Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Ağustos '09

 
Kategori
Şiir
Okunma Sayısı
2100
 

Tanrının fırtınalarına açık sormaca

Tanrının fırtınalarına açık sormaca
 

Yelda Karataş - Zeliha Demirel


(Şairler diğer insanlara göre bir dirhem fazla acı çeker.)

Lale Müldür şiiri için; ister günlük zaman ve mekandan, Tanrı'nın zamanına geçişler ve eşikler, ister evrenle çok yönlü karşılaşma diyelim, istersek de modern ben’e rağmen, Doğu'lu biçimde tezahür eden bilgelik...

Heyecanın yoğunluğunun kıyılarında gezdiğim bir geceydi...

Yelda Karataş : Lale'ye yaptığım bir ev ziyaretini hatırlıyorum. Bir arkadaş geldi bu ziyaretim sırasında Lale'nin salonda bir masası var masa denize bakıyor. Gelen arkadaş “Lale hanım burada ne çok şiir yazmışsınızdır, kimbilir” dedi. “Ben burada oturup hiç şiir yazmadım”dedi Lale. Benim de duvara dönüktür bilgisayarım evimde, öyle yazarım. Lale senin esinden anladığın vahiy değil anladığım kadarıyla, daha içsel bir dinamikten söz ediyorsun...

Lale Müldür : İyi şairlerin çoğu kozmik güce yaslanır. Kesin eminim içsel bir şey var bana yardım eden. Yazdıktan sonra hiçbir şey hatırlamıyorum, ben değil gibi yazan sanki... İlk geldiği haliyle şiiri bırakıyorum. Ilk haliyle çıkıyor. Yeni çıkacak kitabımın adı “Medine ve Kavun Likörü” Bu kitabı bir arkadaşımla birlikte yazdık; iki dize o, iki dize ben.

Yelda Karataş : Yani interaktif karşılıklı güzel bir deneyim. Ben de denedim interaktif. Buna benzer rengay (Japon şiiri türü) çalışmaları vardır. Rengaya benzettim. Ama Rengay da bir diğerinin yazmasnı beklersiniz, sanırım siz beklemeden peşpeşe yazdınız. Kitap ikinize mi ait olacak?

Lale Müldür : Evet.

Yelda Karataş : Kitabın adı neden “Medine ve Kavun Likörü”?

Lale Müldür : Kitabı yazdığımız arkadaşla ilk tanıştığımız gün bana Medine adında bir çiçekle geldi ve İsa'nın büyüdüğü yer de Medine'ymiş dedi. Medine bizim için çok katmanlı bir yer ve aynı zamanda bitki. Sonra yanına bir imaj aradım. Yenice kavun likörü almıştım. Böylece adı oldu.

Küresel ısı, yokolan bitkiler, yokolan hayvanlar, hastalıklar, İslamda, Yahudilikte, Hristiyanlıkta bilimle çatışan yerler beni çok ilgilendiriyor.

Yelda Karataş : Lale'nin ruhunu Kieslowski' ye benzetirim hep. Lale'nin kişisel çabasını tıpkı Kieslowski'de olduğu gibi vulgarizmin ve faşizmin önüne dikilen çaba olarak görüyorum her zaman.”kaybolmuş bir şaşkın” değildir bu tavrı olan insanlar. Sezgiye açık insanlar. Dostoyevski' ye 21.yüzyıldan bakışımız gibi Lale'ye de 22.yüzyıldan bakacağız. Çok derinlikli ve katmanlı şiiri var Lale'nin. Ikimizin de çok aşık olduğu biri var Hz.İsa. Belki bunu paylaşamayız.

Zeliha Demirel : Ben de Lale Müldür'ün “Ufo Poltergeist” şiirini okuduğumda Tarkovski'nin olağan bir algı ortamı dışında farklı algı ortamlarının mevcut olduğunu imleyen “Solaris” adlı filmini hatırladım. Steven Spielberg'in de bu adı taşıyan bir filmi var.

Lale Müldür : Yelda senin evde var mı Hz.İsa?

Yelda Karataş : Ben İsa'ya Şems'e baktığım gibi bakıyorum. Çağının Che’si gibi…

Lale daha derinden ve daha farklı bakıyor.

Lale Müldür : Hz.İsa bana kelimeler öğretmiş kişidir. 14- 15 yaşındayken ışık taşları içinde geçen bir takım şiirler yazıyorum. Bunları İtalya'ya gönderiyorlar. İtalya'da bunları okuyanlar özellikle şiir hocam İncil'den bahsediyorsun diyor. Ben İncil'e gönderme yapmıyorum o şiirlerde, öyle algılamışlar. Ben Kuran'ı bile okumadım dedim. O şiirler o dönemde çok yankı buldu ama o şiirler bana yazdırıldı. Şiir hocam “ İsa yeniden dirildiği zaman Maria Magdelena' ya gider ve bana dokunma der” dedi. Ben afalladım, kabul etmedim.

Yelda Karataş : Bu buluşma çarpıcı. Lale'nin yüreği bilinen en pür yüreklerden biridir.

Zeliha Demirel : Lale Müldür'ün bu pür yüreği “Buhurumeryem” şiirinde olanca açıklığıyla bize çarpar. Bu şiirde Bakire Meryem gibi masum ve acıya yazgılı bir oğul doğurmak isteyen, dünyanın en mazlum anası ve en mazlum insanıyla özdeşleşme arzusu ve hissiyatını görürüz.

“...

Kudüs Bakirelerine karışmak istiyorum ben/ o ıslak frambuaz ülkesinde/ bir oğul doğurmak ve/

sizi unutmak istiyorum” (Anemon'dan s.384)

Lale Müldür : Türkiye'ye döndükten sonra bir çocukla birlikte oldum. Onunla birlikteyken uçmaya başladım. (O benim uçtuğumu görüyor) Uçarken sevmediğim ressamları gördüm ( Picasso, Dali, Miro ) Van Gogh'u severim. Sonra pat diye İsa'yı gördüm. Saçları platin sarısı dedim kendi kendime, sonradan öğrendim saçlarının beyaz olduğunu, ben platin sarısı demişim. Bir iskemleye tersinden bacaklarını uzatarak oturuyordu. Yanında da ikizi var. “Ölü Deniz Yazmaları”nda geçer bu ikizi. Bu yazmaların yazarı belirsiz. İsterseniz bulabilirsiniz, dışardan getirtebilirsiniz. Sonra bana şöyle bir baktı İsa. Felaket bir bakıştı. Ben öyle kalakaldım ve aşık oldum. 33 yaşındaydım.

Sonra pat dedi Hz.Muhammed geldi. Bu sefer değişik bir halde göründü bana. Blucin üstünde tişört vardı. Ve bana “çok dost” dedi. Boş saksı hediye etti.

Yelda Karataş : Lale, o saksının içine ne ekmeyi düşündün?

Lale Müldür : Ayçiçeği. Bir arkadaşım ayçiçeğinde bütün tohumlar vardır dedi. Sonra yıllarca ben aradım izlerini, yıllarca hiç görünmediler bana. 2003 yılında beyin kanaması geçirdim. Gelseler de beni teselli etseler iyi olur diye düşündüm. Bir gece duvarımda belirdi İsa. Hareket ediyordu yavaş sesle konuştum onunla. Konuşmanın sonunda benim beyaz yün kazağım var onu giydi İsa. Peygamberler hep yün giyer. Sonra Muhammed geldi. Muhammed'den sonra kendimi gördüm. Çok uzun bir kız olarak gördüm. Hiç bir şey değişmediği halde binlerce kat güzeliydim kendimin. Kimseden evet doğru görmüşsün demesini beklemiyorum. Benim duvarlarımda uzun süre kaldılar İsa, Meryem ve yavrusu, Muhammed. Sonra badana yapılmak zorunda kalındı ve onlar da gitti. İsa'yı gördükten sonra namaz kıldım uzun süre. Namaz kılmayı bıraktıktan sonra görüntüler kayboldu. Sonra sıkıldım yeni badanadan. Bir gün hastanedeyken, kendimi bilmezken hastanede Hz.İsa'nın tablosu diye tutturdum. Getirdiler bana. Sonradan Albert Dürer'in portresini keşfettim.

Yelda Karataş : Çok tuhaftır bende de Albert Dürer’in aynı portresi var. İsa'ya çok benzer. Lale'ye gittiğimde bu tabloyu görünce çok şaşırmıştım.

Zeliha Demirel : Kehanetler...

Lale Müldür : Ben küçükken büyük bir ayak çizmişim ve altına peygamberin ayağı diye yazmışım. O zaman Aydın'da oturuyorduk. Çok sonra eski kocamla Topkapı'da kutsal emanetlere gittik. Orada aynı ayağı gördüm ve çok etkilendim. Bir anda bir sarsıntı oldu. Dikkat et dedim Patrik'le ikimiz göçüyorduk. Ayaklarımız kaydı. Patrik ilk defa bana dedi ki, ilk defa sür-naturel olayı sayende kabul ediyorum.

Amerika'dayız. Şöyle bir şey oldu. Güzel bir şiir, uzun bir şiir sıkıldım sonunda, kendi şiirimi ingilizce okumaya başladım. Buhurumeryemi okudum. Her taraftan ah, oh, uh sesleri geliyor. Şairlerden biri kalktı dedi ki: Biz ölüyorduk. Kendilerinden geçmişler. -Benim ki cesaret! Adamların dinine karşı şiirleri oku ve beğenmelerini bekle- Başka biri : Benim gözlerimin önünde burada kehanet yapılıyor dedi. Bunu söyleyen hala arkadaşımdır. Kendi şiir kitaplarında benim için şiirler yazdılar.

Bir gün Cem Mumcu bana Okuyanus Yayınları'nda editörlük teklif etti. Üç dört gün onun evinde kaldık. Duvarlarına bir baktım. Ayak, heykel ve bir adam sureti. Ben bunu alıyorum dedim. Onun evinde kalırken benim kaldığım tarafta perdeler vardı. Perdeyi kapatırken bir günAlbert Dürer'in yüzü İsa oldu. Ben İsa'yı hareket ederken görünce şaşırdım. Ardından Hz. Muhammad de hareket ediyor mu diye baktım. Ediyordu. Hala görüyorum. Bazen Hz.İsa saçlarını geriye atıp çekiyor, bazen öne atıyor. Resmin içinde oynuyor. Onlarla birlikte yazıyoruz.

Yelda Karataş : Ben de garip bir deneyimi Şems ve Mevlana'yı yazarken yaşadım. Ben kitaplarımı genellikle Gümüşlük'te yazıyorum. Beş yıl önce Gümüşlükte “İstanbul Bir Dişi Orospu'yu yazmaya başlamıştım. Bilgisayarım bozuktu oğlum bakım yaptırıp iki gün sonra getirecekti. Bilgisayar bir geldi ki Q klavye. Ben F klavyede yazarım ve yıllarca da öyle yazdım. Bilgisayarın başına çekinerek oturdum ve kendimde de şaşırarak Q klavye ile Şems’I yazmaya başladım... Şimdi hem Q hem F klavyede yazabiliyorum.

Zeliha Demirel : Valery “İlk dize Tanrısaldır” der.

Bir konuk : Marksistim diyen birinin Şems-i Tebrizi'yi yazdığını okuduğumda tüylerim diken diken oldu.

Zeliha Demirel : Belki de tinsel hassasiyet ve algı yoğunluğundan, Baudelaire gibi tinsel acılara yakın durmak ya da aynı ruh ikliminde bulunmak...

Lale Müldür : İyi ki bana birşeyler oldu da ben böyle oldum. Üniversitede Marksizm okuyup da hala Marksist olanları anlamıyorum.

Yelda Karataş : Ben hala Marksistim! Şiiri bütün olarak yazdığını söyledin. Ben de bütünü yazıyorum ama sonra düzeltme, yani işçilik yapıyorum.

Lale Müldür : Ben hiç düzeltmiyorum.

Yelda Karataş : Lale Türkiye şiiri hakkında ne düşünüyorsun?

Lale Müldür : Biraz devşirme var.

Yelda Karataş : Esinlenme ile devşirme arasında nasıl bir bağ kuruyorsun?

Lale Müldür : Bunu ben söylemeyeyim...Ben esine bağlı olarak yazıyorum. Yazdıktan sonra doğu mu, batı mı, kuzey mi, güney mi bilmiyorum; tekrar okuduğumda anlıyorum. Dolayısıyla “görünmez bir el”in yazdığına inanıyorum.

Yelda Karataş : Genç şairler hakkında ne düşünüyorsun?

Lale Müldür : İyisi yok.

Yelda Karataş : Bizim kuşak hakkında ne düşünüyor?

Lale Müldür : Az. Giderek azalıyor. Aptallar çoğalıyor. Biz güzel bir zamanda yaşadık. Bizim tartışa tartışa, okuya okuya güzel bir gençliğimiz oldu.

Yelda Karataş : Felsefi olarak yakın buldukların?

Lale Müldür : Hegel, Baudelaire, ... Türkiye'de ciddiye aldığım bir felsefeci yok gibi.

Yelda Karataş : “Destina” hepimizin bildiği gibi Lale'nin şiiri. Ilk eşine yazmışsın demiştim. Evet demişti. Selim Atakan besteledi. Bu bağlamda şarkı sözü ve şiire nasıl bakıyorsun?

Lale Müldür : En güzel örnek Leonard Kohen, Bob Dylon. Hem çok iyi şiir yazarlar hem de müzikalize ederler.

Yelda Karataş : Karşıkarşıya mı koyuyorsun yan yana mı?

Lale Müldür : Lirik farklı bir şey.

Yelda Karataş : Benim için de Fikret Kızılok buna örnek.

Lale Müldür : Şiir düz upuzun, bembeyaz bir alandır. Oraya istediğin müzikaliteyi koy, o düpedüz alan bir anda karmakarışık olur ve gerçekten müziğinden güzel dalgalar yaratır.

Yelda Karataş : Şiirin iç müziği yok mu? Destina'nın bestelenmeden şiir olarak iç sesi, iç müziği? Bestelenince şiirin iç sesini değil, müziğin sesini algılamıyor muyuz?

Lale Müldür : Bana göre hiç bir...

Yelda karataş : Şarkı sözüne şiir diyebilir misiniz? Bu örneklere John Lennon'da katılabilir.

Lale Müldür : Özellikle Leonard Kohen diyorum.

Yelda Karataş : Lirizmi şiirden ayırmak konusunda ne söyleyeceksin? Şarkı sözünün ve şiirin sendeki karşılığı nedir?

Lale Müldür : Şarkı sözü daha kolay işlevi var tercih ediliyor.

Yelda Karataş : İsteseler şiirlerini verir misin şarkı sözü olarak.

Lale Müldür : Sevdiğim müzisyenlere veririm.

Yelda karataş : Kimler?

Lale Müldür : Teoman, Selim Atakan, ...

Açıkça konuşmak gerekirse isimler aklımda kalmıyor.

Yelda Karataş : Fazıl Say, Metin Altıok bestelerdi?

Lale Müldür : Fazıl Say iyi biri ama Metin Altıok? Bir de Kürt müziğini beğeniyorum.

Yelda Karataş : Yabancılardan?

Lale Müldür : Eskilerden, Fadolar(Portekiz müziği), Cezare Evora, ... Cesare Evora'nın müziği ile son kitabımı yazdım. Oradan cümleleri olduğu gibi aldım, bir şey oluşturdum. Medine ve Kavun Likörü.

Yelda Karataş : Fadolar bizim müziğimize çok yakın. Şiir yazarken müzik dinlemek zaman zaman çok tetikleyici.

Lale Müldür : Amelia Rodrigues'in faşistlerle bir ilişkisi olmuş o yüzden soğudum.

Yelda Karataş : Lale saatler için ne düşünüyorsun?

Lale Müldür : Clock's diye çevirmişler. Çok yanlış. Çeviri zor.

Yelda Karataş : Evet zaman olarak saatten bahsediyoruz. Yani Hour sözcüğünden..Bu farkı bile bilmeden şiir çevirmeye kalkmamalı insanlar. Belki de çeviriyi şairler yapmalı.

Lale Müldür bize bir şiir okur mu?

Lale Müldür : Şimdi hiç kimsenin üzerinde yeteri kadar durmadığı inanılmaz önemli olan ilk kitabımın ilk şiirini okuyacağım.

<ı>“Yağmur Yatağı” nı okudu

<ı>

Yelda Karataş : Çok büyük bir dize “ben de hiçbirşey yok çığlıktan başka...”

Bir tane daha istiyoruz.

Lale Müldür : İngebor Bachmann'a – Jack Brel'e – <ı>İstanbul Dostlarına Mektup'u okudu (Anemon'dan)

Yelda karataş : Dostoyevski hakkında ne düşünüyorsun?

Lale Müldür : Bir numaradır.

Yelda Karataş : Zaman hakkında ne düşünüyorsun?

Lale Müldür : Hangi zamandan bahsedelim. Hızlanan zamandan mı, değişen orantılardan mı? Zamanın hızlandığını söyleyenler var ya o da benden çıkmadır aslında.

Yelda Karataş : Bir şeyin zamanı olması için nesnesi olması lazım. Yani o göreceliğin karşısında sen nerdesin? Hangisine ait hissediyorsun?

Lale Müldür : Uzay zamanına göre.

Yelda Karataş : Saatler ve Geyikler beni en çok etkileyen kitaplarından biri senin. Müthiş bir kitap.

Lale Müldür : Ne güzel biliyorsun herşeyi. Aslında vardır şairin zamanı da o kadar üstünde durmuyorum.

Lale Müldür : Peki şöyle bir şiir okusam size bu kitaptan, zaman yok içinde...

<ı>“Bir Fok Balığının Yuttuğu İkimiz” şiirini okudu.

Bu şiirdeki zaman boğulma zamanıdır.

Yelda Karataş : Benim sorularım bitti kendisine çok teşekkür ediyorum. Şimdi Lale dinleyicilere

sorular soracak.

LALE MÜLDÜR'ÜN DİNLEYİCİLERE SORULARI

Lale Müldür : Siz kişilik olarak tek kişi misiniz?

Bir Konuk : Hayır, ben ve halkım.

Lale Müldür : Şöyle açıklayayım. Sen ve mikro kosmoz var. Bu mikro kozmozun içinde binlerce bakteri yaşıyor. Ayrıca mikro kozmozun içinde sürüklenen bir sen varsın. Yani kimsenin insan olarak yalnızca ben diyebileceği kimse yok.

Bir konuk : Şiir uzun soluklu yolculuk.

Lale Müldür : Gerçekten doğruyu söylememi ister misin? Bir şair yüzyılda yetişir, gerisi laf.

Yelda Karataş : Üzerinde çok düşünülmesi gereken laf.

Lale Müldür : “Elçi sidretül münteha'yı geçebildiği için en hür, Cebrail ise ben daha öteye geçemem yanarım” diyor. Bunu bana açıklayın.

Bir Konuk : Doğayla üst doğanın ayrılış yeri. Hallacı Mansur'a göre yaratıcı gerçekle bütünleşme anı.

Zeliha Demirel : İnsanın Varlık’a gittiği, Varlık’ın insana indiği yer.

Bir konuk : Ölümlü elçi olmak ölümsüz melek olmaktan daha iyi mi yani?

Lale Müldür : Mevlana “gidebildiğin yere kadar hürsün” diyor.

Lale Müldür : Hegel'e göre tin sanatla ilgili olarak nedir?

Konuk: Yanıtlamıyor

Lale Müldür : Tin sanatçıdır.

Lale Müldür : İspanya'da iyi bir şair sayılan ama iyi bir şair olmayan önemli bir tiyatro yazarı kimdir?

Yelda Karataş : Bunun cevabı Lorca ise itirazım var bence önemli ve büyük bir şair.

Lale Müldür : Bence değil.

Bir Konuk : Yaşamı seviyorsunuz değil mi?

Lale Müldür : Her zaman değil. Bazen. Sevmediğim zamanlar şair oluyorum.

Bir Konuk : Bizansiyya kitabınızı okuyacağım. Öncesinde başka bir okuma önerir misiniz?

Lale Müldür : Doğrudan girin kitaba ve boğulun.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Böylesi emek yoğun bir çalışma ile bu güzel söyleşiyi MB okurlarına ulaştırdığınız için kutluyorum sizi. Buradan değerli şairlerimize ve size kucak dolusu selam ve sevgiler.

Ezgi Umut 
 11.09.2009 5:39
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 83
Toplam yorum
: 42
Toplam mesaj
: 12
Ort. okunma sayısı
: 577
Kayıt tarihi
: 05.03.09
 
 

Konya Akşehir doğumluyum. Selçuk Üniversitesi, Mühendislik Mimarlık Fakültesi, İnşaat Mühendisliğ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster