Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Nisan '14

 
Kategori
Kişisel Gelişim
Okunma Sayısı
850
 

Sözle saldırana soru sor

Sözle saldırana soru sor
 

Sorular ve beyin


“Sanıyor musun ki, sormadan bir şey öğrenebilirsin..ve sanıyor musun ki, susup durmakla bilgisizliğin geçer. Yanılıyorsun... durma sor.” -  A.Geylani

“Önemli olan sorgulamayı kesmemektir. Merak, varoluş için kendinin sebebidir.”- A.Einstein

“Bir insanın zeki olup olmadığını yanıtlarından anlayabilirsiniz. Onun bilge olup olmadığını ise sorularına bakarak söyleyebilirsiniz.” - Naguib Mahfouz

Saldırı denince hemen akla savaş gelebilir. Patlayan silahlar, savaşan askerler, verilen emirlerin sesleri, aşılması gereken surlar, zihni sinir stratejileri vs vs...

Ama saldırı sadece savaş alanına mı mahsus?

Kesinlikle hayır !!

Maalesef artık modern dünyamızda saldırılar sadece fiziksel anlamda değil, aynı zamanda zihinsel seviyede de yapılıyor. Günlük yaşamda bu, daha çok iletişimin en temel yapıtaşı olan sözlü iletişimde yaşanıyor. Bunun iş hayatında “mobbing” diye adı bile var.

Bugün dünyada 7 milyar farklı insanın yaşadığını biliyoruz. Bu demektir ki, aynı konu için bile 7 milyar farklı fikir ve görüş var. Her insan farklı bir mizaca, genetik mirasa, kişiliğe, zihin haritasına, yeteneklere, becerilere, tecrübeye sahip.

Bu farklılık Dünyamızın en büyük zenginliği. Ancak aynı zamanda en büyük engeli de. Fikir zenginliğine kapalı zihinler kendi yolunu, fikrini tek doğru kabul ederler. Ve bu zihinler farklılıkları kabul etmez; yargılar, suçlar. Hepiniz bu tür insanlarla karşılaşmışsınızdır elbet.

Bazıları da vardır ki, sadece kendilerini göstermek, daha iyi olduklarını kendilerine ve çevredekilere ispat etmek için bu  tür bir yaklaşım ile güç kurmaya çalışır.

Bazıları vardır ki, onların da tarzı serttir. Serttir; ama dobradır, dürüsttür, içi dışı birdir, merttir. Sade tarzıdır sorun olan; amacı, niyeti değil.

Konu size sözlü saldırıya başlayan birisi oldu mu, çoğumuz hemen savunmaya geçeriz. Hatta hemen karşılık verir, ateşi körükleriz...sadece ama sadece geride kalmamak, ezilmemek adına.

Bazen bu sözlü saldırıya girişen kişi sizden güçlüdür. Gerek fiziksel güç olarak, gerek makam veya yetki olarak güçlü olabilir. O kişi eğer “Nuh der peygamber demez” tarzı bir insan ise siz ne kadar kendinizi savunursanız savunun, sonuçta o kişinin dediğidir son karar. %100 haklı bile olsanız, haksız çıkabilirsiniz o konuşmadan. Bu insanın işte daha da içini yakar.

O yaralı kişi öfke bumerangını savurdu mu...vay haline!! Mutlaka sana misliyle döner.

Ne savaşlar vardır haksız yere kaybedilen. Ne adli duruşmalar vardır haksız yere ipe götüren. Ne fikirler vardır haksız yere kalp kıran.

İşte o yüzden dediğim şudur. Birisi haklı olsun ya da olmasın, size sözlü saldırı ile yaklaşıyorsa, hemen derin bir nefes alın ve kontrolsüz bir tepki vermekten kaçının. Unutmayın, “her ok bir hedef arar ve hedef olmazsanız okçu okunu atamaz”. Kontrolsüz ve şiddetli tepki vermek yerine, hemen soru sorun.

“Nedir sana bunu düşündürten?”, “Seni daha iyi anlamak istiyorum, bana bunun mantığını açıklar mısın?”, “daha iyi anlamam için bir örnek verebilir misin?” gibi sorularla karşınızdakini düşünmeye sevk edin. Gelen cevaba tekrar benzer şekilde yaklaşın ve bir alt seviyede yatan düşüncesini bulmaya çalışın.

Sorunuzu sorarken kesinlikle ama kesinlikle soruyu bir silah olarak kullanmayın. Mutlaka anlamak için sorun.

Bu sürecin faydası şudur. Çoğu insan düşünmeden, irdelemeden, gözden geçirmeden kontrolsüz tepkiler verir. Bu tekiler bir anlık öfkeden olduğu gibi, bilinçli de olabilir. Ancak soru ile Mahatma Gandhi’nin “Satyagraha”sı gibi şiddetsiz mücadele etme yolu seçilebilir. Sorularla ile karşınızdakini düşündürterek hareketinin ne denli mantıklı veya mantıksız olmadığını ona düşündürtürsünüz.

İnsanın bir kere soru sormaya başladınız mı, göreceksiniz ki çoğu insan bir kaç sorudan sonra yumuşayacaktır çünkü bilinçsiz bir tepkisinin kurbanı olmuştur. Evet, birkaç sorudan sonra mesnetsiz saldırdığını görecek, utanacak, kaçamak cevaplarla kendisini haklı çıkarmaya çalışacaktır. Haksız saldırmaya devam etse bile artık dayanak noktası çökmüştür. Bu insan aklının özgürlüğünü emanet etmiştir duygularına o an. 

Sorularınız karşısında size cevap veren kişi net, mert, dobra bir tarz ile hakikatı konuşuyorsa onu hemen anlarsınız ve işte o zaman sizin düşünüp geri adım atmanız gerekir. Sorular işte sadece tek yönü değildir, çift yönlüdür de.

Önemli olan kartşıdakiin cevabının doğruluğunu anlamaktır. Bunu nasıl mı anlarız? Karşınızdakinin öfkesine karşı sorduğunuz sorulara aldığınız cevaplarda bahane yoksa, kaçamak yoksa, politika yoksa, saf düşüncelerin ifadesiyse., haklı olduğu yerde tarzını bozmadan doğru argümanlarla kendisini savunuyorsa.. o zaman aynayı kendinize tutun... “Haklı olduğu ne olabilir?” diye düşünün.

Ama tabii her durumu bile idare edebilecek bukalemunlardan da sakının.

Evet dostlar!

Sorular çok güçlüdür ve gelişim, tekamül soru sormak ile başlar. Merak ile başlar. Bir çocuğun merakı ve tutkusuyla sorduğu sorularda gizlidir hayat.

Sevgiler,

Kenan

https://twitter.com/Naacel

http://naacel.blogspot.co.uk/

http://www.felsefetasi.org/author/kenan-kolday/

https://www.facebook.com/public/Kenan-Kolday

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 237
Toplam yorum
: 48
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1033
Kayıt tarihi
: 29.10.12
 
 

Çocukluğumdan beri kendimden büyük bir şeyleri arayıp durdum. Ve 1999 yılında yaşadığım şoklar il..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster