Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Şubat '12

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
24389
 

Türkçe Ezana hiç bu açıdan baktınız mı?

Türkçe Ezana hiç bu açıdan baktınız mı?
 

Türkçe ezan


TÜRKÇE EZAN

UYARI: Bu yazıyı önyargılarınızdan ötürü okumayacaksanız sadece sondaki kalın yazıları okuyun. Ana fikir orada.

İnternette kısa bir süre dolaştıktan sonra sitelerin ikiye bölündüğünü görüyorum. Türkçe ezanı savunanlar Arapça ezanı savunanları, Arapça’ yı savunanlar Türkçe ezanı savunanları anlamak için en ufak çaba göstermedikleri gibi birbirlerini din düşmanı ilan etmiş durumdalar. Yani yaklaşık 70 yıldır bir arpa boyu yol alamamışız. Bense olaya bu iki kesimin yaklaşmadığı bir karışımla yaklaşmak istiyorum.

Cumhuriyetin ilk yıllarında Kuran'ın Arapça' dan Türkçe' ye çevrilmesi hedeflenmiş ve bununla ilgili bir dizi çalışma yapılmıştır. Kur’an'ın Türkçe' ye çevrilmesi ve yaygınlaştırılması emrini bizzat Atatürk vermiştir. Bu çalışmanın amaçlarına bir bakalım:

1) Kur’an herkes tarafından Türkçe olarak okunur ve anlaşılırsa insanların "Kur’an'da şu varmış bu varmış" şeklinde söylenti yayma olasılıkları ortadan kalkacaktır.

2)Kur’an sadece Arapça bilen bir kısım tarafından değil tüm vatandaşlarca okunabilecek ve Kuran'ın asıl mesajı herkesçe anlaşılabilecektir.

3) Bazı kesimlerin Kur’an'ı herkesin okuyamamasından istifade edip yanlış yorumlar üretmesi engellenecekti. Çünkü herkes merak ettikçe Kur’an'ı açıp doğrusuna bakabilecekti.

 

Bu din devriminin yapılabilmesi için ülkenin önde gelen din âlimleri toplandı ve Kur’an Türkçe' ye çevrildi. Ancak Türkçe ezan uygulaması çok teknik gerektiriyordu ve zordu. Sonunda Başbakan Adnan Menderes tarafından yasaklandı.

Ancak günümüzde yaşayan devrimler de yok değil. İşte hala dini hayatımızı anlamlandıran ve yaşayan bazı devrimler:

*                  Atatürk’ün ricasıyla Hafız Elmalılı Hamdi YAZIR tarafından Kuran’ın Türkçeye çevrilmesi: Bu meal hala kullanılmaktadır ve çoğu otorite tarafından günümüzde bile en iyi çeviri olarak kabul edilmektedir. Önceden meal diye bir kavram hayatımızda yoktu.

*                  Cumalarda hutbelerin Türkçe okunması: Günümüzde bile Cuma namazlarında hutbelerimizi Türkçe dinliyoruz ve imamın dini öğütlerini anlayabiliyoruz. Eskiden bu da yoktu. İmam hutbeyi Arapça okur ve verilen mesaj algılanamazdı.

*                  Türkçe dua: Mevlitlerde ve kandillerde imamlarımızın “Ya Rabbi, günahlarımızı bağışla, ölmüşlerimizin ruhlarına bağışla…” şeklinde Türkçe okudukları dualar da Cumhuriyet dönemindeki İslam’ın anlaşılması yolunda verilen mücadelenin eserlerindendir.

Günümüzde kullanılan dini devrimler bunlar… Peki, tarih sayfalarında kalan devrim ya da devrimler nelerdir? Din alanına bakılınca bu devrim Türkçe Ezandır. O zamanlar tercüme için yeterli bilgi birikimin olmaması tercümede hata olmasa da eksiklik yarattı.

Şimdi o zamanlar yapılan tercümeyle günümüz tercümesini karşılaştıralım.

Orijinali                      : Allahu ekber

1932 çevirisi            : Tanrı uludur

Günümüz çevirisi    : Allah büyüktür,

 

Orijinali                      : Eşhedü en la ilahe illallah

1932 çevirisi            : Şüphesiz bilirim, bildiririm: Tanrı’dan başka yoktur tapacak

Günümüz çevirisi    : Tanıklık ederim ki Allah’tan başka tapılacak yoktur.

 

Orijinali                      : Eşhedü enne Muhammeden Resulullah

1932 çevirisi            : Şüphesiz bilirim, bildiririm: Tanrı’nın elçisidir Muhammed

Günümüz çevirisi    : Tanıklık ederim ki Muhammed O’nun elçisidir.

 

Orijinali                       : Hayye alessalah, hayye alelfelah

1932 çevirisi             : Haydi namaza, haydi felaha

Günümüz çevirisi     : Haydi namaza, haydi kurtuluşa

 

Orijinali                       : La ilahe illallah

1932 çevirisi             : Tanrı’dan başka yoktur tapacak

Günümüz çevirisi     : Allah’tan başka tapılacak yoktur

 

Orijinali                       : Essalatu hayrun minen nevm

1932 çevirisi             : Namaz uykudan hayırlıdır

Günümüz çevirisi     : Namaz uykudan hayırlıdır

 

Bu noktada bir sözcük bilgisini de ekleyelim. Pek çok kişinin bilmediği bu bilgiyi öğrenelim.

Türkiye'de  yeterli bir çeviri yapacak ilahiyat bilgi birikimi olmadığı için tercümede birkaç eksik nokta kalmıştır. Bunu da şöyle inceleyebiliriz.

TANRI SÖZCÜĞÜNÜN KÖKENİ

Bu tartışmanın genişletilmiş hali için TIKLAYIN

Tanrı sözcüğü Türkçede "Tapınılan ilah" anlamına gelmektedir. Orhun Yazıtlarında Tengri olarak geçen tanrı sözcüğü yüzlerce yıldır Türkçede kullanılmıştır. Ancak bu bilgi maalesef sadece bir kısım entelektüel tarafından detayı bilinen bir konu olarak kalmıştır.

Toplumun %2 okuma seviyesinde olduğu bir ülkede sadece üniversiteli araştırmacıların bildiği bu ve benzeri bilgiyi halka sunmadan Tanrı sözcüğünü ezan tercümesine sokmak açık bir hataydı. Doğru da olsa halktan bunu anlamasını beklemek pek mantıklı değildi.

Konuyu bir de 1960'lı yıllardan sonra TRT'nin yayın hayatına başlamasıyla gelişen ve Türkiye'nin bu bilgisizliğini derinleştirecek bir örnekle açıklayalım.

TRT dönemiyle birlikte televizyonun toplumun her evine girmesiyle Amerikan filmlerinin Türkçeye çevrilmesinde şu önemli sıkıntı ortaya çıkmıştır: GOD! Türkçede ve İslam'da GOD sözcüğünün tercümesi yoktur.

GOD sözcüğü Hıristiyanlıkta baba-oğul-kutsal ruh üçlemesinin bir parçasıdır ve ondan ayrı düşünülemez. GOD; baba-oğul-kutsal ruh üçlemesinde "baba"dır. Ancak bizim inancımızda Allah vardır ve onun hiçbir ortağı söz konusu değildir.  Dolayısıyla oğlu olan bir GOD kavramını Allah sözcüğüyle tercüme etmek imkansızdı. Bu sözcüğü çevirirken  yaşanan sıkıntı yine öz Türkçe ile çözülmüştür. Ne de olsa bizde "tapınılan ilah" anlamına gelen bir sözcük mevcuttu.

Tanrı sözcüğü, tapınılan ilah anlamına geldiğinden GOD sözcüğü tercüme edilirken tanrı denilmiştir. Yani Bir Müslüman tanrı dediğinde Allah'ı kasteder, bir Hıristiyan kullandığında da GOD'ı kasteder.

Lakin bu tercüme ülkede bir kafa karışıklığı yarattı. Kilise sahnelerinde papazın sürekli tanrı sözcüğünü kullandığını gören vatandaşta şu fikir oluştu: "Biz Allah deriz, Hıristiyanlar tanrı der" Oysa dünyada tanrı sözcüğünü kullanan tek millet Türklerdir.

Toplumun tarih bilgisine sahip olmayışı ve bu eksikliğe rağmen bu tercümenin kullanılışı sorunun büyümesine neden olmuştur.

Ben herkesçe kabul edilecek bu tercümelerin anlaşılırlığa ciddi katkı sağlayacağı kanaatindeyim. Ancak karşıt görüştekilerin Arapça ezanın bir ahengi olduğu ve alışkanlıkları bozmaya gerek olmadığı görüşüne de aynı ölçüde katılıyorum.

Yani bir ikilemde kalıyoruz. Anlamak mı, ahenk mi? Kulaklarımıza ziyafet çeken ve sesi yanık müezzinlerin okuduğu ruhu dinlendiren ezanlar mı, yoksa tamamı anlaşılır Türkçe ve iyi tercüme edilmiş ezanlar mı?

 

Tartışmaya son noktayı şöyle koymak istiyorum: Kur’an’ ı Türkçeye kötü bir tercümeyle de olsa çevirenler bu dinin düşmanı değil hizmetkârlarıydılar. Onlar dini yok etmek değil aksine daha anlaşılır kılarak İslamın daha geniş kesimlere yayılmasını amaçladılar. Ezanın Arapça okunmasını isteyenler de Türkçe okunsun diyenler de aynı dine hizmet etmek için yarışıyorlar.

Eğer biz birlik olmaz da birbirimizi din düşmanlığıyla suçlamaya devam edersek bizim dinimizden bile olmayanlara ezanı tüm dillerde susturma şansı doğacak burası kesin.

               Aynı amaç uğrundaysak ayrışmanın ne önemi var? Önemli olan Allah yolunda hayırlı bir iş yapmaksa kendimize gelmeliyiz. Birilerinin gazına gelip birbirimizi hain ilan ederek din kurtarıcısı olmak hayalinden uzaklaşmalı ve Allah yolunda birleşmeliyiz. Şahsi kanaatim bu yoldadır.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ezanın Arapçası orijinali olduğu için elbette ki bir kelime harikasıdır. Bu durum bir edebi eser için de geçerlidir. Mesela bir şiiri başka bir dile çevirmeye kalksanız ahenk açısından o şiirin ancak suyunun suyunu elde edersiniz. Fakat, ezanın amacı insanlara namaz vaktinin geldiğini hatırlatmak ve insanları namaza çağırmaktır. Bir bölgede yaşayan toplum ezanı kendi dilinde duyarsa anlamını birebir anlayacağı için ezan o bölgedeki insanlar için daha teşvik edici olacaktır. Ancak bir de şu açıdan bakarsak, o bölgeye yeni gelmiş ve belki 2-3 gün içinde gidecek olan ve orada konuşulan dili bilmeyen müslüman bir turist, onca şehir gürültüsünün ve koşuşturmacasının arasından bilmediği dilde okunan ezanı ayırt etmesi zor olacaktır. Çünkü sokakta bağıran eskici de pazarda bağıran pazarcı da o dili kullanmaktadır. Algıda seçicilik denen bir şey var. Ezan ister Rusça ister İtalyanca olsun. Önemli olan bütün dünyada aynı dilde okunmasıdır. Çok sesli yerde bile kendi ismini ayırt edersin

sercan soyadı 
 19.03.2014 2:19
Cevap :
Daha önce de belirttiğim gibi görüşlerimiz bu konuda büyük ölçüde paralel. Kuran, dualar vs herşey her dile çevrilebilir ama Ezan bir ÇAĞRI özelliği olduğu ve her dilden herkesi çağırdığı için tek bir dilde okunması avantajı da uluslararası fark edilebilirlik ve farkındalık açısından faydalı olacaktır. Yazıda bu açıdan bakmamıştım ama bu konuda haklısınız  19.03.2014 16:46
 

Ezanın Arapçası elbette ki bir kelime harikasıdır. Aynı zamanda bu bir edebi eser için de geçerlidir. Mesela; bir şiiri başka bir dile çevirdiğinizde ahenk açısından ancak şiirin suyunun suyunu elde edersiniz. Fakat

sercan soyadı 
 19.03.2014 2:00
Cevap :
Kesinlikle katılıyorum. Çeviri açısından bakılınca Hayya Ala Salah demekle Haydi Namaza demek arasında en ufak bir fark yoktur. Ancak söz konusu ezanın o ruhu dinlendiren eşsiz ahengiyse bunun Türk dilinde tuttturulması o kadar da kolay görünmemektedir. Bütün mesele "Allah büyüktür, haydi namaza" şeklinde ezanı dilimize çeviren insanların din düşmanı olarak gösterilme çabalarının yanlış olmasıdır. Girişim iyi niyetli fakat çeşitli eksiklikleri vardı... Bu bakış açısı sanırım çok daha doğru olacaktır.  19.03.2014 13:14
 

Bir de; EZAN EZAN; İslam'ın şiarıdır. Olmazsa olmazlarındandır. Bir İtalyan müslüman ezanı İtalyanca okumaz, Arapça okur. Bir Çinli müslüman, Çince okumaz, Arapça okur. Rusya'da da Arapça okunur. Japonya'da da. Her millet Kur'an-ı Kerim'in mealini (anlamını) kendi dilinde okur, öğrenir. Ama namaz kılarken sûreleri Arapça aslından okur, ezanı Arapça olarak okur. Aradaki farkı bilmem anlatabildim mi?

YusufDemir 
 22.08.2013 12:38
Cevap :
Ezanın eşsiz okunuşunun ve ahenginin orijinal dilinde olduğu konusunda sanırım hemfikiriz. Ezanın vazgeçilebilir birşey olduğuna dair yazımda en ufak bir şey olmadığı için eleştirinizdeki "ezan olmazsa olmazlardandır" cümlesine pek anlam veremedim. Elbette ezan olmazsa olmazdır, bu yazıda zaten aksi iddia edilmiyor. Lakin eğer bir şekilde farklı dillerde okunacak olursa bunun en ufak bir zararı da bulunmamaktadır. İbranice de okunsa, İspanyolca da okunsa "Allah büyüktür, yahut Allahuekber" sanırım bu her dilde anlaşılabilir... Size Mehmet Akif Ersoy'un oğlunun Türkçe ezanla ilgili benim de katıldığım bir cümlesiyle yanıt vermek istiyorum: "Türkçe ezan yanlış değil ama gereksizdir" Bu yazıda Türkçe ezanın yanlış birşey olduğu fikrine karşı çıkılıyor, yoksa kulaklarımıza ziyafet çeken Arapça orijinal ezan dururken ezanın Türkçeleştirilmesinin gereksiz olduğu fikrine karşı çıkılmıyor. Zira estetik olarak Arapça ezanın daha şık olduğuna ben de katılıyorum. Değerli yorumunuza teşekkürler...  28.08.2013 10:27
 

Yazınızda: "Atatürk'ten önce Kur'an'ın Türkçe meali ve tefsiri sanki hiç yokmuş, Hutbeler ve vaazlar, halkın anlayamayacağı şekilde tamamen Arapça olarak veriliyormuş. Dualar sadece Arapça olarak yapılıyormuş, Türkçe dua hiç yapılmıyormuş" gibi bir algı oluşturmuşsunuz. Bu doğru değildir. Osmanlı döneminde de; Türkçe meal ve tefsir vardı. Dualar Arapçayla olduğu gibi, Türkçe de yapılabiliyordu. Hutbeler ve vaazlar Türkçe olarak veriliyordu. Nereden çıkardınız; Türkçenin hiç bir zaman kullanılmadığını? Neye itiraz ettiğimizi bile tam olarak anlamamışsınız. Bizim itirazımız; namaz esnasında sureler Türkçe okunamaz. Namaz kılarken sûreleri Arapça aslından okumak şarttır. Yoksa Kur'an'ın anlamının bilinmesine neden karşı olalım. Bilakis anlamının bilinmesi, şuuru daha çok arttıracağından, artı bir özelliktir.

YusufDemir 
 22.08.2013 12:36
Cevap :
Derin bir mevzuya girdiniz ancak kısaca yanıtlamaya çalışayım. Bilindiği üzere eskiden yine dilimiz Türkçe'ydi ancak alfabemiz Arap alfabesiydi. Kısacası Arap alfabesiyle Türkçe' yi icra etmeye çalışıyorduk ancak Arap alfabesiyle Arapçanın okunmasına gelince yabancı dil bilmeyen yüz binlerce (ya da milyonlarca) Türk insanının Kuran'ı tam anlamıyla anlayarak okuyabildiğini iddia edemeyiz. Zira devletin kuruluş yıllarında okuma yazma oranının %2.5 seviyesinde olduğu düşünülürse kendi dilinde okuyup yazamayan milletimizin Arapça okuyup yazabildiğini iddia etmek abesle iştigal olur sanırsam. Türkçe dualar ise elbette ediliyordu. Hatta bir ateisti uçağa bindirseniz ve o uçak düşse o anda o kişi bile "Allah'ım yardım et" diye bağırır. Burada bir tereddüt yok. Dediğimiz sağlam bir çevirinin olmadığı idi. Zira m.Akif' de Elmalılı da islam konularına son derece hakimdiler. Eğer dediğiniz çeviriler olsaydı, saygı duyar ve bu çeviri işine itiraz ederlerdi. Umarım aydınlatıcı olabilmişimdir.  28.08.2013 10:33
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 418
Toplam yorum
: 207
Toplam mesaj
: 13
Ort. okunma sayısı
: 2394
Kayıt tarihi
: 05.06.10
 
 

Jack Amca, düşünsel dünyasındaki gelişmeleri dışa vurmak niyetiyle başladığı yazı yazma sevdasına..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster