Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Nisan '11

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
612
 

Tatminsizlik!

Tatminsizlik!
 

Türkiye'nin gündemini son zamanlarda belirleyen sözcüklerin başında "tatmin" geliyor. Peki ne demek bu "tatmin" olmak. Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre "a. (tatmi:ni) 1. İstenen bir şeyin gerçekleşmesini sağlama, gönül doygunluğuna erme, doyum. 2. Cinsel isteklerini giderme. 3. ruh b. Doygunluk." şeklinde anlamı verilen bu sözcük nasıl oluyor da bu kadar gündemde?

Her şey ÖSYM merkezinin yaptığı sınavlarla başladı. Birilerinin bu sınavlarda kopya çekildiğini, bazı şifrelerin kullanıldığını ve dolayısıyla bazı kişilerin lehine gelişen durumların olma olasılığı üstüne iddiaları ile başlayan tartışma her gün yeni bir boyut alarak devam etmekte. Bu sınavların ne kadar önemli olduğunu bilen birisi olarak, öğrencilerin ve velilerin çektiği sıkıntıları, moralsizliği ve tatminsizliği burada satırlara dökecek kelime bulmak neredeyse imkansız.

Aslında bütün bu olanlar bu ülke için çok da yeni bir şey değil. Özellikle bu iktidar döneminde yapılan hemen bütün sınavlarda şaibeler gündemden hiç düşmedi. Geçmişte yapılan polisliğe giriş sınavları halen hafızalarda, hafızalarda derken sadece bir kaç kişinin hafızasında. Benim balık hafızalı ülkemin insanlarının çoğu unuttu bile.

Gençliğimde ÖSYM, günümüzde de ALES, ÜDS, KPDS gibi sınavlara girmiş, daha doğrusu akademik çalışma yapmak için girmek durumunda kaldığım bu sınavlar, sizin tüm geleceğinizi ipotek altına alan sınavlardır. Örneğin herhangi bir devlet veya vakıf üniversitesinde okutman olarak görev yapmak isterseniz ALES sınavından en az 70, ÜDS ya da KPDS'den ise yine en az 80 almak zorundasınızdır. Kaldı ki, bu en az notları almanız da yeterli değildir, çünkü başvuranlar arasında şansınızın olması ve sıralamada yukarılarda yer alabilmek için notlarınız oldukça yüksek olması gerekmektedir. Ve inanın yukarıda verdiğim sonuçlara ulaşmak göründüğünden oldukça zordur.

İlk anda torpili ortadan kaldırır, hak eden kendine yer bulur anlayışıyla karşılanan bu sınavlar zamanla bir kabus gibi çökmüştür insanların, gençlerin üstüne.

Ancak sonra birden bire ÜDS ve KPDS'den örneğin İngilizce sınavından 99-100 gibi notlar alan ama nedense basit bir öğretmenlik mülakatında iki kelimeyi bir araya getiremeyen, bırakın akademik düzeyde bir tartışmaya katılmayı, basit gündelik konuşmalarda bile sorunlar yaşayan insanlar çıkmaya başladı ortaya. Önceleri bunu eğitim sisteminin yetersizliğine bağlayıp, insanları sadece test sınavlarına yönelik eğitmeye çalışan yanlış eğitim-öğretim politikalarının beklendik bir sonucu olarak algılamaya başladım olan biteni. Ama bir yandan da bu sınavlara girmiş örneğin 85 almış, fakat hem akademik hem de gündelik anlamda dili son derece iyi kullanan adaylarla karşılaşmaya başladım. Sınav notunun neden diğer adaylarla göre daha düşük olduğunu sorduğumda aldığım cevaplar, "Hocam sınavın seçenekleri bir garip, nedense doğru cevap olduğunu düşündüğünüz tüm seçenekler yanlış çıkıyor" cevabı en çok karşılaştığım gerekçeler olmaya başladı. Aslında bu gerekçeleri zaten biliyordum, çünkü bu sınavlara ben de girmiş, barajın oldukça üstünde not almış bir kişi olarak, seçenekler arasındaki çelişkilere yakından tanıklık etme şansına sahip olmuştum. Oldukça iyi bir birikimim olmasına rağmen nedense o 99-100'lere hiç bir zaman ulaşamadım. Bu arada bu sınavlardan yüksek not alan herkesi de suçlamak ya da şaibe altında bırakmak bizlere asla yakışmayan bir durum, bu nedenle lütfen bu sınavlara girmiş kişlerin hepsi üstlerine alınmasın. İddiasını ispatlamadan herkesi zan altında bırakmak genelde yandaş basın ve onun takipçisi liboşlara özgü bir durumdur.

Sonra belli bazı okul ve dersanelerin ÖSYM'deki başarıları dikkatimi çekmeye başladı. Nedense en akıllı ve çalışkan çocuklar buralardan çıkıyorlardı. Bir ara SBS sınavlarıyla ilgili çok ciddi iddialar da gündeme geldi, hatta Şişli'deki bir dersanenin yapmış olduğu deneme sınavlarında çıkan soruların asıl sınavla göz ardı edilmeyecek derecede benzeştiği de tartışıldı. Tabii bunların hepsi birer iddiadan öteye geçemedi.

İktidar ve cemaatlere yakın bazı okulların okul çağında olan hemen tüm velilerin telefon numaralrına sahip olması, sizleri sürekli arayarak çocuğunuz için yüksek burslar teklif etmeleri de hiç gündemden düşmedi. Hatta beni aradıklarında ve burs teklifinde bulunduklarında, kendilerinin rakibi olan bir okulda görev yaptığımı söylediğimde aldığım cevap inanılmazdı: "Olsun beyefendi, yine de görüşelim, bakarsınız sizin için de uygun bir pozisyon buluruz." Ben kendilerine uygun pozisyonla ilgili düşüncelerimin ne olduğunu söyledim tabii, ama burada tekrarlayamam. Uzun bir bip sesine ihtiyaç var. Sonra bu telefonların bu insanların eline bu kadar ne kadar kolay geçtiğini düşündüm. Benim zaten en büyük hatam da bu: düşünmek. Bir türlü vaz geçemedim bu alışkanlığımdan. Bu okulların telefon numaralarına nasıl ulaştıklarına ilişkin oldukça güçlü iddialar var, ama dediğim gibi iddia.

Bildiğimiz gibi ÖSYM'nin hakkında intihal suçlamaları ve iddiaları (ne çok iddia var) olan başkanının yaptığı açıklamalar bazı çevreleri tatmin etmişti. Ben o zaman da tatmin olmamıştım hala da tatmin olmuş değilim, ama birileri hemen tatmin oldu. Şu günlerde çok sık yaptıkları çark etme sürecinde olsalar da, yine de tatmin olmakla tatminsizlik arasında bir yerlerde sıkışmış durumdalar.

Bu tatminsizlik olayı ülkeyi baştan aşağıya sarmış durumda, genel bir tatminsizlik var. Gerçi belli çevreler Balyoz, Ergenekon vs. adlar verilen davalarla oldukça tatmin olmuş ve de olmaya devam etmekteler. Hiç unutmam bir felsefe seminerinde yaptığım konuşmadan sonra verilen arada, oldukça aydın olduğunu düşündüğüm bir hanımefendi, aynen şunu söyledi: "12 Eylül'de az çekmedim bu generallerden, şimdi biraz da onlar sürünsünler, yapılan her şeyi hak eder onlar". İşte bu durum sancılı bir süreç içinde insanların kafasında yaratılan ve onları suçsuz insanlardan intikam alarak tatmin olmalarını sağlayan bir ortamdır ve insanların tatmin olmaları her geçen gün daha kolay olmaya başlamıştır.

Benim için hariç. Ben bir türlü tatmin olamıyorum. Sanırım yaşlanmaya başladım.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Babam derdi ki; bir insan en çok neden yoksun ise, " on'dan" bahis eder. Parası olmayan, zenginlikten, ahlaktan nasiplenmeyen, faziletten/namustan... Birileri topyekun "bişey" oldu da şifreden mi ne valla anlamadım. Not: Yaşlanmak bi yana büyümedim daha ben(!) Konuyu dağıttım gibi geldi:))) Bu sabah meydanlara dökülen geçlerin sloganları çok güzeldi. "Yok başkanı hakkında" Nasıl bilirsiniz? "Şifreciiii/Kopyacııı/Yalancııı" Hakkınızı helal ediyormusunuz? Hayıııır! dediler. Bunca "yük" altına girmeyen el' oğlu istifa eder hatta yetmez intihar bile eder. Nerdeee bizde? Selam ve sevgiler yolladım...

gülriz 
 29.04.2011 22:08
Cevap :
Bunların ağzından da din, halk, demokrasi düşmüyor. Yani şimdi bunlar bu saydıklarımın hiç birine sahip değil mi yoksa?:)))))))))) selam ve sevgiler.  02.05.2011 0:15
 

Kaymakam dan sonra bende yaşlanıyorum herhalde bende tatmin olmadım..:) Kaleminize Sağlık Serhat bey. Saygılarımla..

SELVİ 
 26.04.2011 14:31
Cevap :
Yaşlılık işte:))) Teşekkür ederim...  27.04.2011 1:01
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 116
Toplam yorum
: 1134
Toplam mesaj
: 114
Ort. okunma sayısı
: 1720
Kayıt tarihi
: 24.10.06
 
 

Emekli Deniz Öğretmen Subayım. Felsefe ve yabancı dil eğitimi üzerine çalışmaktayım. Yazmak ise b..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster