Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Şubat '07

 
Kategori
Haber
Okunma Sayısı
3282
 

Siyaset havuzunun ikinci müşterisi dalışa hazırlanıyor; Yiğit Bulut

Siyaset havuzunun ikinci müşterisi dalışa hazırlanıyor; Yiğit Bulut
 

İkinci demek durumunda kalıyorum, çünkü ilk dalış İbrahim Tatlıses’e aitti. Ancak onun siyaset yapma talebi, siyasetten o kadar kopuktu ki, açıklama bir kaset tanıtımı esnasında geldi. Zaten, siyasete girilecek kanal olarak gayet bireysel bir yöntem tercih edilmişti. O sebeple İbrahim Tatlıses tarafından yapılan girişim pek de siyaseti ısındıracak bir adım olarak değerlendirilmedi siyaset sahnesinde.

En fazla Şanlıurfa’daki partilerin il teşkilatları ile Şanlıurfa’dan milletvekili olmak isteyenler telaşlanmışlardır bir miktar. “Acaba hangi partinin oyunu çalacak?” ve “Ne kadar oy alabilir?” tartışmaları yerel baz da yapılmaktadır mutlaka.

Bugün, az önce, Radikal Gazetesinin internet yayınını takip ederken, siyaset sahnesinin ikinci ve oldukça çarpıcı müşterisinin, siyasete giriş egzersizleri yaptığı yazısına gözüm çarptı.

Evet, son yılların gözde ekonomisti Yiğit Bulut’tan bahsediyorum. Mankenlik ajanslarının, üniversitelerin ekonomi bölümlerine gönderilmek üzere, sahip oldukları kontenjandan faydalanmış hissi uyandıran bir arkadaşımız kendisi.

CNN Türk Tv’nin ekonomi yorumcusu ve program hazırlayıcı olma kimliği ile birlikte Radikal ve Referans Gazetelerinin de, ekonomi sayfasının en sık takip edilen yazarlarından birisi.

Ancak, onu ön plana çıkaran özelliği, birkaç karpuzu birden koltuğunda taşıma çabasından öte, ekonomiyi siyasal bir gözle değerlendirme ve yavaş yavaş ulusal bir kurtuluş programı çizme çabasıdır.

Toplumumuz, algılamakta zorlandığı ekonomik terimleri kullanan ekonomistlerin dışında, bu özel dili de kullanmakla beraber, bu karmaşık dilden basit, anlaşılır ama birazda popüler bir siyasi dil üreten bu insana özel bir sempati duymaya başladı. Yazılarından okurları ile özel bir diyalog geliştirdiği ve bir nevi bir hayran kulübü ( TAİ; fun clup*) oluşturduğu anlaşılıyor.

Bugün okuduğum yazısında, doğrudan bir siyasete – bir parti bünyesi altında yapılacak parlamenter siyaset” – girişme talebi gözükmese de, bir siyasi dalga içerisinde yer almak veya kurucusu olmak talebi açıkça ifade ediliyordu. Ancak kelimelerin kolay dönüşebilir olduğuna dikkat etmek gerekiyor. Mesela, “var olan şartlar içinde çok kısa vadede 'siyasi bir partiye gireceğim' diyemem”, “, elbette zamanı geldiğinde şartlar ne gerektiriyorsa üstüme düşenden kaçmam”, “fakat bana göre 'siyasi bir yapı' içinde eriyip gitmek ve tezi orada ayağa kaldıramama riskini almaktansa, çok kısa vadede 'yeni bir tezin' sorgulandığı, yaratıldığı bir süreç daha açık ifadesiyle; yeni bir sivil toplum hareketi başlatmak daha doğru” cümleleri orijinal yazıda peş peşe gelse de, ben üç ayrı cümle olarak değerlendirmeyi uygun buldum.

Öncelikle kendi adıma şunu ifade etmek gerekirse, Yiğit Bulut’un ülke ekonomisi ile ilgili tespitlerinin çoğunluğuna katılırım. Zaten sunduğu verilerin tamamı, ekonomiye ait sabit istatistiki veriler olması, insana itiraz etme hakkını vermiyor. Ancak, elde edilen verileri değerlendirmek ve bunlardan bir sonuç elde ederek çözüm üretmek için farklı tercihler, insanların fikri altyapıları doğrultusunda farklılık gösterir. İşte bu noktada, kendisine ait bazı düşüncelere katılmakta zorlanıyorum. Bunlardan bir tanesi de, yine bu günkü yazısında yer alan bir tespitidir.

“kendini ülke adına sorumlu hisseden her birey için durum 18 Mayıs 1919 kadar kötü” cümlesinde yer alan tespiti paylaşmıyorum. Bunun, iktidara talip olmanın zorunlu şartı olan, mevcut durumu ifade etmek için en bedbin senaryonun kurgulanması olarak değerlendiriyorum.

Elbette bu tip bir sivil toplum oluşumu bile, bir siyasi parti içerisinde yer alma öncesi bir hazırlık olarak değerlendirilebilinir. Çünkü geçmişten de biliyoruz ki, özellikle seçimler öncesinde, sırf partilerin vitrininde yer almak için aday gösterilen birçok, akil insanı, toplumun farklı noktalarında ön plana çıkan insanlar, aday oldukları partinin içerisinde örgütlü bir güce yaslanmadıkları için, seçilmiş dahi olsalar, bir şekilde siyaset sahnesinden kayıyorlar. Sayın Yiğit Bulut’un bir anlamda bir fikir hareketi ve kadro oluşturmasını, bir parti çatısı altına, partinin politikasını belirleyebilecek bir ağırlıkla girmesine yönelik bir çabası olarak değerlendirilebilinir.

Ancak, Yiğit Bulut adına söyleyebileceğim bir – iki olumlu cümlem de var. Öncelikle, kendisini bir fikir insanı olarak değerlendirip, siyaseti, yine bir fikir hareketi içerisinde yaratma fikrine saygı duyuyorum. Ülkemizin yaşadığı risk düzeyi ve hissedilmesi gereken korku hissinin boyutu konusunda anlaşamasak da, ülke halkının ekonomik çıkarlarını ön plana çıkaran söylemi bende de beğeni oluşturmaktadır.

Ancak, siyasi bir hareket yaratma çabası olan bir insanın, ülke adına önerdiği diğer konulardaki fikirlerini de bizlerle paylaşması gerektiğini düşünüyorum.

Ekonomik noktadan bakış, birçok anlamda fark yaratmaya biliyor. Günümüzde anti-emperyalist olduğunu ifade etmek, ne gariptir ki, insanların siyasal görüşlerini yeterince açığa çıkarmıyor. Solda sosyalizmden başlayıp, sağda aşırı milliyetçiliğe varan bir yelpazede bu tanım artık rahatlıkla kullanılabiliyor.

Bu sebeple, örgütlenmesi düşünülen sivil toplum hareketinin, ülkenin ekonomik yapısı ile birlikte, eğitim, sağlık ve iş yaşamı sorunları gibi sosyal sorunlarla, demokrasi, fikir özgürlüğü, dış ilişkiler gibi siyasal konularda da, ne tip çözümler önerdiğini öğrenmek isterim.

( TAİ: Türkçe Anlamayanlar İçin )

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

merhabalar; yazınızın neden bukadar ilgi gördüğünü merak etmişsiniz özellikle sonradan neden ilgi gördüğü konusunda fikir almak istemişsiniz. öncelikle şunu belirtmeliyim : yiğit bulut 24 ekim gecesi "abbas güçlü ile genç bakış" isimli programla ünlenmiştir yada ününe ün katmıştır diyelim... daha öncesinden tanırız kendisini ama sunduğu programı sadece borsa üzerine bir program sandığımız için çoğunlukla izlememişizdir.(çoğul konuşmamın nedeni benim gibi birçok arkadaşımın olması) bu nedenle yazınızın sonradan ilgi görmüş olmasını doğal buluyorum. o geceden sonra bende sürekli yiğit bulut yazıları okuyorum sırf o yazdıgı için vatan,referans,radikal gazetelerini günlük takip ediyorum. sizin yazınızı da onun yazılarını ararken keşfettim :) saygılar

mesut demir 
 10.11.2007 23:32
Cevap :
Sayın Mesut Demir, yorumunuz ve zihnimdeki soruya yanıt verme çabanızdan dolayı teşekkür ederim. Aslında başka bir arkadaşım bu soruma oldukça basit bir cevap vermişti; "Çünkü yazınız, Google'de Yiğit Bulut araması yaptığınızda ilk sayfadan yayınlanıyor" Arkadaşımın bu cevabından sonra, zihnimdeki sorum yanıtlanmış oldu. Yanlız şu 24 Ekim tarihi eğer 2007 yılı için geçerliyse, ortalıkta bir hata vardır çünkü yazım Nisan ayından itibaren iyi bir okunma oranına sahip. Yani onu ünlü eden şey daha çok Vatan Gazetesine geçmeden önce yaşadığı süreçtir ve elbetteki CNN Türk'teki ekonomi programlarıdır. Ama şahısa ait ilginin giderek arttığı bir gerçek. Katkını ziçin çok teşekkür ederim, saygılarımla  11.11.2007 15:00
 

sevgili Sinana, Yiğit bulut hakkındaki görüşlerine tamamemen katılmakla birlikte, Durumumuzn 18 mayıs 1919 dan daha kötü olduğunu düşünüyorum. drMos

drMos 
 31.05.2007 12:22
Cevap :
Merhaba M. Oguz Hocam, öncelikle aramıza hoşgeldin diyorum. Görebildiğim kadarı ile henüz bir sayfa girişimin yok. Şimdilik yanlızca Milliyet yorum üyesi pozisyonundasın ama seni bir an önce yazılarınla aramızda görmek istiyorum. Yiğit Bulut ismini ilk duyduğumdan beridir ilgimi çekiyordu. Gelişen ulusalcı sürecin ekonomi kanadının sözcüsü olmaya başladı, yükselen siyasal tansiyonla beraber daha çok gün yüzüne çıkmaya başladı. Söylemlerinde 80 öncesinin sol terminolojisi olmakla beraber, milliyetçi ve üçüncü dünyacı söylemlerde fikirlerinde öne çıkıyordu. O sebeple bu ismi irdelemek istedim. Ulusalcılık anlayışı bana hala sıcak gelen bir kavram değil. Benim evrenselciliğim ulusalcılıktan bir adım öndedir. Ancak giderek ulusalcılık kavramının, farklı niyetlerle kurgulandığı endişesi taşıyorum ve bu yazıyıda biraz bu niyetle, acaba bu insan ülkenin diğer sorunları hakkında ne söylüyor merakı ile yazmıştım.Birde ben 1919 koşulları konusunda aynı görüşte değilim. Zaman hep ilerler, :-))  31.05.2007 13:43
 

Milliyet blog için yazı yazdığını çevrendeki arkadaşlarına yada akrabalarına duyurmazsan, yazının okunma oranı hali ile düşük olur. Şahsen ben aşağı yukarı 1.5 aydır yazılarını okumaktayım ve boş vahit bulursam da, geriye doğru ne yazmış diye uzanıyorum. Tabi ki geriye dönük okumalarda da genelde şöyle bir göz gezdirip geçiyoruz. Düşüncemiz herhalde şu olsa gerek:"Bu yazının hükmü kalmadı, olaylar güncelliğini yitirdi, ne diye bu saaten sonra yorum yazayım ki" diye düşünce oluyor olabilir. Bu işi ayrıca reklamı iyi olmayan mal gibi de düşünebiliriz. Bizleri gördüğün zaman şöyle bir soru soracaksın:" X tarihli yazımı okudun herhalde, orada da belirtiğim gibi, bu olay bence..." gibi biraz imalı olmalı bence. Ama sen bu tür konularda fazla dürüstsündür ve yeteneklerini göstermeyi sevmezsin, bilirim. Hatırlar mısın, bir ara kredi kartı işi ile uğraşırken bizlere vermemiştin. Neden? (Çünkü işlerliğine inanmıyordun...)Ama yazı işi buna benzemez tabi ki. Biraz üşengeçlik te var belki..yada...

yalım27 
 22.05.2007 20:14
Cevap :
Merhaba Aysel Abla, sabah sabah ne koltuklarım ne kadar kabardı anlatamam. Söylediklerinde haklısın. Reklam yapmayı ve öne çıkmayı sevmem. Yazı işi de böyle oldu biraz. Ama herkesin ilgi alanı kendisine göre farklı değil midir? Yazı yazdığımı söyleyip insanlardanbu yazılarımı takip etmelerini isteyerek, hiçte hoşlanmadıkları bir işe zorlamış olmaz mıyım? Bilemiyorum, tartışılabilir bu konu ama ben aslen okunma oranlarımdan şikayetçi değilim. Bu yazımda sonradan bir ilgi artışı oldu ve tahminen bir ay sonra en çok okunanlar köşesinde Can Dündar'la ilgili yazımın yerini alacak gibi görünüyor. Aralarında 70-80 okunma sayısı kaldı. Bu sonrada artan ilgiyi hala merak ediyorum açıkcası. Üşengeçlik dokundurmana gelince, ben zaten çok aktif ve çalışkan bir aile yapımız olduğunu düşünmem hiç, biraz tembellik biraz üşengeçlik hepimizde yok mudur, sen daha iyi bilirsin bence:-))  23.05.2007 9:28
 

Bu yazımı yazdığım tarihten itibaren uzun bir süre herhangi bir ilgi uyandırmadığını belli eden bir okunma sayısına sahipti. Fakat hala nedenini anlamadığım şekilde son bir ay içerisinde, eski yazılar için yüksek bir okunma düzeyi edindi. Son bir Yayınlandıktan bir ay sonrası ile iki ay sonrası arasında kalan gün içerisinde 300 okunma rakamı eklndi ve toplam 530 okunurluğa erişti. Ancak hiçbir eski yazımda bu okunurluk hızı mevcut değil. Hatta bırakın eski yazılarımı, son bir ayda yayına verdiğim 13 yazımın ancak 3'ü 300 okunurluğu geçti. İki ay önce yayına verilmiş bir yazının (hele ki başlarda hiç ilgi uyandırmayan) bir sür sonra bu kadar ilgi çekmesi dikket çekiyor elbette. Bu kadar okunma miktarına karşın hiç yorum yapılmamış olmasıda diğer bir dikkat noktası. Okur arkadaşlarımdan n azından bir kaçı bu yazıya neden bu kadar ilgi duyduklarını veyazıyı nasıl bulduklarını anlatan bir iki not düşerlerse sevinirim. Saygılarımla, (yazının sahibi)

Bibliyofil 
 22.04.2007 12:59
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 453
Toplam yorum
: 1886
Toplam mesaj
: 174
Ort. okunma sayısı
: 1675
Kayıt tarihi
: 14.11.06
 
 

36 güneş yılı. 27 yıl G.antep, 9 yıl İstanbul. İstanbul, 90’lı yıllarda yaşandı, bitti.  Hep şe..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster