Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Eylül '12

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
1871
 

Sultan Selahattin El-Kürdi

Sultan Selahattin El-Kürdi
 

kitap kapağı


Romanın yazarı Reha Çamuroğlu, tarih eğitimi almış, alevi felsefesinin entellektüel düzeyde temsilcilerinden birisidir. Eserlerine baktığınızda, ne için yazdığı ve yaşadığını hemen anlayabilirsiniz; “Kerbela”, “Yeniçerilerin Bektaşiliği ve Vaka-i Şerriye”, “Son Yeniçeri”, “İsmail”... 

Öncelikle Selahattin Eyyübi’nin Kürt mü, Türk mü olduğu tartışmalı bir konu iken, El-Kürdi ekleyerek romana isim yapılması iddialı bir karar olmuş. Tarihçi kimliği ile bu konudaki görüşünü kitabın isminde belirtmiş.

Sultan Selahaddin El-Kürdi, yazarın okuduğum ilk romanıdır. İlk baskısını 100 bin olarak yapan bir romana haksızlık etmemek, yazarına ve emeğine de saygı göstermek gerekir, orası ayrı. Ama kitabı elime ilk aldığım andan son sayfasına kadar “biran önce bitse”, diye zorla okuduğumu itiraf etmeliyim. Her bir sonraki sayfayı, şimdi olaylar başlayacak umuduyla, ilginç bir şeyler yakalarım düşüncesiyle okudum ama aradığımı son sayfaya kadar bulamadım.

Benzer tarzlarda yazılmış; “Aşk” (Elif Şafak), “Aşkın Şehidi” (Ahmet Turgut) “Şah ve Sultan” (İskender Pala) gibi romanların eline su dökemez.

Salahattin Eyyübi deyince akla ilk gelen, Kudüs’ü geri almasıdır, değil mi ?! Kudüs’ün alınması romanın 224.sayfasının ikinci paragrafında başlıyor ve 226.sayfasının sonunda Selahaddin şehre giriyor ! Tam bir hayal kırıklığı.

Selahattin’e suikast girişimi (s.152) sadece 8 satırlık bir paragrafta anlatılmış.

Hikaye Kudüs’ün alınması üzerine kurulmamış ve eşi İsmet Hatun ile büyük bir aşk ve muhabbetleri sadece birkaç cümle ile anlatılmış. Sanki bir ders kitabı yazılmış desem, ona da pek benzemiyor. 

Roman kahramanları birbirine girmiş, kimin ne olduğunu karıştırıyorsunuz. Diyaloglar, hiç de bir sultana yakışacak tarzda değil. Kralların birbirlerine yazdıkları mektuplar, sıradan iki kişinin mailleşmesi gibi. Halbuki krallar, sultanlar, özel yetiştirilen kişilerdir ve konuşmaları ve yazışmaları destansı bir tarzla olmalıdır.

Tarihi kişilikleri roman kahramanı yapabilmek için alışkanlarını, konuşma tarzını, karakterini, hangi durumlarda nasıl tepki verdiğini iyi bilmeniz ya da ona bunları sizin yakıştırmanız gerekir. Kitabın başarısızlığının sebebi; yazarın bu tarz detaylara girmekten çekinmesi, gibi gözüküyor. Aslında kendi diyalogları ve tasvirleri ile can vereceği tarihi kişilikleri çok iyi tanımayamaması ya da yapacağı yakıştırmalardan dolayı tepki almaktan çekinmesi roman kahramanlarını başarısız, zayıf kılmış.

Birçok yerde olaylar tam tarih verilerek anlatılmış; “1153’ü 1154’e bağlayan kışın hemen başında”, “Ağustos 1176”, “25 Kasım 1177”, “28 Ağustos 1189”, “10 Eylül 1189”, “4 Ekim 1189”...Bu kadar detay vermesi, iyi araştırma yaptığını gösterir belki ama bu bir roman, ders kitabı değil.

Roman, belirli başlıklar altında toplanmış. Her başlıktan önce kısa bir anekdot yazılmış. Bu anekdotlarda Cafer ve Süleyman denen kişilerin diyaloguna yer verilmiş. Ama anlatım o kadar basit ki, neden böyle bir şey yazıldığını anlamakta güçlük çekiyorsunuz. Örneği

“Buna ışkın denir,” dedi Süleyman. ”Sen şimdi bundan ısırdın. Bil ki o da artık seni ısırdı. Hiçbir lezzet alamadın ekşilikten başka. Ama ısırdın bir kez Cafer. Bu aldığın lezzetin değerini bir daha bu otu bulamadığında anlayacaksın ! Hep böyle olmuştur, önce beğenilmemiştir tadı ve sonra hiç kimse ondan vazgeçmemiştir. Kader gibi bir şey anlayacağın.”
 

“Talih nedir?” diye sordu Cafer merakla.
“Hatırlıyor musun,” dedi Süleyman. “Bir gün aşağı neresi, yukarı neresi diye sormuştun. Her şeyi sana ben mi öğretmek zorundayım?”
“Varlık sebebin bu değil mi?” Hem sen soruma cevap ver!”
“Talih,” dedi Süleyman, hala talihten söz edebilmektir!“

 

“Ölümden korkuyor musun ?” diye sordu Cafer, Süleyman’a.
“Bilmem,” dedi öteki. “Daha çok ne olacağını bilememekten korkuyorum belki.”
“Ne olacak ki? Ya cennet ya cehennem,” dedi çocuk.
“En iyisini Allah bilir,” dedi adam.
Bilmiş bir edayla, “Evet, elbette”, dedi çocuk.
“İşte ben de ondan korkuyorum,” dedi adam.

Sonuç olarak; okumaktan zevk almadığım, akıcı bir dili olmayan, zayıf kişiliklerin ve olay anlatımlarının olduğu bir roman.

 

Reha Çamuroğlu, Sultan Selahattin El-Kürdi, 1.Basım, Everest Yayınları

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Tarihin en büyük komutanlarından ilk ona rahat girer Selahaddin Eyyübi. Yavuz Bahadıroğlu'ndan okumuştum. ve kanal d de dizi olarak seyrettim. Bizde şu sorun var ki asla birini hakettiği tahtına oturtamıyoruz. Türk- kürt olması fasa- fiso. MÜSLÜMAN BİR KİMLİĞİ var. Ve bu insan olan insana en büyük kimlik. Dinimiz bize sen şu sun ben bu yum diye ayrılın mı diyor. O kürdi boşuna eklenmiş. Kudüs her dinin merkezi. Orada ortak bir uygarlık var. Sadece bir mllete mal edilmemeli. Ama gözyaşı hakim hep orada.

İbrahim ARSLAN 
 05.09.2012 9:35
Cevap :
Kitabın ismi ve bir tarihçi tarafından yazılmış olması çok ilgimi çekmişti. Ama beklediğim heyecanı bulamadım. Sürekli Hristiyan ordularının cihat konusunda İslam ordularından daha istekli olduğu, Müslümanların cihattan çok dünya işlerine önem verdikleri vurgulanmış nedense. Koskoca Kudüs'ün geri alınışına sadece birkaç sayfa ayrılmış, üstelik çok sıradan bir üslupla. Halbuki heyecanın doruğa çıktığı bölüm olmasını beklerdim. İlginize teşekkürler. Saygılarımla.  05.09.2012 21:15
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 70
Toplam yorum
: 99
Toplam mesaj
: 19
Ort. okunma sayısı
: 2420
Kayıt tarihi
: 28.12.08
 
 

1992 yılından beri yurtdışında yaşıyorum. Moskova Maksim Gorki Edebiyat Enstitüsü mezunuyum. Mosk..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster