Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Ekim '12

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
377
 

Suskunlar

Suskunlar
 

 

Bak şimdi: Arife günü aldım, bayramın birinci gününden itibaren okumaya başladım İhsan Oktay Anar'a ait, Suskunlar'ı.
Güzel mi dersen, güzel ne demek, derya derim. Eski İstanbul'un neresi olduğunu, geçmiş yüzyıldaki İstanbul adetlerini, mevleviliği, musikiyi, insan hallerini bilmek istiyorsan oku derim.
Ama şiddetle oku, şiddetle tavsiye ediyorum demem. Şiddeti, okuma konusunda bile kullanmak istemem. Aman gözünü seveyim sende okuduklarını şiddetsiz tavsiye et.
Neyse bu romandan bazı paragraflardan öyle bir esinlenme geldi ki; son günlerde eve usta girdiğinden, içime fenalık geldi. Allahım insanı Türk ustalarından korusun dedirtti. Bir yeri yaparken, diğer yeri çatırdatıyorlar.
Durun şimdi. Bizim evdeki usta işleri bitti şükür. Asıl bahsetmek istediğim Suskunlar romanındaki Eflatun'un Galata Mevlevihanesi'ne gidişi ve orada nasıl piştiği.
 
Gidişi değil de asıl anlatmak istediğim pişmesi. Öyle bir pişiriyorlar ki, reklamlardaki halının üstüne basınca ancak siniri gevşeyen çalışan Türk kadınına dönüyor. Çalışan veya çalışmayan Türk kadını Galata Mevlevihanesi'ndeki derviş adayı gibi oluyor.
Belki sana uzaktan abartı gibi gelse de, inan abartmıyorum.
 
Mutfakta geçecek tam binbir günlük çilesinin başında, çivili tahtada semâzen başı tarafından kendisine semâ öğretildi ve böylece hakkettiği sikke denilen serpûşu başına taktı. Bu, Türk kadının düğünü ve başına taktığı gelin duvağına denk geliyor. Ve genelde de bir ömür sürüyor. Sanıyorsun ki abartıyorum. Hayır!
 
Derken “ayakçı” olarak, başta mutfak olmak üzere hemen her yeri süpürdü, toz aldı veya yıkadı. Bunun açıklamasını yapmamı beklemiyorsun herhalde benden.
 
Pazarcı” olarak omzunda heybe, sırtında küfe ve elinde üç beş kuruş ve belinde pazarcı maşasıyla çarşıya çıkıp alışveriş yaptı.Sokağa çıkıp da her on kişiden dokuz kişinin marketten ya da pazardan dönen kişinin kadın olduğunu görmeyen yoktur. Hadi hıyartos adamlar alışverişten anlamıyor diyelim, eşinin yanında poşetleri taşımak içinde bulunmaz. Tamam hakkını yiyemem, az da olsa poşet taşıyan kocalar var. Ama geneli “hooo akşam ne var,” diye höykürür sadece.
 
Devam ediyorum mevlevi çilesine; “Somatçı” olarak sofraları kurdu kaldırdı. Açıklama istiyor musun? Tamam devam ediyorum. “Meydancı” olarak erenlere cezvede kahve yaptı. Bir erkek çocuğunun kahve yaptığını kim görmüş? Ki sonra da evinde karısına sen çok yoruldun, dur bir kahve yapayım da içelim, desin.”
Kandilci” olarak dergâhın kandillerini gece yakıp sabah söndürdü.Bereket elektrik icad oldu hanımlar.
 
Nihayet, “tasmihçi” sıfatıyla dibekte kahve dövmeye başlamıştı ki, dergâhın şeyhi, Neyzen İbrahim Efendi onu Hücresine çağırdı.
Nihayetinde bütün bu çilelerden sonra Ney üflemeyi öğrenecek.
 
Türk kadını ise bütün bu çilelerin sonunda kaynana olur. Sonra o da çektiği bütün çilenin acısını gelinlerinden çıkararak pişer. Kadınlar, Suskunlar'ı oynar, oynamak zorunda kalır.
Ve bu masal da böyle sürerrrr...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

MERHABALAR...Sn.NİLÜFER hanım :-)) "Suskunlar"-İhsan Oktay Anar beye ait bu kitap özetlediğiniz gibi sanki insanı bugünlerden yani 2012'den alıp, taa 1850 Osmanlı İstanbul'u, Galata'sı, Balat'ı, Eyüp'ü....Kadınları, sefası ve cefası hep bir arada oralara ışınlayıverdi gibi bir his verdi bana doğrusu :-)) Müsaadelerinizle Linkinizi OLTAMA TAKIYORUM :-)) Sevgiler,selamlar ve saygılar :-))

BEN ve OLTAMA TAKILANLAR 
 30.10.2012 21:29
Cevap :
Merhaba Neip Bey:) Çok teşekkür ederim beğenmenize. Mevlevi olmakla ev kadını olmanın arasında sanki ince bi bağ varmış gibi geldi bana. Teşekkür ederim, selam, sevgiler Adana'ya :)  31.10.2012 15:26
 

O günden bu yana,'Türk biyonik kadınının' mâkus talihinden,değişen bir şey yok ...Güzeldi...Selamlar...saygılar...

Mesut Selek 
 27.10.2012 11:25
Cevap :
Aynen öyle. Örnek verdiklerim aslında, Derviş ev hanımlarının ortalaması. Bi de üstüne üstlük şiddet görenler var, o şiddet görenleri aklayan sistem var. Tekrardan burnunu kulağını kesenlere teslim edilenler var. Bu topraklarda acı bolca var, bundan da en çok nasiplenen kadınlar ne yazık ki... Teşekkür ederim, selam, sevgilerimle...  27.10.2012 13:54
 

Tabii ki okuyacağım..."'83 dü galiba...üçümüz de fakülte 3.sınıftayadık...bir arkadaşımızın evinde,Karşıyaka'da...öyle bir odası vardı ki arkadaşımızın,imrendim;her yer kitap dergi gazete doluydu,tıklım tıklım doluydu...çalışma masasının dayandığı duvarda kurşun kalemle kargacık burgacık bir şeyler yazıyordu biraz dikkatle bakınca tersten yazılmış bir cümle olduğunu farkettim,Ferit Edgü'nün bir sözüydü "Ya yaz ya geber!"..biri bendim psikoloji bölümünden diğeri Ufuk Kesici Türk Dili Edebiyatı'ndan ve evine gittiğimiz arkadaşamız Karşıyakalı arkadaşımız Felsefe Bölmünden -o zamanlar kimselerle pek sohbet etmeyen- İhsan Oktay Anar'dı...Oda her şeyi anlatıyordu ve duvar...yazdı yazdı yazdı...ve yaşıyor"...eyvallah...

nedim üstün 
 27.10.2012 7:35
Cevap :
Çok güzel bir anı. Aslan yatağından belli olur misali, o da biriktirdiklerini, ne güzel aktarıyor şimdi. İyi ki böyle insanlar var, hayatı güzel kılıyorlar. Çok teşekkürler katkın için. Selamlar Mersin'e...  27.10.2012 20:00
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 246
Toplam yorum
: 1381
Toplam mesaj
: 276
Ort. okunma sayısı
: 987
Kayıt tarihi
: 15.02.08
 
 

..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster