Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Ağustos '09

 
Kategori
Kültür - Sanat
Okunma Sayısı
1749
 

Söke'de iz bırakanlar: Çizmeci Zeki Avcıoğlu ile bir konuşma

Söke'de iz bırakanlar: Çizmeci Zeki Avcıoğlu ile bir konuşma
 

Yaklaşık üç yıldır “ <ı>Söke’de İz bırakanlar” adını taşıyan belgesel bir kitabım üzerine çalışıyorum. Bu daha çok araştırmaya dayalı kaynakların ışığında bir eser olacak Daha önce de belirtmiştim bir yazımda. Söke’de İz bırakanlar kimlerdir? Gerçek anlamıyla Söke’ye hizmeti geçenlerden, halkın gönlünde taht kuranlardan söz edeceğim. Bu benim Söke’de kaldığım zaman dilimi içinde ( çeyrek asır ) Sökelilerden gördüğüm ilgi üzerine bu hizmeti yapıyorum. Bu benim bir vefa borcumdur. Ölmeden önce bunu yerine getirirsem çok mutlu olacağım.

İz bırakanlardan, valiler, kaymakamlar, belediye başkanları, sosyal ve toplum örgütlerinde uzun yıllar hizmet verenler, halkın gönlünde yer etmiş bir kısım devlet memurları, müdürler, amirler, emniyet mensupları, Milli eğitim camiasında adı geçen ve hizmeti geçenler, yazarları, şairleri ve zaten ayrı bir kitapta toplamıştım. Bu kez onları bir tarafa bırakıyorum. Hayırseverler, okul, cami, köprü, çeşme v.s. vakıf gibi işlerde görev almış, maddi ve manevi acıdan hizmeti geçmiş olanları elbette ki unutmayacağım. Bir de esnaf ve ticaret erbabı insanlarımızdan da söz edeceğim. Gelecek nesillere bunları tanıtmaya çaba göstereceğim. Gelecek kuşaklara örnek olsun diye yazacağım.

Bu yazımda çizmeci ZEKİ AVCIOĞLU’ ndan biraz söz etmek istiyorum.

Zeki Avcıoğlu, körüklü çizmeleriyle Söke’nin adını Anadolu’ya taşıyan bir alperendir. Ben onu böyle tanıyorum. Çalıştığı iş yerinde duvarda dikkatlerimizi çeken güzel bir söz vardır. “<ı>Devler gibi eserler bırakmak için, karıncalar gibi çalışmak lazımdır “. Bu güzelim sözdenbaşka duvarda birçok eski, yeni fotoğraflar vardır. Atatürk, Yörük Ali Efe, Cafer Efe, devlet adamları gibi birçok fotoğraflara yer verilmiştir. Ayrıca Kültür ve Turizm Bakanlığı, Araştırma ve Eğitim Genel Müdürlüğü’nden aldığı onur belgelerini de özenle çerçeveleyip torunlarına hatıra kalsın diye duvara asmıştır. Bunlardan ikisinde, Eski Kültür Bakanımız Sayın Atilla Koç’un imzası vardır.

Yüzü güleç, sohbeti hoş, can tatlısı bir insandır. Daha doğrusu adam gibi adamdır. Ara sıra yanına uğrar sohbet eder, çaylarını içerim. Hem işini yapıyor ve hem de sohbet ediyoruz. Elindeki çekiçle sanki dans eder gibi çalışıyor. Yoğun çalışıyor, helâl kazanıyor. Alnının teriyle dik durmaya çaba gösteriyor. Esnaflarımız arasında onurlu bir insan olarak tanınıyor. Yapmış olduğu körüklü çizmeleriyle Anadolu’yu adım adım gezmiş, televizyonlarda, basında medyada adını duyurmuş körüklü çizme ustasıdır. Aydın’da, İzmir’de, İstanbul’da, Ankara’da, Mersin’de, Bursa’da yaptığı körüklü çizmezleriyle Söke’mizi tanıtmaya çalışıyor. Yanında yetiştirdiği yeğeni Mustafa Avcıoğlu ile birlikte bu işlerini özenle sürdürüyor. Geleneksel sanatımızın Söke'nin ünlü körüklü çizmelerin yüz akıdır. Sevgili Ustamız Zeki Avcıoğlu’na özgeçmişi hakkında bir sorumuz daha oldu.

Avcıoğlu, kısaca özgeçmişini şöylece anlattı: “<ı>Sevgili hocam, ben öz be öz Sökeliyim. 1934 yılında Söke’de doğdum. Evli ve altı çocuk babasıyım. Hayat arkadaşımla birlikte bugünlere geldik. Çok mutluyum. Altı çocuk yetiştirdik. Bunlardan biri erkek, beşi kızdır. 11 de can tatlısı torunlarım vardır. Ben Allah’la alışveriş yapmış bir insanım. Allah’ıma şükürler olsun, can tatlısı evlatlar verdi, gül gibi torunlar verdi, beni bilen, beni tanıyan, bana saygısı olan ve beni hiç bir zaman kırmayan bir eş verdi. Elbette ki verdikleri sadece bunlardan ibaret değil. Her şeyden önemlisi bana sağlık verdi, iş verdi, mesken verdi ve sizin gibi güzel dostlar verdi. Allah’ıma ne kadar teşekkür etsem azdır. Bunları söylerken de elinde çekici ara, sıra çizmelerine şekil veriyordu. Çekiçin uygun müzikal ritmiyle sanki dans ediyordu. Heyecan dolu, sevgi dolu bir hali vardı. Sözlerine devam ederek şöyle diyordu:

“ <ı>Ben, 78 yaşında olmama rağmen beni bugün askere gönderseler aslanlar gibi vatanım için giderim. Çünkü ben vatanımı, milletimi ve bayrağımı çok seviyorum. Yüce Mevla’m bu kahraman millete zeval vermesin, bayrağımızı indirtmesin, ezanımızı dindirtmesin. Vatanımızı, bayrağımızı ve içinde yaşadığımız bu toplumun tüm insanlarını sevmek zorundayız.

<ı>.Ben ilkokul mezunuyum ve Kocagözoğlu İlkokulundan mezunum. Yıl 1946. Daha sonra okuyamadım, okumayı çok isterdim. Kısmet olmadı. Geçenlerde İzmir’den bir profesör bana şu soruyu yöneltti:” Tahsilin ne? “ diye ben de ona cevaben “Hayat Üniversitesi’nden mezun oldum” deyince hak verdi ve güldü. Evet, ben bir daha söylüyorum: ben hayat mektebinden yani Hayat Üniversitesi’nden mezun oldum diyorum.

Zeki Avcı Bey'e körüklü çizmeler konusunda bir sorumuz oldu, .Bize bu Körüklü çizmeler hakkında bilgi verir misiniz?.Deyince elindeki makası ve çekici bir yana bırakarak aynen şunları vurguladı tok ve güvenilir, heyecan dolu bir sesle:

“ <ı>Babam da körüklü çizme yapardı, iyi bir usta idi. Bu sanatı ondan öğrendik. Ben de kendimi bildim bileli hep onun yanında çalışıyordum. Yaklaşık yedi yaşından beri bu çizmelerle haşir, neşir oldum. Aşağı yukarı 66 yıldır bu hizmeti yapıyorum. İşimden de çok memnunum. Çizmeleri ilk önce Söke’de yaşayan Ermeniler yapardı, bizde onlardan öğrendik. Ermeniler Milli Mücadele’den sonra Yunanistan’a gittiler ve iş bize kaldı. Daha önceleri ve hatta askerde iken biz de tozluk diye bir şey vardı. Biz onları giyerdik. Sonradan bu gördüğünüz körüklü çizmeler moda oldu. Belki bunun geçmişi vardır, bu konu da pek bilgi sahibi değilim. Ben gördüklerimi, yaşadıklarımı anlatıyorum. Bu körüklü çizmeleri daha çok ağalar, beyler giyerdi. Şimdi daha çok devecilerden ilgi görüyoruz. Deveciler arasında körüklü çizme giyme bir modadır. Devciler arasında da bu körüklü çizmelerin yeri bir hayli fazladır. Başbakanımıza, bazı Milet vekillerimize Söke Körüklü çizmelerinden yaptık. Burada yeğenim Mustafa Avcoıoğlu ile birlikte çalışıyoruz. Ter döküp helal kazanıyoruz. TV. Dizilerini çekenlere de körüklü çizmelerimizden ısmarlayanlar da oldu. Mesela Tiyatrocu Müşfik Kenter’e de yaptık. İyi bir çizmenin bedeli 300, 400 TL’ dir. Çizmeler bildiğiniz gibi hayvan derisinden yapılır. Genel olarak yüzü ve tabanı dana derisinden, iç astarı keçi derisinden yapılır. Körüklü çizmeler genelde 6 basamaklıdır. Böyle olmasının nedeni kışın sıcak ve yazın da ayakları serin tutar. Tabi herkes kolay kolay bu körüklü çizmeleri yapamaz. Hani bir söz vardır: Herkes kaşık yapar amma, sapını denk getiremez”.

Sevgili Üstadım, birde Kuvayı Milliye derneğiniz var, bu konuda da bize neler söylersiniz?

—Hocam<ı>, biz bir grup arkadaşlarımızla 2002 yılında Söke'de Kuvay-ı Milliye Derneği'ni kurduk. Amacımız giyimiyle, kuşamıyla bayramlarda ve törenlerde bu geleneği yaşatmaktı. Biliyorsunuz ki Milli Mücadele tarihimizde Kuvayı Milliye’nin büyük hizmetleri olmuştur. Kuyav-ı Milliye tek kelime ile milletin kuvveti demektir. Bayrağımızı, vatanımızı seviyoruz, bu inançla Söke’de bir Kuvay-i Milliye derneğimiz olsun dedik. Milli Mücadele tarihimizde de kuvayı Milliyenin büyük fedakârlıkları olmuş ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün yanında yer almışlardı. İlk kurucularımız arasında benimle birlikte hemen aklıma gelenleri söylüyorum: Nusret Önder, (Terzi, vefat etti), Mustafa Avcıoğlu, Mustafa Metin ( oğlum, elinizi öper ) Adnan Saltır, İbrahim Koca, Fatma Avcıoğlu, Yakup Avcıoğlu, Meclis üyelerimizden Hasan Çakır ( rahmetli oldu–1953–2003), bunlar bizim üyelerimizdi. Dükkân kirasını ödeyemedik. Halen benim bu iş yerinde faaliyetlerimizi sürdürüyoruz. ( Koyuncuoğlu Belediye pasajı No:26). <ı>Bu derneğin yaşaması için halkımızdan ve özellikle sayın iş adamlarımızdan, belediyemizden destek bekliyoruz” dedi.

Sayın Avcıoğlu, bir büyüğümüz olarak gençlerimize neler söylemek istersiniz?

-“Gençlerimize tavsiyem: Tarihlerini, geçmişlerini iyice bilsinler, tanısınlar. Bayrağımızı, vatanımızı bilsinler. Helâlden kazanmayı öğrensinler, üretmeyi ve çalışmayı alışkanlık haline getirsinler. Hiç bir kimseden yardım beklemesinler.Unutmayalım ki: Düşenin dostu olmaz, zaman benim için çok kıymetlidir, zamanın kıymetini de iyice bilsinler. Boşa zamanlarını harcamasınlar. Alınteri ile kazanmayı öğrensinler, anaya, babaya karşı saygılı olsunlar. Bu günün işini yarına bırakmasınlar. Yıkıcı, bölücü olmasınlar. Başka ne diye bilirim ki. Bu vatanın aydın, çalışkan, üretken, doğru, dürüst ve saygılı gençlere ihtiyacı vardır.” dedi. Sevgili Zeki Avcıooğlu’nun çayını içtikten sonra, teşekkür ederek iş yerinden, yanından ayrıldık. O da bizlere: “Hocam, benimle ilgi bu konuşmanızdan dolayı ben de sevindim, sizlere ben de teşekkür ediyorum “ dedi.

Yanından ayrıldığımız zaman ikindi ezanı okunuyordu. Akşama doğru gökte uçan kuşlar yuvalarına doğru kanat çırpıp nazlı nazlı uçuşuyorlardı.Köprüden arabalar, vızır vızır eskisi gibi bir trafik yoğunluğu içinde geçiyorlardı.
Sayın Zeki Avcıoğlu üstadımıza sağlıklı günler, uzun ömürler ve bereketli yarınlar diliyerek bizde kanat çırpan kuşlar gibi yuvamısza dönüyoruz. Akşam güneşi nazlı nazlı batmak üzere...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 1436
Toplam yorum
: 1872
Toplam mesaj
: 143
Ort. okunma sayısı
: 541
Kayıt tarihi
: 27.06.09
 
 

1946 Mardin ili, Kızıltepe ilçesi’nin Esenli köyünde doğmuştur. İlk ve ortaokulu Kızıltepe’de bit..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster