Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Ocak '07

 
Kategori
Dilbilim
Okunma Sayısı
2598
 

Türkçe bil-mi-yo-ruz

Türkçe bil-mi-yo-ruz
 

Eee, bu konu da kabak tadı verdi artık der gibi bakmayın öyle. Hem ben kabağın tatlısını da, yemeğini de, dolmasını da, hatta salatasını da, çorbasını da, turşusunu da, reçelini de (tamam abarttım, farkındayım) çok severim.

Evet dostlar, biz Türkler (ya da Türkiyeliler) Türkçe olarak kendimizi ifade edemiyoruz; ne yazı dilini, ne de konuşma dilini gerektiği gibi kullanabiliyoruz (mesela bu parantezden önce "ne... ne..." bağlacı var; ve bilinenin aksine, bu bağlaçla kurulan cümlenin yüklemi olumsuzluk eki ALMAZ! Örnekte olduğu gibi).

TDK'nın resmi internet sitesi bile "cinnet geçirmek" mi yoksa "cinnet getirmek" mi karar veremezken, hatta "görmezlikten gelmek" midir doğru olan yoksa "görmemezlikten gelmek" midir bizi ikilemde bırakırken (aslında sözcüğü kök ve eklerine, diğer bir deyişle öncül ve ardıllarına ayırdığımızda birinci seçenek daha mantıklı geliyor ama bilemiyorum tabiki); bize sadece bu tarz ucu açık yorumlar yapmak düşüyor malesef. Ve sesimizi duyurabiliyor muyuz, kaç kişiye duyuruyoruz, duyursak ne olacak ki, orası tartışılır.

Peki neden bir avuç milli değerimizden biri olan dilimizi doğru kullanamıyoruz? İşte sebeplerden yalnızca birkaçı:

    Öğretmenler bile bilgi aktarırken yazım kuralları konusunda hata yapabiliyor (öğretmenin ille Türkçe öğretmeni olması gerekmez; matematik ya da felsefe öğretmeni olması, "de" bağlacını sözcüğe bitişik olarak yazmasını gerektirmez). Her gün gözümüzün önünde olan ve günümüzün bilmem kaç saatini gözümüzü kırpmadan ayırdığımız televizyon bile, bize anadilimizi yanlış şekilde sunuyor (özellikle de şu magazin programlarındaki renkli, cezbedici altyazılar yok mu!) Yazılı basın, özellikle yerel gazetelerde her cümlede en az bir yazım yanlışına veya anlatım bozukluğuna rastlamak mümkün. Yabancı dillerden çevrilmiş romanlar bile yazım yanlışlarından nasibini almış durumda (Oysa birden fazla dil bilenlerin anadillerine çok daha iyi hakim oldukları bilinir). Batı hayranlığı ve taklitçiliği de sebepler arasında. Ne yazık ki kademe kademe etkiliyor dilimizi. Mesela ilk başta "Hey dostum senin derdin ne?"den yola çıktık ve durum "Hav ar yu ne var yu?"ya kadar ilerledi (yaratıcı milletiz vesselam; "How are you"dan esinlenip neler yaratmışız). Teknoloji düşmanı değilim ama şu internet denilen sanal dünya da dilimizi kirleten unsurlar arasında. "5 dk sonra geliom"lar, "c u"lar (see you yani görüşürüz anlamında) vs. kullanınca pek hoş, pek sevimli olduklarını zannediyorlar sanırım. Televizyon kanallarına ne demeli? En çok dikkatimi çeken de CNBC-e. Okunuşa bakar mısınız? İlk dört harf İngilizce, son harf Türkçe okunuyor. Şuna ya "si en bi si - i" diyelim ya da "ce ne be ce - e". Değil mi ya? Peki şu tabelalar da neyin nesi? Sokağa çıktığımda Allah korusun başıma bir iş gelse de hafızamı kaybetsem, kendimi Los Angeles'te falan zannedeceğim. Türkçe'nin suyu mu çıktı ki, yabancı mağaza/dükkan isimleriyle dolu her yer!

İşte bu yanlış kullanımlar karşımıza çıktıkça, gözümüze ve kulağımıza bu sıklıkta sokuldukça, biz de bunlara aşina oluyoruz ve yavaş yavaş alışıp benimsiyoruz. Dolayısıyla, biz de aynı yanlışları yapmaya başlıyoruz. Ve dilimiz her geçen gün hızla eriyip tükeniyor...

Yani diyeceksiniz ki, "sen çok mu kusursuz kullanıyorsun anadilini?" Asla böyle bir şey iddia etmiyorum. Ama yanlış yaptıysam / yapıyorsam, bilin ki bu saydığım sebeplerin etkisi büyüktür.

Bilemiyorum tehlikenin farkında mısınız ama, diline kültürüne sahip çıkamayan bir millet hiçbir şeyine sahip çıkamaz diye düşünüyorum. (Bkz Şekil-A dememe gerek var mı!?)

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

"Sesimizi duyurabiliyor muyuz? Kaç kişiye duyurabiliyoruz? Duyursak ne olacak ki?" demişsiniz ya; rakamlar sayılar değil önemli olan, karaya sahile vuran yüzlerce deniz yıldızından toplayıp denize atabildiklerin(m)ize, ölümden yaşama dönme şansı vermek.. suya geri dönemeyen kaç tanesinin kaldığını saymak değil, yaşama geri dönenlerin varlığını bilmek önemli olan.. diyorum ben de. Saygılar, sevgiler

Yeşim E. Narter 
 04.02.2007 16:57
Cevap :
Çok doğru bir konuya değinmişsiniz. Keşke yaşamını geri kazandırabildiğimiz deniz yıldızları çok daha fazla olabilse. Mucize mi gerek ne? İyi günler  05.02.2007 16:14
 

Kimi televizyonlar, anadilimizi yanlış sunmak için varlar.

Süleyman EKİM 
 12.01.2007 23:08
Cevap :
Hiç böyle düşünmemiştim. Kimi blog yazarları da, bizlere yeni bakış açıları kazandırmak için var. Bu yüzden size teşekkür ederim..  13.01.2007 10:31
 

Bir konuyu derinlemesine öğrenmek yerine, her konuda biraz bilgi sahibi olmak bize yetiyor. O yüzden "ne iş olsa yaparım abi" diyenlerle dolu ülkemiz. Belli ki hiçbir işi yapacak bilgiye sahip değil. Anadilimizin iyi öğrenilmesi gerektiğinin de farkında değiliz. Bugün dünyada geçerli dil İngilizce diye düşünen ve bu yüzden küçük yaşlarda çocuğunun İngilizce öğrenmesini isteyen anne babalar var. Türkçe'yi iyi bilmeyenin yabancı dili de iyi öğrenemeyeceğinin farkında bile değiller. Sıraladığın sebeplere aynen katılıyorum. Yabancı hayranlığı kendimize olan güvensizliğimizden, yabancıların da bize uyguladığı baskıdan kaynaklanıyor. Kelimeleri eğip bükerek konuşmayı farklı espri üretmedeki beceriksizliğimize; internetteki konuşma şeklini, doğru kelime kullanmayı bilmeyenlerin şakayla karışık yanlış yazmayı bir espri haline getirmelerine bağlıyorum. Yanlışı düzeltmek için doğrusunu bilmek, doğrusunu bilmek için öğrenmek lazım. Bence öğrenmeye pek niyetimiz yok gibi. Asıl sorun sanki bu.

Ahmet YILMAZ 
 11.01.2007 11:25
Cevap :
Bu konuda gençleri suçlamıyorum, tabiki saymış olduğum sebeplerden dolayı. Ne öğretiliyorsa onu öğreniyorlar; öğretmenlerinden, televizyondan, (okuyorlarsa) kitaplardan... Ama evet, öğrenmek isteselerdi araştırıp öğrenirlerdi. Ortaokuldaki Türkçe öğretmenim de her yanlışını ortaya çıkardığım için benden nefret ederdi. Herkes en azından kendi mesleğiyle ilgili kendini geliştirebilmeli diyorum. Dediğim gibi bize sadece yazarak sesimizi duyurmak düşüyor. O da ne kadar etkili olur bilinmez...  11.01.2007 16:53
 

ODTU de yazarlarla güzel bir çalışma yapıldı bildiğim kadarıyla. Blogcular arasında konunun yazılmasını, düşünülmesini sağlamanız iyi olur. Yazmayı, imla kurallarını bilmeyen pek çok yazar-ımsı var. :)) Onlar her konuyu çok iyi bildiklerinden, bu konuyu atlayıvermişler! Sizi okuyacağım.

Su Karakuş 
 09.01.2007 9:58
Cevap :
Teşekkürler... Herkes içinden geleni yazabilmeli, hatta yazmalı da istiyorsa. Ama keşke kurallara biraz dikkat edilse de şu hatalı kullanımlar yayılmasa... Sevgiler  09.01.2007 15:27
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 152
Toplam yorum
: 964
Toplam mesaj
: 60
Ort. okunma sayısı
: 1856
Kayıt tarihi
: 19.08.06
 
 

Ortada bir problem görüyorsak bu bizim de problemimizdir. Ve eğer 'birisi'nin bu konuda bir şeyle..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster