Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Aralık '09

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
356
 

Türkiye meydan okumayla karşı karşıyadır

Türkiye meydan okumayla karşı karşıyadır
 

Görünen o ki; Türkiye Cumhuriyeti, tarihinin en büyük ve en sistemli meydan okumasıyla karşı karşıyadır. Meydan okuyucular farkı cephelerde gözükseler de ortak noktaları Türkiye Cumhuriyeti’nin temel felsefesine, demokratik, lâik, sosyal hukuk devleti yapısına karşı oluşlarıdır. Küresel destekleri de olunca varın siz düşünün tehlikenin büyüklüğünü.

Atatürk öleli 60 yılı geçti. Ama hedefteki adam olmaya devam ediyor. Çünkü O; hem batılıların, hem onların işbirlikçilerinin, gericilerin, yobazların oyunlarını bozdu hem de Türkiye’yi geleceğe taşıyacak akla ve bilime dayalı, geliştirilebilir bir temel anlayışı ortaya koydu. O nedenle Atatürk özellikle Türkiye için geçmiş değil daima gelecektir. Yaşadığı dönemde elbette olağanüstü başarılara imza attı. Ama düşündüklerini tümüyle gerçekleştiremedi. Yapılacak çok iş vardı. Anadolu halkı yoksul ve cahildi. İrade ortaya koyacak bilinci yoktu. Kimi ağanın marabası, kimi aşiret reisinin kölesi, kimi tarikatların müridiydi. Özgür iradesiyle hareket edebilen çok az insan vardı. Doğrudan işgal başlayınca mallarını, mülklerini ve güçlerini kaybetme korkusuyla feodal egemenler Milli Mücadeleye destek verdiler. Milli Mücadele başarıyla sonuçlanırken gördüler ki Atatürk’ün kafasında Cumhuriyet kurma düşüncesi var. Oysa onların hedefi ülkeyi doğrudan işgal edenlerden kurtulmak, padişahlık sistemini devam ettirmek dolayısıyla eski konumlarını sürdürmekti. Atatürk’le yol ayrımına geldiler. Onu başarısız kılmak için her türlü hileye, engellemeye başvurdular. İşi Ona suikast düzenlemeye, isyana kadar götürdüler.

Atatürk tam ve zamanında, cesurca yaptığı hamlelerle onları durdurabildi. Bu durdurmalar kesin sonuç değildi. Bağımsızlığı, demokratik ve lâik Cumhuriyeti ancak eğitilmiş insanlar ayakta tutabilirdi. Üretemeyen, kendi kendine yetemeyen insanların özgür irade geliştirmeleri, geleceklerine sahip çıkmaları mümkün gözükmüyordu. Alt yapısını hazırlamadan reformları hayata geçirebilmek olanaksızdı. Çözüm arayışı Köy Enstitüleri gibi özgün bir projenin ortaya çıkmasını sağladı. Bu okullarda eğitim gören en yoksul kesimin çocukları özgür irade geliştirerek iyi bir model oldular. Ağanın, şeyhin, aşiret reisinin yanında dikkate alınan, söylemi ve eylemiyle farklı olan bir güç çıktı ortaya. Bu gücün kendileri aleyhine dengeleri bozacağını fark eden ağalar, şeyhler, aşiret reisleri derhal saldırıya geçtiler. Kinyas Kartal’la yapılan bir söyleşide bu gerçek itiraf edilmiştir. “Van, aşiret reislerinden ve aynı zamanda DP’den milletvekili olan Kinyas Kartal’a, Köy Enstitüleri’nin niçin kapatıldığı, kapatılma konusunun temelinde gerçekten komünizm faktörü vardı da bu kapatılma onun için mi gerçekleştirilmişti? şeklinde sorulan bir soru üzerine; Köy Enstitülerinin komünist yuvası olmadığını vurgulayarak şöyle yanıt vermiştir: “...Benim Van yöresinde 258 köyüm var. Burada yaşayanlar devletten daha çok bana bağlıdırlar. Sözümü dinlerler. Benim köyümden iki çocuğu alıp Malatya’daki Akçadağ Köy Enstitüsü’ne götürdüler. Çocuklar giderken doğru dürüst Türkçe bilmiyorlardı. Orada eğitildiler, yetiştirildiler. Bana da baskıyla iki köye okul yaptırdılar. Çocuklar, okullara gelip öğretmen oldular. Öğrendiklerini öğrencilerine, ailelerine ve köylüye öğrettiler. Köylüler Türkçe öğrendiler. İki yıl öncesine kadar köylünün tüm işlerini benim adamlarım yapar, Mektuplarına kadar onlar yazar, devlet kapısındaki işleri onlar takip ederdi. Bütün bunlar ortadan kalktı. Sözlerimden uzaklaşır oldular.. Tüm bunlara Rusya’da eğitim görmüş, Rus ordusunda subaylık yapmış olan ben dahi izin veremezdim.” Mesele bu kadar açık.

Atatürk’ün ölümüyle birlikte devrim süreci kesintiye uğramış çok geçmeden mevzi kaybedilmeye başlanmıştır. Bu gün ülkemizde yaşanan sorunların temelinde yatan gerçek, özellikle ülkenin doğu ve güneydoğu bölgesinde feodal ağalığın, aşiret reisliğinin, tarikat örgütlenmesinin devam ediyor olmasıdır. Siyasi hareketler marabanın, müridin, sıradan aşiret üyelerinin kendi çıkarlarını koruyacak, cumhuriyete sahip çıkacak özgür irade geliştirmeleri için çaba harcamak yerine ağalarla, aşiret reisleriyle, tarikat şeyhleriyle işbirliği yapma, mevcut yapıyı koruma kolaycılığına kaçtılar. Gelinen noktada bu anlayış tıkanmıştır. 1945’lerden bu yana hükümetlerce uygulanan politikalar iflas etmiştir. Arayış içinde olan halk vezir ettiklerinin rezilliklerine tanık olmuştur. “Anlayış devam etsin, sıra bize gelsin.” hevesinde olanların farkına varmıştır. Şimdi Türkiye karşılaştığımız tehlikeyi bertaraf edecek Atatürk gibi düşünen yeni bir liderlik bekliyor.

Çözüm; Onun bıraktığı yerden devrimlerini sürdürmektir. Küreselleşme gerçeği içinde ulus çıkarlarını gözeten akılcı ve bilime dayalı özgün eğitim, sağlık, tarım, sanayi v.b projeleri geliştirmek ve yaşama geçirmektir. Boşuna dememişler “Sular bulanmadan, durulmaz.” diye. Umut ederim bu meydan okuma yeniden kendimize gelmemizi sağlar, bize Atatürk gibi düşünmeyi öğretir. Aksini düşünmek bile istemiyorum.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Atatürk düşünmek Türkçe konuşmakla değil Türkçe düşünmekle olur. Türkçe düşünen olanları Türk gözüyle değerlendirir. Kendini hiç bir şekilde Türk olarak görmeyen sadece Türkçe konuşanlar olsa olsa mankutlaşmış yöneticiler olabilirler.

yadaosman 
 18.12.2009 23:22
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 114
Toplam yorum
: 65
Toplam mesaj
: 7
Ort. okunma sayısı
: 853
Kayıt tarihi
: 29.12.06
 
 

Osmaniye Düziçi doğumluyum. Sınıf öğretmenliği, ilköğretim müfettişliği, il milli eğitim müdürlüğ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster