- Kategori
- Tarih
Türkçe Ezana hiç bu açıdan baktınız mı?

Türkçe ezan
TÜRKÇE EZAN
UYARI: Bu yazıyı önyargılarınızdan ötürü okumayacaksanız sadece sondaki kalın yazıları okuyun. Ana fikir orada.
İnternette kısa bir süre dolaştıktan sonra sitelerin ikiye bölündüğünü görüyorum. Türkçe ezanı savunanlar Arapça ezanı savunanları, Arapça’ yı savunanlar Türkçe ezanı savunanları anlamak için en ufak çaba göstermedikleri gibi birbirlerini din düşmanı ilan etmiş durumdalar. Yani yaklaşık 70 yıldır bir arpa boyu yol alamamışız. Bense olaya bu iki kesimin yaklaşmadığı bir karışımla yaklaşmak istiyorum.
Cumhuriyetin ilk yıllarında Kuran'ın Arapça' dan Türkçe' ye çevrilmesi hedeflenmiş ve bununla ilgili bir dizi çalışma yapılmıştır. Kur’an'ın Türkçe' ye çevrilmesi ve yaygınlaştırılması emrini bizzat Atatürk vermiştir. Bu çalışmanın amaçlarına bir bakalım:
1) Kur’an herkes tarafından Türkçe olarak okunur ve anlaşılırsa insanların "Kur’an'da şu varmış bu varmış" şeklinde söylenti yayma olasılıkları ortadan kalkacaktır.
2)Kur’an sadece Arapça bilen bir kısım tarafından değil tüm vatandaşlarca okunabilecek ve Kuran'ın asıl mesajı herkesçe anlaşılabilecektir.
3) Bazı kesimlerin Kur’an'ı herkesin okuyamamasından istifade edip yanlış yorumlar üretmesi engellenecekti. Çünkü herkes merak ettikçe Kur’an'ı açıp doğrusuna bakabilecekti.
Bu din devriminin yapılabilmesi için ülkenin önde gelen din âlimleri toplandı ve Kur’an Türkçe' ye çevrildi. Ancak Türkçe ezan uygulaması çok teknik gerektiriyordu ve zordu. Sonunda Başbakan Adnan Menderes tarafından yasaklandı.
Ancak günümüzde yaşayan devrimler de yok değil. İşte hala dini hayatımızı anlamlandıran ve yaşayan bazı devrimler:
Atatürk’ün ricasıyla Hafız Elmalılı Hamdi YAZIR tarafından Kuran’ın Türkçeye çevrilmesi: Bu meal hala kullanılmaktadır ve çoğu otorite tarafından günümüzde bile en iyi çeviri olarak kabul edilmektedir. Önceden meal diye bir kavram hayatımızda yoktu.
Cumalarda hutbelerin Türkçe okunması: Günümüzde bile Cuma namazlarında hutbelerimizi Türkçe dinliyoruz ve imamın dini öğütlerini anlayabiliyoruz. Eskiden bu da yoktu. İmam hutbeyi Arapça okur ve verilen mesaj algılanamazdı.
Türkçe dua: Mevlitlerde ve kandillerde imamlarımızın “Ya Rabbi, günahlarımızı bağışla, ölmüşlerimizin ruhlarına bağışla…” şeklinde Türkçe okudukları dualar da Cumhuriyet dönemindeki İslam’ın anlaşılması yolunda verilen mücadelenin eserlerindendir.
Günümüzde kullanılan dini devrimler bunlar… Peki, tarih sayfalarında kalan devrim ya da devrimler nelerdir? Din alanına bakılınca bu devrim Türkçe Ezandır. O zamanlar tercüme için yeterli bilgi birikimin olmaması tercümede hata olmasa da eksiklik yarattı.
Şimdi o zamanlar yapılan tercümeyle günümüz tercümesini karşılaştıralım.
Orijinali : Allahu ekber
1932 çevirisi : Tanrı uludur
Günümüz çevirisi : Allah büyüktür,
Orijinali : Eşhedü en la ilahe illallah
1932 çevirisi : Şüphesiz bilirim, bildiririm: Tanrı’dan başka yoktur tapacak
Günümüz çevirisi : Tanıklık ederim ki Allah’tan başka tapılacak yoktur.
Orijinali : Eşhedü enne Muhammeden Resulullah
1932 çevirisi : Şüphesiz bilirim, bildiririm: Tanrı’nın elçisidir Muhammed
Günümüz çevirisi : Tanıklık ederim ki Muhammed O’nun elçisidir.
Orijinali : Hayye alessalah, hayye alelfelah
1932 çevirisi : Haydi namaza, haydi felaha
Günümüz çevirisi : Haydi namaza, haydi kurtuluşa
Orijinali : La ilahe illallah
1932 çevirisi : Tanrı’dan başka yoktur tapacak
Günümüz çevirisi : Allah’tan başka tapılacak yoktur
Orijinali : Essalatu hayrun minen nevm
1932 çevirisi : Namaz uykudan hayırlıdır
Günümüz çevirisi : Namaz uykudan hayırlıdır
Bu noktada bir sözcük bilgisini de ekleyelim. Pek çok kişinin bilmediği bu bilgiyi öğrenelim.
Türkiye'de yeterli bir çeviri yapacak ilahiyat bilgi birikimi olmadığı için tercümede birkaç eksik nokta kalmıştır. Bunu da şöyle inceleyebiliriz.
TANRI SÖZCÜĞÜNÜN KÖKENİ
Bu tartışmanın genişletilmiş hali için TIKLAYIN
Tanrı sözcüğü Türkçede "Tapınılan ilah" anlamına gelmektedir. Orhun Yazıtlarında Tengri olarak geçen tanrı sözcüğü yüzlerce yıldır Türkçede kullanılmıştır. Ancak bu bilgi maalesef sadece bir kısım entelektüel tarafından detayı bilinen bir konu olarak kalmıştır.
Toplumun %2 okuma seviyesinde olduğu bir ülkede sadece üniversiteli araştırmacıların bildiği bu ve benzeri bilgiyi halka sunmadan Tanrı sözcüğünü ezan tercümesine sokmak açık bir hataydı. Doğru da olsa halktan bunu anlamasını beklemek pek mantıklı değildi.
Konuyu bir de 1960'lı yıllardan sonra TRT'nin yayın hayatına başlamasıyla gelişen ve Türkiye'nin bu bilgisizliğini derinleştirecek bir örnekle açıklayalım.
TRT dönemiyle birlikte televizyonun toplumun her evine girmesiyle Amerikan filmlerinin Türkçeye çevrilmesinde şu önemli sıkıntı ortaya çıkmıştır: GOD! Türkçede ve İslam'da GOD sözcüğünün tercümesi yoktur.
GOD sözcüğü Hıristiyanlıkta baba-oğul-kutsal ruh üçlemesinin bir parçasıdır ve ondan ayrı düşünülemez. GOD; baba-oğul-kutsal ruh üçlemesinde "baba"dır. Ancak bizim inancımızda Allah vardır ve onun hiçbir ortağı söz konusu değildir. Dolayısıyla oğlu olan bir GOD kavramını Allah sözcüğüyle tercüme etmek imkansızdı. Bu sözcüğü çevirirken yaşanan sıkıntı yine öz Türkçe ile çözülmüştür. Ne de olsa bizde "tapınılan ilah" anlamına gelen bir sözcük mevcuttu.
Tanrı sözcüğü, tapınılan ilah anlamına geldiğinden GOD sözcüğü tercüme edilirken tanrı denilmiştir. Yani Bir Müslüman tanrı dediğinde Allah'ı kasteder, bir Hıristiyan kullandığında da GOD'ı kasteder.
Lakin bu tercüme ülkede bir kafa karışıklığı yarattı. Kilise sahnelerinde papazın sürekli tanrı sözcüğünü kullandığını gören vatandaşta şu fikir oluştu: "Biz Allah deriz, Hıristiyanlar tanrı der" Oysa dünyada tanrı sözcüğünü kullanan tek millet Türklerdir.
Toplumun tarih bilgisine sahip olmayışı ve bu eksikliğe rağmen bu tercümenin kullanılışı sorunun büyümesine neden olmuştur.
Ben herkesçe kabul edilecek bu tercümelerin anlaşılırlığa ciddi katkı sağlayacağı kanaatindeyim. Ancak karşıt görüştekilerin Arapça ezanın bir ahengi olduğu ve alışkanlıkları bozmaya gerek olmadığı görüşüne de aynı ölçüde katılıyorum.
Yani bir ikilemde kalıyoruz. Anlamak mı, ahenk mi? Kulaklarımıza ziyafet çeken ve sesi yanık müezzinlerin okuduğu ruhu dinlendiren ezanlar mı, yoksa tamamı anlaşılır Türkçe ve iyi tercüme edilmiş ezanlar mı?
Tartışmaya son noktayı şöyle koymak istiyorum: Kur’an’ ı Türkçeye kötü bir tercümeyle de olsa çevirenler bu dinin düşmanı değil hizmetkârlarıydılar. Onlar dini yok etmek değil aksine daha anlaşılır kılarak İslamın daha geniş kesimlere yayılmasını amaçladılar. Ezanın Arapça okunmasını isteyenler de Türkçe okunsun diyenler de aynı dine hizmet etmek için yarışıyorlar.
Eğer biz birlik olmaz da birbirimizi din düşmanlığıyla suçlamaya devam edersek bizim dinimizden bile olmayanlara ezanı tüm dillerde susturma şansı doğacak burası kesin.
Aynı amaç uğrundaysak ayrışmanın ne önemi var? Önemli olan Allah yolunda hayırlı bir iş yapmaksa kendimize gelmeliyiz. Birilerinin gazına gelip birbirimizi hain ilan ederek din kurtarıcısı olmak hayalinden uzaklaşmalı ve Allah yolunda birleşmeliyiz. Şahsi kanaatim bu yoldadır.