Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Ağustos '11

 
Kategori
Kişisel Gelişim
Okunma Sayısı
377
 

Sözcüklerin sınırları

Sözcüklerin sınırları
 

sözcüklerin sınırları


“Söz gümüşse sükut altındır.” 

İnsanoğlunun kendini ifade edebilme yeteneği, dilin sınırlarının çok ötesindedir. Bu nedenle, sözcüklerin sınırları konusunda daha geniş bir iç görüye sahip olursak, dilin yaşamımızdaki işlevini daha doğru yerine getirebilmesine olanak sağlamış oluruz. Örneğin, konuşulması gereken yerde konuşup, susulması gereken yerde sessiz kalabilmek önemlidir. Sessiz kalınması gereken her durumda, en anlamlı sözcükler bile bir “gürültü” olacaktır. Konuşulması gereken yerde ise sessiz kalmak, bazen büyük problemlere yol açabilir. Eşiniz/anneniz ya da babanız size soruyor: “Bu saate kadar neredeydin?” Sizde çıt yok! Ya da, taraftarı olduğunuz takımın bir maçında son saniyeleri heyecanla izlerken, eşiniz gelip size “Saçlarım böyle nasıl olmuş?” dese? 

Sözcükler (dil) deneyimlerimizi başkalarına aktarma, kendimizi ifade edebilme araçlarından biridir. Ancak asla sözel olarak ifade edemeyeceğimiz o kadar geniş bir dünyamız var ki! Böyle durumlarda sözcüklerle, negatif ifadelere(sonu olumsuzluk ekiyle ya da “değil”le biten, ) başvurmak zorunda kalırız. Yani neyi ifade etmek istediğimizi değil, neyi ifade etmek istemediğimizi anlatma yoluna gideriz. Örneğin, bir yudum su içtiğinizi ve aldığınız tadı ifade etmek istediğinizi varsayalım.Bu tadı sözcüklerle nasıl ifade edebilirsiniz? “Tatlı değil, acı değil, ekşi değil….” demekten öte bir şey söylenemez. Sudan aldığımız tadı, sözel olarak, “budur”, “şudur” şeklinde pozitif bir ifadeyle karşı tarafa iletmemiz mümkün değildir. Özellikle, insanoğlunun kendini içsel olarak gözlemlemesi sonucu ulaştığı bilgilerin aktarımında dil, son derece elverişsiz bir araçtır. Bu nedenle Eski Mısırda rahipler, aklın kökleriyle ilgili bilgilerini, sözcükler yerine Tarot kartlarındaki sembollerle ifade etme yolunu seçmişlerdir örneğin. 

Fiziksel algılarımızın çoğunda, duygularımızda ve kısmen de düşüncelerimizde sözel ifadeler sık sık yetersiz kalır. Dilin ifade olanaklarını genişletmeyi hedefleyen edebiyat, bu sıkıntının eseridir demek çok abartılı olmaz herhalde. Dilin bu sınırları karşısında insanoğlu başka ifade biçimleri de geliştirmiştir, örneğin notalar, resim, heykel gibi plastik sanatlar, semboller…vs.
Günlük yaşamımızda, sözcüklerin sınırlarının ve doğru işlevlerinin farkında olursak, kendi sınırlarımızda da bir genişleme yaratabiliriz. Sözcüklerin iki işlevi vardır: Birincisi somut, elle tutulabilir olan nesneleri işaret etmek. Örneğin, elma, masa, araba gibi. İkincisi soyut, elle tutulabilir olmayan, kavramları ifade etmek, iyilik, güzellik, dürüstlük gibi. 

Günlük yaşamımızda dikkat etmemiz gereken bu işlevlerden birincisine bakalım şimdi.Elmaya elma, masaya masa, ağaca ağaç demek, bu nesneleri ifade etmek için gereklidir. Ancak sorun bu sözcüklerin, kavramsallaşmasıyla ortaya çıkar. Biz bir ağaca ağaç dediğimizden dolayı artık o ağacı göremez hale geliriz. Evimizin etrafında, yol kenarında ağaçlar vardır. Onların ağaç olduklarını bilmemiz bize yeter; ama o ağaçlara gerçekten bakmayız! Tabii ki etrafımızda gördüğümüz her şeye bakıp onları gerçekte oldukları gibi görmemiz gerekmiyor. Ancak bu bir alışkanlık ve koşullanmışlık durumu oluşturduğu için, yaşamdan aldığımız zevki önemli derecede azaltacaktır. Dahası bu koşullu bakışımız bizim, görmemizin son derece önemli olduğu alanlarda da ortaya çıkar. Örneğin çocuklar bir de bakmışız ki büyümüşler!Çünkü onlara bir doğduklarında gerçekten bakmışızdır bir de şimdi büyüdüklerini fark ettiğimizde! Çünkü “çocuklar” sözcüğü, çoğu zaman gerçek çocukların yerini almıştır bu arada geçen zaman zarfında. 

Sözcükler zaten sınırlı; bir de, temsil ettikleri şeylerin yerine geçmişlerse bu şekilde, yaşamımızı nasıl sınırlandırdıklarını görebiliyor musunuz? Şimdi eve gittiğinizde eşinizin, çocuklarınızın, anne/babanızın yüzüne ilk kez görüyormuşçasına bir bakın! 

Yaşamdan daha çok zevk alamayışımızın önemli nedenlerinden birini anlatmaya çalışıyorum. Gerçekten yaşamakla, bir hayalet gibi yaşamak arasındaki fark! Fark etmeye değmez mi sizce? Her şeyi ilk kez görüyormuşsunuz gibi yaşadığınız bir gün olsun bugün, dileyen herkese! 

izzetbalci@ziprotek.com 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 75
Toplam yorum
: 13
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 1120
Kayıt tarihi
: 06.06.11
 
 

Zihinsel Programlama Teknikleri(NLP, Hipnoz, Meditasyon..vs.) alanında, uzun yıllardır araştırma ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster