Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Haziran '10

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
620
 

Sözün başladığı yer...

Yıllardır kardeşin kardeşi vurduğu yakıcı bir sorunla karşı karşıyayız.Cemil Çiçek'in "Sözün bittiği yer" dediği Kürt Sorunu 1984 yılından bu yana PKK aracılığıyla şiddet yoluyla tarif ediliyor.Uzun zamandır katliamların, köy basmaların, faili meçhullerin, Hizbul-Kontra'ların, Yeşillerin kol gezdiği bu kirli savaşın çaresiz izleyicileri olduk. Terör örgütü, 15 Ağustos 1984 tarihinde Eruh'ta er Süleyman Aydın'ı şehit ettiğinde 11 yaşında ilkokul son sınıf öğrencisiydim. Yaşım 26 iken 17 Şubat 1999'da ABD yardımıyla Abdullah Öcalan Kenya'da paketlenip yurda getirildi. 37 yaşına geldim o günden bugüne kadar terörle alakalı çözüme yönelik kaç adım atıldı?

Eşref Bitlis, Uğur Mumcu, Mehmet Sincar, Vedat Aydın, Ahmet Cem Ersever, Behçet Cantürk... Adlarını daha sayamayacağım nice tanınmış isim terörle bağlantılı cinayetlere kurban gittiler. Öğretmenler, muhtarlar, askerler, köylüler, çocuklar, kadınlar, mühendisler binlerce insan bu kirli savaşta yok yere hayatlarını yitirdi. Kürt Sorunu'nun silahlı temsilcisi haline gelen terörist örgüt "Bir kaç çapulcudan!" sınır ötesi operasyonlara yol açan, halk içinde taban bulan bir güce ulaştı. Şiddetin tek geçerli dil sayıldığı bölge coğrafyasında ağa-devlet-korucu işbirliği halkı örgütten uzaklaştıramadı bana kalırsa. En son Demokratik Açılım adı verilen şarlatanlık Kürt kardeşlerimizin bir kısmını sevindirse bile içi boş olması hasebiyle kanlı bir öç almaya dönüştü. Sınır karakollarının saldırıya açık bırakılması, zaman içerisinde örgüte inisiyatif kazandıran devlet yönetimindeki başıbozukluk, çatışma alanının militanlara teslim edilmesi gibi hareketlerin stratejik hatalar içerdiğini söylemek için emekli orgeneral olmaya gerek yok. Akıl yoluyla gelişmeleri değerlendirdiğimizde 21 Ekim 2007 Dağlıca Baskını'nın ardından yapılan 5 Kasım 2007 tarihinde Bush-Erdoğan Görüşmesi'nin mahsulü diyebileceğimiz Demokratik Açılım süreci bizleri bugünlere kadar getirdi. Süreçle eş zamanlı yürütülen İstihbarat Paylaşımı ve Edip Başer'in Türkiye'yi temsilen ABD ile birlikte eşgüdümle yürüttüğü ikili yapı hiçbir başarı sağlamadı. Türk Ordusu'na istihbari bilgi veren küresel güç aynı bilgiyi kendi unsurları vasıtasıyla terör örgütüne veremez mi? Üstelik Barzani ya da Talabani gibi karanlık isimlerden PKK'ya ciddi bir yaptırımlar beklemek hayalcilikten öte bir aymazlık. Tüm bu kör gözüm parmağıma yapılan yanlışlardan daha vahimi ise İstanbul'da otururken Diyarbakır'ı, Hakkari'yi kurtarmayı denemek gibi akıl tutulmasını yarı okumuş aydınlar olarak siyasilere bizim salık vermemiz. Kürt halkını yeterince tanımadan yapılan girişimler ülkemizi yeni bir sorun sahibi daha yaptı: Bunun adı "Türk Sorunu" dur.

Ağırlaşan ekonomik bunalım altında yaygınlaşan milliyetçilik akımı sadece tıkanmış ideolojilerin yarattığı bağnazlıktan türeyen zihinsel sapma değildir. Milliyetçi hareketler, adil gelir dağılımının sağlanamamasından dolayı orta sınıfı çöken, gitgide fakirleşen toplumun tüm dünyada olduğu gibi sağa kayarak verdiği tepkisel cevaptır. İçeriden kaynaklanan problemlerin dış odaklarca desteklenerek güçlenme eğilimi taşıması bilinen bir gerçek. Kürt Sorunu'nu çözemediğimiz için daha fazla şiddet uygularken daha fazla şiddet kutuplaşmayı arttırıyor. Tüm bunlara halkın fakirleştiği ekonomik sistemi eklerseniz patlamaya hazır bir bombanın üzerinde oturduğumuzu söylenebilir. Varlık-yokluk kavgasının etnik temelde ayrışmayı ortaya çıkarması Demokratik Açılım ile eş zamanlı olarak gitmekte. AKP bu politikalarda katalizör vazifesi görürken terörün yaygınlaşması bireysel şiddet ile ideolojik şiddet ayrımını ortadan kaldıracak yarın eline silah alan herkesin vatanı kurtarmaya çalıştığı bir kaosa doğru adım atacağız. Sosyal problemlerin çözümü karmaşık olduğu gibi uzun zaman alır. Eğer bir yerlerden başlamak istiyorsak kendi vatandaşlarımıza insan gibi davranmak doğru hareket noktası olmalıdır. Türkiye'de sadece Kürtler mi eziliyor? Sokağa çıktığımızda, adliyeye düştüğümüzde, hastahane veya hapishanede çile çektiğimizde birbirimizden ne farkımız var? Bunun yanında anadilini konuşamayanlara, kültürünü gereğince yaşayamayanlara herhangi bir etnik veya dini azınlığa ait olmaktan dolayı zulme uğramış olduğunu söyleyenlere yardım elinin uzatmak ana unsur olarak biz Türk'lerin boynunun borcudur. Yoksa birbirimize diş bileyerek varacağımız son nokta büyükşehirleri Gazze haline gelmiş Güneydoğu portresinden öte değildir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 93
Toplam yorum
: 47
Toplam mesaj
: 10
Ort. okunma sayısı
: 460
Kayıt tarihi
: 09.06.09
 
 

21-07-1973 tarihinde İstanbul'da doğdum. M.Ü. İletişim Fakültesi Radyo-T.V. Bölümü'nden 1995 yılı..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster