Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Haziran '12

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
16695
 

Sultan Abdülaziz - Avrupa Seyahati

Sultan Abdülaziz - Avrupa Seyahati
 

Dolmabahçe Sarayını gezdiren rehberimiz, Sultan Abdülaziz’den söz ederken:

“Sultan Abdülaziz ülke dışına çıkıp, Avrupa Başkentlerini ziyaret eden ilk padişahtır.”Demişti.

 

Ondan önce hiçbir Padişahımız yabancı bir ülkeyi resmi ya da gayrı resmi ziyaret etmemiş. Hatta bir iki örnek haricinde kendi ülkelerini bile gezmemişler. Sultan Abdülaziz’in Fransa, İngiltere ve Avusturya ağırlıklı Avrupa Seyehati ilk ve tek örnektir. Çok büyük yankıları olan bu seyehattin sonunda, Osmanlı topraklarında üç gün üç gece şenlikler ve kutlamalar yapılmıştır.

 

Sultan Abdülaziz hakkında önce sizlerin bildiklerinize ilave olunacak haliyle bir iki şey yazmak istiyorum. Sonrasında da Avrupa Seyahatini anlatacağım…

 

Sultan Birinci Abdülaziz 8 Şubat 1830 tarihinde İstanbul'da doğdu. Babası Sultan İkinci Mahmud, annesi Pertevniyal Valide Sultan'dır. Ela gözlü, beyaza yakın kumral tenli, sert bakışlı ve top sakallıydı. Ağabeyi Sultan Birinci Abdülmecid'in vefatı üzerine 25 Haziran 1861 günü tahta çıktığında 31 yaşındaydı. İsrafçı bir padişah olarak tanınmasına rağmen, çok sade giyinir, sarayda bir terlik, bir entari ile dolaşırdı.

Babası öldüğü zaman dokuz yaşlarındaydı. Ancak ağabeyi Sultan Birinci Abdülmecid, onun eğitimine gerektiği gibi dikkat etti. Şehzadeliği sırasında rahat ve korkusuz bir hayat sürdü.

Çok iyi Fransızca konuşurdu. Şiire ve müziğe de ilgisi vardı. Kendine ait besteleri vardır. Resim yapma kabiliyeti de çok üstün olan Sultan Birinci Abdülaziz, Osmanlı donanmasına ısmarlayacağı gemilerin planını bizzat kendisi çizmişti.

Ok atmayı, ata binmeyi, avlanmayı ve özellikle güreşmeyi çok severdi. Güçlü, kuvvetli ve pehlivan yapılıydı. En iyi pehlivanlarla güreşir ve sırtlarını yere getirirdi. (alıntı)

 

Bu seyehatin bir amacı vardı. Sultan Abdülaziz, 21 Haziran 1867’de başlayıp,

7 Ağostos 1867 tarihine kadar süren, bir ay on altı gün olan bu gezinin; Rusya ile müttefik olarak hareket eden Fransa’ya, Balkanlardaki Türk Siyasetini açıklamak ve yeni bir Rus savaşını önlemek için yapılmıştı…

 

Sultan Abdülaziz 3.Napolyon’un daveti üzerine çıkmıştı bu seyehate… Tabi bu sadece Napolyon’la kalmamıştı. İngiltere Sefiri Londra’ya da davet etmişti.

Padişah bu geziye kalabalık bir ekiple hareket etti…

 

Ekipte: Veliahdşehzade Sultan Murad, onun küçüğü şehzade Abdülhamid, büyükoğlu şehzade Yusuf İzzeddin efendi ile ha­riciye nazırı Dr. Büyük Mehmed Fuad Paşa, Padişah hocası Akşehirli Hasan Efendi ve diğer memurlar vardı. Ayrıca Fransa sefiri ile İngiliz sefareti baştercümanıda yan­ların da bulunmaktaydı.

 

Dersaadet'ten yola çıkılmış Âli pasa ise saltanat naibi olarak kalmıştı. Fransız donanması derhal karşılama için Seddülbahir açıklarında bulunuyordu.

 

Padişa­hın içinde bulunduğu vapur, Malta, Napoli yolu ile 9. günü Tulon limanına varmıştı.

Fransız donanması askeri törenle padişahı selamlamıştı.

Parisde İmparator tarafından beklen­mesi gereken bölgede karşılanmış, Elize sarayı ikametine tahsis olunmuştur.

Fransızlar padişaha büyük misafirperver­lik gösterdiler.

Avusturya ve Prusya sefirleri, hükümdarlarının padişahı Berlin ve Viyana'ya teşrif dileklerini bildirdiler.

Lon­dra'da Bukinham sarayında ikamet olundu.

Koblenç'de Prusya kralı tarafından karşılanarak, Viyana'da hakkında fevkalade ikram ve izaz gösterildi.

Seyahatin 30. günü Viyana'dan hareketle Varna yolu ile Istanbula dönüldü. (alıntı)

 

Padişahın payitahta gelmesiyle üçgün üç gece şenlikler yapıldı.

Seya­hatin tamamı 47 gün sürmüş oldu.

 

Padişah bu münasebetle çıkarmış olduğu bir hattı hümayunda demektedirki:

 

“Hükümdaranece en tatlı mükâfat, asayişin ilerlemesi ve umumi servet için masruf olan çalışmalara tebaları tara­fından kemal-i muhabbet ve sadakat ile mukabele görme anıdır. Binaenaleyh bu defa da bütün ahali tarafından şahid olduğumuz apaçık delille belli olan hulus ve sadakat indi­mizde makbuliyeti çok ve kıymettar olduğundan bütün te-bamızin gösterdikleri hamiyet ve koruyuculuklarının çoğal­ması mamuriyet ve rahatları vazifesi indimde bir kat daha teyid etti. Ve din ve icab-ı kaza hükmüne girdi…”

 

Sıra bu gezinin detaylı anlatımına geldi…

 

21 Haziran Cuma günü Cuma namazını Ortaköy Camisinde kıldıktan sonra Beşiktaş Sarayına geçen Abdülaziz, saray önünde bekleyen Sultaniye vapuruyla yola çıkmıştır.

Kafileyi Pertev Piyâle vapuru ile Fransız sefîre tahsis edilen bir diğer gemi ve bazı zırhlılardan oluşan küçük bir filo takip ediyordu.

Buradan büyük bir törenle uğurlanan Sultan, ertesi gün Çanakkale Boğazı’ndan her iki taraftan atılan toplarla selamlanarak geçti ve Boğaz çıkışında Fransız donanmasınca karşılanıp yine top atışlarıyla selamlandı.

 

Girit meselesi sebebiyle Yunanistan ile muhasamata rağmen 24 Haziran’da Mora açıklarından geçen Sultan, 25 Haziran’da Sicilya’da Messina Limanına ulaştı.

Burada küçük bir İtalyan donanmasınca karşılandı ve 28 Haziran’da Napoli’ye vardı.

 

Bir gün sonra Fransa’nın Toulon Limanına çıkan Abdülaziz, Fransız donanmasının büyük töreniyle istikbal edildi.

Bundan sonraki yolculuğuna trenle devam eden sultan ve maiyyeti, Marsilya üzerinden 30 Haziran’da Paris’in Lyon garına ulaştılar.

Sultan, İmparator III. Napoleon tarafından garda karşılandı ve iki hükümdar büyük nümâyiş içerisinde Tuileries Sarayına gittiler.

Daha sonra ikametine ayrılan Elysee Sarayına yerleşen Abdülaziz’in

Paris’teki ikameti 10 gün sürdü.

On günlük süre içerisinde bu sırada Paris’te bulunan Çar II. Aleksandr’la görüşmesi de dâhil olmak üzere bazı temaslarda bulunmuş, davet edildiği beynelmilel serginin açılışına katılmış, Paris’in kayda değer yerlerini gezmiştir. III. Napoleon tarafından

 

10 Temmuz’da Paris’ten uğurlanan Abdülaziz, seyahatinin ikinci durağı İngiltere’ye hareket edip maiyyetiyle Boulogne’de Gal Prensi Edward tarafından “icra-yı şehrayin”le karşılandı. Demir yoluyla Londra’ya ulaşan Sultan Kraliçe Victoria ile görüştükten sonra ikametine ayrılan Buckingham sarayına yerleşti. Londra’daki 11 günlük ikameti süresince bazı resmi davetlerde, kabullerde bulunan Abdülaziz, Avam Kamarasında milletvekillerinin müzakerelerine katıldı. Kraliçeyle beraber İngiliz donanmasının bir tatbikatını izledi. Portsmouth ve diğer bazı tersaneleri gezdi. Belediye sarayında Londra fahri hemşehriliğini kabul etti. İki yıl önce vefat eden Türk dostu Başvekil Palmerston’un evine giderek ailesini ziyaret etti ve bu

Ziyareti halk nazarında büyük tezahürat gördü. Posta işletmeleri ve bazı bankalarda incelemelerde bulunan Sultana, Kraliçe tarafından İngiltere’nin meşhur “dizbağı (jiratir)” nişanı da verilmiştir.

 

23 Temmuz’da Londra’dan ayrılan Osmanlı sultanı trenle tekrar Dover’e, buradan tahsis edilen vapurlarla Fransanın Calais limanına gelmiş, yine hususi bir trenle Belçika, Prusya üzerinden Viyana’ya hareket etmiştir.

Brüksel istasyonunda Belçika Kralı II. Leopold tarafından karşılanıp şerefine verilen öğle yemeğine katılan Abdülaziz, öğleden sonra yoluna devamla 25 Temmuzda Ren üzerinden Koblenz’e (Coblentz) ulaşmıştır.

 

Bir Prusya şehri olan Koblenz’de Prusya kralı I. Wilhelm ve kraliçe tarafından törenle karşılanmış ve geceyi burada geçirip ertesi gün Rhein nehri üzerinde bir gezintiye katıldıktan sonra uğurlanmıştır.

 

Bavyera üzerinden yolculuğunu sürdüren Sultan ve kafilesi, 28 Temmuz Pazar günü Viyana’ya ulaşmış ve Avusturya- Macaristan imparatoruFronçois-Joseph tarafından istasyonda karşılanmıştır.

 

İkametine ayrılan Scehoenbrunn Sarayı’nda 3 gün misafir olan Abdülaziz, bu 3 gün içerisinde bir takım incelemelerde bulunduktan sonra nehir vapuruyla Tuna üzerinden yoluna devam etmiş ve 31 Temmuz’da Peşte’ye gelmiştir.

 

Peşte’de Macar ileri gelenleriyle birlikte Tuna valisi Mithat Paşa tarafından karşılanan Abdülaziz, geceyi burada geçirdikten sonra ertesi günü şerefine verilen öğle yemeğine katılıp Macar devlet erkânıyla görüşmüş ve akşama doğru yoluna devamla bir gün sonra yani 3 Ağustos 1867 Cumartesi günü Orsova üzerinden Vidin’e ulaşmıştır... Gece burada konaklayan Sultan ertesi günü Tuna vilayetinin merkezi Rusçuk’a gelmiş, burada Sadrazam Âlî ve serasker Mütercim Rüştü paşalarca karşılanmıştır. Ayrıca şehrin modern görünüşünü beğenmiş ve gayretlerinden dolayı Mithat Paşayı kutlamıştır. Memleketeyn (Romanya) beyi Şarl (Charles) da burada Hükümdarın huzuruna çıkmıştır.

 

6 Ağustos Salı günü Rusçuk’tan trenle Varna’ya hareket eden Abdülaziz, Varna’da birkaç saat istirahatten sonra daha önce kendisini Fransa’ya götüren Sultâniye yatına geçerek geri kalan yolculuğuna yine denizden devam etmiş ve 7 Ağustos Çarşamba günü İstanbul’a dönmüştür…

 

Büyükmerasimle uğurlanan Osmanlı Sultanının dönüşü de muhteşem oldu. 3 Ağustos Cumartesi akşamı Vidin kalesi önüne ulaştığında burada yerelyöneticiler, askerler ve halkın büyük tezahüratıyla karşılanmıştı. Adına görkemlibir ‘şehrâyin’ tertiplenen Sultan için kale kandillerle aydınlatıldı, havai fişek, tüfek ve top atışları yapıldı.

Padişah burada mektep çocukları ve muhtaçlara ihsanlarda bulundu. Tuna Vilayetinin merkezi olan Ruscuk’taki karşılama daha tantanalı oldu. Zirâ Sadrazam ve Serasker de Sultanı karşılamak için burada bulunuyorlardı.

 

Buradan Varna’ya kadar takip edilen demiryolu güzergâhında halk yollara dökülerek yol boyunu şenlik alanına çevirdiler. Ancak esas şenlikler, Sultanın yatıyla Karadeniz boğazına girişiyle başladı.

 

Boğaz boyunca sağlı- sollu mevzîlenmiş tabyalardan atılan toplarla selamlanan hükümdar, bütün vükela, devlet erkânı, sefîrler ve ruhânî reislerle birlikte gemileri dolduran mektep çocukları ve kalabalık halk kitleleri tarafından karşılandı.

 

İstanbul, Boğaziçi ve Üsküdar kıyılarını dolduran kalabalık halk gurupları, mektep-medrese öğrencileri ve sahil boyunca guruplar halinde yerleştirilen askerlerin “padişahım çok yaşa” nidaları ve selam atışları arasında Beşiktaş sarayı önlerine gelen Abdülaziz vapurdan “yedi çifte kayık-ı hümâyûnlarına süvâr” olarak saraya girdi...

 

Şehrâyin ve kutlamalar üç gün boyunca sürdü. İstanbul’un Beyoğlu tarafları, Tophane ve Boğaz içi semtleri, Dolmabahçe sarayı ile birlikte devlet ileri gelenlerinin sahillerdeki konakları, “bütün dağlar ve bağlar ve bahçeler” kandiller ve fenerlerle süslendi, havai fişek şenlikleriyle şenlendirildi.

 

Kutlamalar sadece İstanbul l ile sınırlı kalmadı. Gelişinin mahalli yetkililere telgrafla duyurulmasıyla Arnavutluk’tan Lübnan’a, Bosna’dan Hicaz’a tüm Osmanlı dünyası şehrâyinlerle renklendi.

 

Valilikler ve mutasarrıflıklar başta olmak üzere mahallî eşraf ve ayânın bu

seyahat ve dönüşü tebrik eden telgrafları payitahta yağmaya başladı. Bunlardan dönemin Mekke-i Mükerreme emiri Abdullah tarafından gönderilen, mahallin

tüm ulema ve meşâyihince imzalanıp mühürlenmiş Arapça tebrik mazbatası hayli ilginçtir.

Mahallî yöneticilerin tahrîratında ve düzenlenen kutlama mazbatalarında üç gün üç gece süren şenliklerin proğramı da -bazen özet olarak bazen ayrıntılı bir biçimde- yer almaktaydı.

Bir örnek olmak üzere Hersek’te kutlamalar mutasarrıflık merkezi Mostar’da padişah’ın İstanbul’a avdetinden bir gün sonra 8 Ağustos Perşembe günü sabahı 21 pâre top atışıyla başladı ve top atışları günde beş vakit üzerinden üç gün boyunca devam etti…

 

Aynı gün mutasarrıflık makamında düzenlenen resmî merasimde “düvel-i muazzama konsolosları, memûrîn-i askeriye ve mülkiye, azâ-yı mecâlis, vücûh ve

mu‘teberân-ı memleket” resmî kıyafetleriyle tebriklerini sundular.

 

Bu kadro aynı gün akşam hükümet konağındaki kutlamalara da katıldılar. Şehir halkı coşku ve hoşnutluk içerisinde tüm dükkân ve evlerini kandillerle donatıp sevinç gösterilerini izhar ettiler. Hükümet konağı ile karşısındaki Yeni Kale’den her gün havai fişekler atıldı, rengârenk maytablar yakıldı. Kaledeki bir tabur asker atış gösterileriyle geceye heyecan kattı ve eylenceler gece saat dörde kadar devam etti.

 

Ertesi Cuma günü törenlere Müslüman ve Gayrimüslim cemaatlere mensup mektep öğrencilerinin kutlamaları damgasını vurdu ve merasime katılan her kese yemek verildi.

Akşam da şehrin mahallî yöneticileri ve ileri gelenlerine Askerî musika tarafından mükemmel bir konser verildi. Bunu ilk günkünden daha görkemli havai fişek gösterileri izledi.

Tüm çarşı ve esvak kandillerle donatılıp aydınlatıldı.

Kutlamalar, üçüncü gün kışla-yı hümayun meydanında devam etti.

Sabah tüfek atışlarıyla başlayan program at yarışlarıyla sürdü. Akşam şehir aydınlatıldı, havai fişek ve atış talimleri yapıldı.

 

Ülke sathındaki bu genel kutlamalar yanında Abdülaziz’in Avrupa seyahatini ebedîleştiren birincisinden daha anlamlı ve önemli faaliyet, dönemin bazı şairleri veya aynı zamanda birer şair olan ulemâ ve meşâyîhi ile kalem erbabı memurlarınca yazılan manzum eserler oldu…

 

Sultanın gezisi ve dönüşünü övgüyle tasvir eden ve çoğu kasîde tarzında kaleme alınan bu şiirlerin bir kısmı muhtevası açısından birer “manzum tarih” niteliği taşıdığı gibi dil ve üslubu bakımından da birer edebî üründür. Büyük çoğunluğu Türkçe yazılmıştır. Ancak içerisinde Arapça ve Farsça kaleme alınanlar da mevcuttur. (alıntı)

 

 

Nazan Şara Şatana

http://www.facebook.com/#!/profile.php?id=100002892442552

https://twitter.com/#!/nazansarasatana

 

 

 

 

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 1475
Toplam yorum
: 112
Toplam mesaj
: 11
Ort. okunma sayısı
: 4370
Kayıt tarihi
: 09.12.10
 
 

Turizmci; Genel müdür Yazar ; Romanlar, senaryolar müzikkaller... Sinema filmleri, TV filmleri.....

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster