Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Ocak '08

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
2449
 

Türkiye’ de yazar olmak yürek ister

Türkiye’ de yazar olmak yürek ister
 

Okumak kolay yazmak zordur çoğu zaman. Okuduklarınızdan dolayı kimse sizi suçlayamaz ya da okuduğunuz her düşünceyi benimsediğinizi ve savunduğunuzu kimse iddia edemez. Ancak yazdıklarınız öyle mi? Sizin yakanıza yapışır hemen. Yazılarınız imzanız gibidir sizi ele verir. Ne düşündüğünüzün, ne hissettiğinizin, hayata nasıl baktığınızın belgesidir onlar.

Yazmak zordur ülkemde. Her konuyu istediğin gibi yazamazsın. Düşüncelerini bütün çıplaklığıyla ortaya koyamazsın. Yasalar hemen yapışır yakana, bir anda vatan haini ilan edilebilir ve seni ülkenden tecrit etmeye kalkışanlar olabilir. Bu nedenle yazarken ince eleyip sık dokumak zorundasın. Yani çok düşünüp az yazmalısın.

Zordur Türkiye’de yazar olmak veya yazma cesaretini kendinde bulabilmek. Hele hele kitap yazmak en zor olanıdır. Büyük hayallerle başlarsınız yazmaya. Kelimeleri ilmek ilmek örer, tuğla gibi dizerek cümleleri kendinize göre güzel bir mimari eser ortaya koyarsınız.

Yazmak sizi tatmin etmez. Yazdıklarınızın okunmasını, tartışılmasını istersiniz. Eserinizi sunarsınız bir yayınevinin editörüne. Göz ucuyla süzerler sizi. Didik didik ederler geçmişinizi yazdıklarınıza bakmadan önce. “Daha önceden yayınlanmış eserleriniz var mı?, Nerede çalışıyorsunuz?, Kaç yıldır yazıyorsunuz? Kimlerdensiniz?” gibi şecerenizi ortaya koyan, sizi ve geçmişinizi sorgulayan sorularla muhatap olursunuz. Buraya kadar yazılarınızın ve eserinizin bir önemi yoktur. Çünkü eseriniz sizin kim olduğunuza ve yayınlanırsa alıcısı olup olmayacağına göre değerlendirilir.

Hele hele ilk kitabınızla yayın evinin kapısını çalmışsanız vay geldi halinize. Uzun uzun araştırılır geçmişiniz. Eserinizdeki bütün cümleler tek tek elden geçirilir. Editörünüz “genç yazar”sınız edasıyla size yaklaşarak cümlelerinize, kelimelerinize ve eserinize müdahale etmeye kalkışır. Kendince yeniden düzenler sizin ilmek ilmek ördüğünüz sözcükleri. Eserinizi ayakta tutan cümlelerinizin bir bir yerlerini değiştirir, beğenmediği kelimeleri atar, bazı bölümleri tamamen yok sayar. Bu müdahaleler sizin büyük bir heyecanla diktiğiniz binanın, bazı kolonlarının kesilmesinden, bazı odalarının kapatılmasından, bazı katlarının yıkılmasından farksızdır aslında. Hayallerinize dokunmuştur birileri. Sizin mutluluk kaynağınızla ve sizin eserinizle oynanmıştır fütursuzca…

Ama bütün bu müdahalelere aldırış etmemeniz istenir sizden. Hatta editörünüze “iyi oldu yaptığınız yeni düzenlemeler, bu yanlışları hiç fark etmemiştim” demeniz beklenir. Demelisiniz ki eseriniz yayınlansın. Şiddetle karşı çıkamazsınız eserinizle oynayan editöre. Çünkü siz “genç yazar”sınızdır. Ve bu yolda çok ekmek yemeniz gerekir. Hem öyle karşı çıkmakta ne oluyor ki? Yapılan bu düzenlemeler eserinizi daha güzel hale getirmek içindir! Hatta yayınevinin genel yayın yönetmeni editörünüzün uyarılarını dikkate almanız için uyarır sizi. Gassalın (ölü yıkayıcı) elinde meyyit (ölü) olmanız istenir sizden.

Eğer eseriniz şiirlerden oluşuyorsa işiniz daha da zordur. Çünkü şiir kitaplarının alıcısı fazla yoktur. Bu nedenle yanaşmaz yayınevi şiir kitabı yayınlamaya. Hele hele yolun başındaki şairseniz mümkünatı yoktur şiirlerinizi yayınlanmasının. Yayınevi şiirlerinizi beğenmişse size yapacağı en büyük iyilik, eserinizin maliyetini karşılamak karşılığında yayınlamak olur. Yani derler ki size “biz bu şiirleri yayınlarız ama giderlerini siz karşılarsınız.” Çocuğunu dünyaya getiren bir ebeveyn gibisinizdir artık. Yemez yedirir, giymez giydirir ve ele güne karşı çocuğunuzu en güzel şekilde yetiştirmeye çalışırsınız. Şiirlerinizi duyurmak, duygularınızı paylaşmak, hissettiklerinizin hissedilmesini sağlamak için gelirinizin bir bölümünü ayırırsınız kitabınızın yayınlanması için…

Eserinizin konusu yayın evinin kendi yazarları tarafından bir şekilde kaleme alınmışsa sizin şansınız hiç yoktur. Hemen başka bir yayınevinin kapısını çalmalısınız. Çünkü konuyu ele alış biçiminizin ve üslubunuzun bir önemi yoktur. Çünkü yayın evi kendi yazarını korumak ister her zaman. Ona ve onun kitaplarına rakip (!) çıkartmak istemez.

İster kitap yazın ister şiir. Eserinizi yayın evine verdikten üç ay sonra yanıt alabilirsiniz. Ancak genelde yazmaya yeni başlayanlar için yanıtlar olumlu değildir. Eğer iyi bir yerde çalışıyor ya da iyi bir makama sahipseniz eseriniz değerlendirmeye alınır. Her şeyden önce kim olursanız olun, eseriniz ne olursa olsun bir eserinin yayınlanmasının temel koşulu orijinal ve yayınlandığında alıcısının olmasıdır.

Daha çok okuyucuya ulaşmak, okunan ve bilinen yazar olmak eli kalem tutan herkesin hayalidir. Bunun için girişimlerde bulunursunuz. Gazetelerin, dergilerin, internet sitelerinin kapısını çalarsınız. Ancak yer bulmak zordur oralarda. Gazetelerin kapısından bile içeriye giremezsiniz, yazmak istediğinizi ve yazılarınızı ulaştıramazsınız genel yayın yönetmenlerine. Çünkü onların her zaman çok işi vardır ve size ayıracakları vakit yoktur.

Dergiler biraz daha farklıdır. Bir iki makale yazmanızı isterler önce. Ve yazdıklarınız arasından beğendikleri olursa yayınlarlar. Ancak sizin dergiye gönderdiğiniz yazı ile derginin yayınladığı yazı arasındaki farklılıklar gözünüze hemen çarpar. Yine bir editör müdahale etmiştir yazınıza. Başlığını değiştirmiş, cümlelerinizle oynamış, kelimelerinizi silmiştir… “Buna da şükür” diyerek yazmaya devam edersiniz bir gün yazdıklarınızın hak ettiği değeri bulacağı ümidiyle…

Çok okunan internet sitelerinin birinde yazmakta bir hayli güçtür. Kendini devler liginde gören internet siteleri yazma teklifinizi kabul etse bile ilk cümleleri şu dur “Hocam sakın yanlış anlamayın ama biz sitemizde yazıları yayınlanan yazarlara bir ücret ödemiyoruz.” derler. Buna da evet dersiniz. Ama gel gör ki ne yazınız yayınlanır ne de size bir daha cevap verilir.

Eğer bir yerlerde yazmaya başladıysanız ya da kitaplarınız yayınlanıyorsa dostlarınızın ve arkadaşlarınızın soruları yıpratmaya başlar sizi. En acı olan soru da yazmaya yeni başlayan birinden gelen şu sorulardır; “Kitaplardan kaç para kazandınız? Bu dergi ve site yazarına ne kadar para veriyor?, Kitabım yayınlanırsa kaç para kazanırım?, Hangi yayın evi daha çok para kazandırıyor?”

Oysaki yazarak ve yazdıklarıyla geçinen kaç tane yazar vardır ülkemizde? Kaç kişi ekmeğini kaleminden çıkarıyor? gibi soruların yanıtları hiç de iç acıcı ve gönül ferahlatıcı değildir. Ama bütün bunlara rağmen eli kalem tutanlar yazmaya devam etmelidir. Para kazanmak isteyenler değil, mutlu olmak isteyenler kalemlerine sımsıkı sarılmalıdır. Her şeye rağmen yazmaktan geri durmamalı ve kalemin hakkını vermelidir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

ama yürek degil bence beceri ve kabiliyet ister Kabiliyette yükselmek içindir, alçalmak için degil

benmeric 
 07.01.2008 18:33
 

Yazarlığa giden o sarp yolu bundan daha güzel anlatabilir mi birisi? Ellerinize sağlık ve başarılar dilerim. selamlar

Ezgi Umut 
 06.01.2008 23:42
Cevap :
İlginize teşekkür ederim. Umarım bu yola baş koymuş eli kalem tutan yüreklerin yaşadıklarına veya yaşayacaklarına tercüman olmuşsam ne mutlu bana  07.01.2008 18:45
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 18
Toplam yorum
: 9
Toplam mesaj
: 26
Ort. okunma sayısı
: 12324
Kayıt tarihi
: 08.11.07
 
 

Tokat'ta doğdu. İlköğrenimini memleketinde 100. Yıl İlköğretim okulunda, orta öğrenimini Atatürk ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster