Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Nisan '14

 
Kategori
Gezi - Tatil
Okunma Sayısı
222
 

Urfa

Urfa
 

Urfa Balıklıgöl


Urfa’dayız… Bal yürümüş üzüme,

Nar çatladı, şarkı vurdu yüzüme,

Havasında leyleklerin takırtısı

Masal dolu sularında balk balık balık…

Ve dillerde Halil İbrahim’in efsanesi

Balıklar bizden memnun,

Biz onlardan;

Bir kuşluk vakti pırıl pırıl,

Ayrıldık Urfa’dan

(Mehmet Salihoğlu)

2001’in Temmuz’u. Sıcak mı sıcak bir günde Urfa’dayız. Oysa; Nemrut’ta güneşin doğuşunu beklerken paltolarımızı giymiş, battaniyelere sarılmıştık.

Urfa’ya Malatya’dan gittik. Sürgü’den, Gölbaşı’dan sonra, dalları yerlere sarkan söğütlerin, boyları gökleri delmek isteyen kavakların yerini tek tek çapraşık kuru dallı ne olduğunu kestiremediğim ağaçlar aldı. Gittikçe düzlükler ufuklara dek uzuyor, uzuyordu. Uzakta, toprak damlı, kerpiç duvarlı köy evleri. Yol boyu arada bir ardıç, iğde ağacı. Iğdenin yaprakları, güneşte gümüş gibi parlıyor. Güneş, ovayı yakıyor, kavuruyor.

Urfa’ya yaklaşıyoruz, bozkırın yerini fıstık bahçeleri alıyor. Bu fıstığın yurdu Antep olarak bilinir, adı da Antep fıstığıdır. Antep’i görmedim; ama bu kadar fıstık ağacının başka bir yerde olabileceğini sanmıyorum.

Yolun sonunda Atatürk Barajı. Bir taraftan Bucak’a, diğer yandan Kahta ve Gerger’e dek uzanan bir baraj gölü. Bozkıra hayat veriyor. Bizim de gurur kaynağımız. Ağustos 1990’da tamamlanmış, dünyanın en büyük toprak ve kaya dolgu barajlarından biriymiş. Barajın gölet alanının 872 km2 olduğunu öğreniyoruz.

Kaynaklarda Urfa’nın adının nerden geldiğiyle ilgili olarak şunlar yazılmış:

“İlk çağlardaki adı bilinmiyor. Eğer Urfa Kalesi’nin yapılışı o yıllarla ilgiliyse Altay Türkçesi’nde etrafı hendekle çevrili şehir anlamında kullanılan “Ur”la bir ilişki kurulabilir. Bazı kaynaklarda ‘Urhe, Urhay, Urhey, Urha’ diye de geçmekte. Makedonyalılar yönetimine geçince Edessaadı verilmiş. (Bugün bu adda kebapçılar var.) Araplar döneminde Ruha adı verilmiş. Ruha adının değiştirilerek Urfa olduğu sanılmaktadır.”

Bu bölge ilk Çağ’da Babilliler’in, Asurlular’ın, Medler’in, Persler’in egemenliğinde kalmış. Daha sonra Partlar’ın, Sasaniler’in, Araplar’ın, III. yüzyılda Selçuklular’ın eline geçmiş. (Fırat Nehri’ni geçerken boğulan Selçuklu komutanı Süleyman Şah’ın Türbesi, Suriye’de kalmış; ancak Ankara Anlaşması’nın 9. maddesine göre Türbe, mahalli Türk toprağı sayılmış. Halen bu bölgede Türk bayrağı dalgalanmaktadır).[1]

16. yüzyılın başlarına kadar bu bölge birçok defa el değiştirmiş, Yavuz Sultan Selim, Urfa’yı 1516’da Osmanlı topraklarına katmış. Urfa, 1919’da İngilizler’in eline geçmiş. İngilizler, burayı Fransızlar’a bırakmış. 10 Nisan 1920’de Fransızlar burdan çekilince Türkiye topraklarına katılmış. Urfalılar, kahramanca savaşarak Fransızlar’dan kurtulmuş.

Hz. İbrahim, Hz. Eyyup, Hz. Suayb ve Hz. Elyasa’nın Şanlıurfa’da yaşamış olmaları; Hz. İsa’nın Hristiyanlığı yaymak üzere Urfa’ya davet edilmesi kente “Peygamber Şehri” adının verilmesine neden olmuş. Urfa’ya bugün de Hristiyanlarca “kutsanmış şehir” denilmektedir.[2]

Balıklıgöl, Urfa’nın simgesi. Burası, Hz. İbrahim’in ateşe düştüğü yer, Halil-ür Rahman Gölü. Bu göllerdeki balıklar, kutsal kabul edilerek yenilmemekte ve korunmakta. Gölün çevresinde dolaşan çocuklar, turistlere, bilinen Hz. İbrahim efsanesini anlatıyorlar. Efsane şöyle:

Devrin zalim hükümdarı Nemrut’un o yıl doğacak bütün çocukları öldürteceğini söylemesi üzerine annesi Hz. İbrahim’i bir mağarada gizlice doğurur, İbrahim 10 yaşına gelinceye kadar bu mağarada yaşar. Mağaradan çıkıp evine gelen Hz. İbrahim, Nemrut ve halkının taptığı putları kırıp parçalamaya başlayınca Nemrut tarafından, bugünkü kalenin bulunduğu tepeden ateşe atılır. Allah tarafından ateşe “Ey ateş, İbrahim’e karşı su ve selamet ol” emri verilince ateş su, odunlar da balık olur. Hz. İbrahim bir gül bahçesinin içine düşer. Hz. İbrahim’in doğduğu mağara İbrahim Halilullah (Dergâh), düştüğü yere de Halil-ür Rahman Gölü’dür. Bu kutsal yerler Urfa' nın en çok turist çeken yerleri. Halil-ür Rahman Gölü'nün kuzey kenarındaki Rızvaniye Cami ile güneybatı köşesindeki Halil-ür Rahman Cami ve Medresesi göle ayrı bir güzellik vermekte. Urfalılar konuklarını bu göl çevresindeki dinlenme yerlerinde ağırlamaktalar.

Urfa il merkezinde görülmeye değer önemli mimari eserler var. Bunlardan başında Ulu Cami geliyor. Bu cami, Urfa merkezindeki camilerin en eskilerindendir. Ulu Cami, bazı kaynaklardan anladığımıza göre eski bir sinagog iken M.S. V. yüzyıl başlarında St. Stephan Kilisesi adını alan ve kırmızı renkteki mermer sütunlarının çokluğu nedeniyle "Kızıl Kilise" olarak da adlandırılan bir Hristiyan kilisesinin yerine inşa edilmiştir. Bu kilisenin avlusuna ait duvarlar, bazı sütun ve sütun başlıkları ile halen minare olarak kullanılan sekizgen gövdeli çan kulesi bugün ayaktadır.

Bir diğer görülmeye değer cami de Halil-Ür Rahman Camii. Halil-ür Rahman Gölü'nün güneybatı köşesinde yer alan bu camii medrese, mezarlık ve Hz. İbrahim'in ateşe atıldığında düştüğü makamdan meydana gelmiş bir külliye halindedir. Caminin güneydoğu köşesine bitişik kare gövdeli kesme taş minarenin batı cephesindeki kitabede, Eyyübiler'den Melik Eşref Muzeffereddin Musa'nın emriyle 1211 yılında yaptırıldığı yazılıdır.Halk arasında Döşeme Cami veya Makam Cami olarak da adlandırılan Halil-ür Rahman Cami'nin Bizans devrine ait Meryem Ana Kilisesi'nin yerinde inşa edildiği tahmin edilmektedir. Bir görüşe göre de şehirdeki en eski camilerdendir. Halife Memun zamanında Hz. İbrahim Makamı'na inşa edilmiştir.Bu cami ve külliyesi Urfa’nın simgesi durumuna gelmiş.

Kentin merkezinde, 1993 yılında ŞURKAV tarafından satın alınan Mehmet Bağmancı evi, bunun batısına bitişik küçük bir ev ve bunların kuzeyinde yer alan Malatyalı Halil evi restore edilerek ŞURKAV Kültür Merkezi oluşturulmuştur. ŞURKAV Kültür Merkezinde Urfa’ya özgü turistik eşyalar, yöresel giysiler, tanıtım kitapları pazarlanıyor.

Eski Urfa evleri kendine özgü mimari yapılarıyla Urfa’ ya ayrı bir değer katıyor. Anadolu evleri arasında ayrı bir grup oluşturan "Güneydoğu Anadolu Evleri" içersinde yorumlanması gereken Şanlıurfa evleri yüz yıllardan beri bölgede süre gelen mimari bir geleneğe dayanır. Gerek malzeme seçimi ve gerekse plan uygulaması yönünden Urfa evlerinde ve evlerin oluşturduğu sokak görünümlerinde iklimin büyük etkisi görülür. Kalker taşından yapılmış kalın duvarların ve tonoz örtülü toprak damların kullanılmasıyla yaz aylarının gölgede 45-47 dereceye kadar varan sıcaklığı büyük ölçüde hafifletilmiş, sokakların dar, duvarların yüksek tutulmasıyla da hemen hemen günün her saatinde güneşte yanmadan yürünebilecek gölgelik bir kesim elde edilmiş.

Urfa evleri genellikle haremlik ve oda denilen selâmlık kısmı olmak üzere iki bölümden oluşuyor. Bazen bu iki bölüm, aralarından bir duvarla ayrılmış ve sokak tarafından ayrı birer kapıları olan müstakil iki ev görünümünü verdikleri gibi, bazen de tek kapıyla girilen selâmlık bölümünden sonra ikinci bir kapıyla haremlik bölümüne geçiliyor. Eve gelen erkek konukların ilk olarak ağırlandıkları selamlık bölümünde küçük bir hayat (avlu), bir veya iki oda, ayvan, konukların hayvanlarının barınacağı büyük bir develik (ahır) ve tuvalet bulunuyor. Bitişiğindeki haremlik avlusunun ve buradaki kadınların görülebileceği endişesiyle genellikle selamlığın üzerine ikinci bir kat yapılmamış. Yapılmış olsa dahi bu kat haremliğe ait olup geçişi de haremlikten.

Sıcaklık, 40’ın üstünde. Nefes almakta zorlanıyoruz. Her yerde olduğu gibi burda da soluğu öğretmenevinde alıyoruz. Kapısından girince serinliyor, rahatlıyoruz. Klimalar çalışıyor. Lokantasında yediğimiz patlıcan kebabın tadına doyamıyoruz.

 

 

 

--------------------------------------------------------------------------------


[1] Urfa Yıllığı, 1967, s.106.


[2] Kürkçüoğlu Cihat, Şanlıurfa, Ankara: Şanlıurfa Valiliği, 1997.

Erdal Ceyhan bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 380
Toplam yorum
: 1290
Toplam mesaj
: 5
Ort. okunma sayısı
: 2406
Kayıt tarihi
: 04.12.12
 
 

Hüseyin BAŞDOĞAN, 1942'de Malatya- Arapgir'de doğdu.Arapgir Ortaokulunu, Diyarbakır Öğretmen Okul..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster