’e Erdok’tur. Giotto’yu, Bonnard’ı, Balthus’u, Hamit Görele’yi, Orhan Peker’i, Giacometti’yi, Egon Schile’yi çok severim.

Sanat görüşünüz ve resminizin yapıtaşları diye sorsam?

C.Ercan: Dünyanın artık deha çıkarmak becerisi kalmamıştır diye düşündüğüm için sanat tarihinin nirengilerini referans alarak ona eklemlenmeye çalışmayı ve evrensel sanatsal değerlere haiz kişiselliği önemsiyorum.

Resimlerimde yüzeyi, ne sadece rengin, ne sadece biçimin tek başına hakim olmadığı dingin bir dinamizm parçalara ayırır, hareketlendirir. Gri skalayı dilimin önemli bir unsuru olarak görüyorum. Konuyu resme bahane ediyorum. Nesneyi görmezden gelmek yerine resmin diğer unsurlarının içinde sindirip, kurduğum düzene işlevsellendiriyorum. Çalışmayı, devamlılığı ve hızı hep önemsedim. Abartmaktan, aşırı duyarlılıktan çekindim, yerine yalınlığı, yoğunluğu ve azlığı koydum. Lekeci eğilimim ve sadeciliğimle "az" ın "çok" etkisine çalışıyorum.

Ellerinize, gözlerinize ve gönlünüze sağlık. Resimlerinizle bizi bize, bizi size götürdüğünüz, bambaşka dünyalara taşıdığınız için teşekkürler.

C.Ercan: Ben teşekkür ederim.

Not: Telefon ile görüşme fısatı bulduğum, yazılarımla ilgili güzel eleştirisini aldığım değerli yazar/sanatçı Hulki Aktunç da ışıklar içerisinde uysun.

Alaattin Bender (EE87)
www.alaattinbender.com

Cansen Ercan web: (http://www.cansenercan.net)

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 26
Toplam yorum
: 45
Toplam mesaj
: 19
Ort. okunma sayısı
: 8702
Kayıt tarihi
: 21.11.06
 
 

1990-1994 yılları arasında T.M.O. Plastik Sanatlar Atölyesi'nde Gazi Üniversitesi Güzel Sanatlar ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster