Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Aralık '08

 
Kategori
Doğal Hayat / Çevre
Okunma Sayısı
316
 

Sürdürülebilirliğin Matematiği

Sürdürülebilirliğin Matematiği
 

foto:e.özdemir


Yaşam biçimi ile çevre arasındaki ilişkinin matematiği oldukça basit bir denklem aslında; teknolojinin verimliliğini arttırmak ya da yaşam biçimini değiştirmek. Teknolojik verimlilik, artan beklentiler ve nüfus nedeniyle boşa gidiyor.Dünyadaki herkes Amerikalılar gibi yaşarsa, yüzyılın ortalarına varmadan hepten iflas edeceğiz.

Oysa geleneksel ekonominin bakış acısında insan refahı için tek yol, tüketim.

İnsanlar ne kadar çok şeye sahip olurlarsa, o kadar mutlu olacakları varsayılıyor. Artan tüketimin refahı arttıracağı sanılıyor.

Günün ekonomisi, insanların “belirli ürün ve hizmetlere” neden değer verdiği sorusunu bilinçli olarak yanıtsız bırakıyor.”Faydacı “ model öyle kabul görmüş ki, modern ekonomi kitaplarında bile tartışılmıyor, sorgulanmıyor.

Araştırma alanları (örneğin tüketici psikolojisi, pazarlama ve motivasyon araştırmaları) daha fazla bilgi üretiyor. Bu arzu bilimi temelde üreticilere, pazarlamacılara ve reklamcılara, tüketicilerin satın alacağı ürünleri tasarlamak ve satmakta yardımcı olmayı hedefliyor (!)

Ancak, yapılan araştırmaların hiçbirisi, tüketimin çevresel ya da toplumsal etkileri üzerine bizi aydınlatmıyor. Hatta bazıları sürdürülebilirliğe tamamen ters düşüyor.

Günümüzde tüketimin gıda, barınak vb.fiziksel ya da fizyolojik gereksinimleri karşılamanın ötesine geçtiği bir gerçek. Maddi ürünler, insanların psikolojik ve toplumsal yaşamlarını da kapsıyor.

Madde, insanlar için önemli. Üstelik sadece para anlamında da değil. İlk araba, ilk yemek takımı, ilk gelinlik, ilk oyuncak…

Yapılan psikolojik deneylerde, insanların kendi ölümlü doğalarının farkına vardıkça, özsaygılarını arttırmak ve kültürel dünya görüşlerini korumak için çabaladıklarını gösteriyor.

Şöyle ki; İngiltere’de insanlara sormuşlar, “Önümüzdeki 10 yıla ilişkin umutlarınız ve korkularınız nedir?” Katılımcılar, çocukları ve torunları için “iyi şeyler” yapmak istediklerini söylemişler.

Neden daha az kazanıp; daha az harcayıp, ailemizle ve arkadaşlarımızla daha çok vakit geçiremiyoruz? İnsanlar neden (toplumsal ve çevresel sonuçlarını bile bile) tüketmeye devam ediyor? Neden dışarıdan bakınca sade ama kendi içinde zengin olamıyoruz?

Sorularının cevabı da aslında basit, tüketimi savunan kurumların bireyciliği ve rekabeti teşvik eden tutumları. Ulaşımda, enerjide, atık yönetiminde örnekleri bol.

Çevreci hareketler adeta cezalandırılıyor; çevreye önem veren insanların bile bazı fedakarlıklar yapmadan daha sürdürülebilir yaşamlar yürütmeleri imkansız hale getiriliyor.

Başarı, maddi statüye göre ölçülüyor; çocuklar tamamen marka, ünlü ve statü odaklı bir “alış- veriş nesli” olarak yetiştiriliyor. Sonuçta ortaya çıkan, bireylerin kontrolü dışındaki güçler tarafından “tüketime mahkum” bir toplum.

Basit bir ifadeyle sürdürülebilirlik, belirli sınırlar içinde iyi yaşamak demektir. Bunun olabilmesi için de, bugün 7 milyara yaklaşan, 2050’de 9 milyara ulaşması beklenen dünya nüfusunun tüketim alışkanlıklarını değiştirmesi gerekmekte.

Bunu başarmak çok zor. Ama imkansız değil.

Bu “bencillik” bizi esir edebilir, yoksullaştırabilir, sonunda canlı ortamı yok edebilir.

Değişim için, destekleyici bir toplumsal ortamın yaratılması gerekiyor. Hükümetler; şirketler, medya, sivil toplum örgütleri, dini kurumlar, tüketiciler ve geleneksel erdemlerin toplum üzerindeki liderliğini kullanarak toplumsal değişimi sağlayabilirler.

Sürdürülebilirliğin matematiği - eşittir - teknolojinin verimliliğini arttırmak ya da yaşam biçimini değiştirmek.” denklem basit (!!!)

( Yazıda, D.D.2008 “Sürdürülebilir Yaşam Tarzının Zorlukları” makalesinden yararlanılmıştır.)

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sürdürülebilir toplum, kent vs projeleri giderek gelişmiş ülkelerden gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelere doğru yayılıp kamu oyunun dikkatini çekmeye başladığına göre, biraz umut var demektir. Ve embesil -kültürlü veya kültürsüz - tüketici bireyin foyaları da ortaya çıkarken.. Embesil diyorum çünkü kendi aklı değil dış ekonomik odaklı düşüncelerle yaşıyor, bu tüketici toplumunun tüketen bireyleri... Bu tuzağa bazen hepimiz düşüyoruz, kurtulanı yürekten tebrik ederim:))..

SEMA KILIÇ 
 29.12.2008 22:45
Cevap :
Kurtulan var, şahidim.Hanım bıraksa ben de kurtulacam ya...Şahitliğim ise, sayın Karaca'nın ve Lester Brown'a.Orta yol yok; ya kurtulacağız ya da piramidin altına daha, daha çok insan iteceğiz... Birey olmak, neyi-ne kadar-nasıl tüketeceğimize karar vermek sanırım çok önemli.Çalışıyorum.  30.12.2008 0:08
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 271
Toplam yorum
: 141
Toplam mesaj
: 42
Ort. okunma sayısı
: 698
Kayıt tarihi
: 13.10.07
 
 

1959 Sinop Bektaşağa Köyü doğumluyum. Yaşamda, anlaşılacak bir şeyi olanlara ve bunu öğreti yapan..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster