Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Nisan '14

 
Kategori
Gezi - Tatil
Okunma Sayısı
308
 

Nemrut Dağı

Nemrut Dağı
 

Doğu terasında, güneşin doğuşunu beklerken.


Meydan Larousse” da “Nemrut” ya da “Nimrot” olarak geçen Nemrut, Tanrıya inanmayan, insafsız, can yakıcı, merhametsiz biri olarak tanımlanmaktadır. Ana Britanica” da, Kitabı Mukaddes’te, [1]Nimro” kutsal metinlerde adı geçen efsanevi kişi diye belirtilmektedir. Eski Ahit’in Tekvin Kitabında “yeryüzünün ilk kudretli kişisi olarak betimlenir.” “Nemrut suratlı” deyimi, “asık çehreli, yüzü gülmez.” anlamındadır. Hiçbir zulümden kaçınmayan bir despottur.

Nemrut Dağı, adını bu efsane kahramanından alır. Dağ, sanki bu mitolojik kişiyle özdeşleşmiştir. Nemrut’un adı bile insanı büyüler, kendine çeker. Bir yandan da bir korku çöker insanın içine. Nemrut Dağı Milli Parkı’na, Nereden, nasıl gidilecektir? Kahta’dan 43 km’lik bir yolla ulaşılır. Malatya’dan 90 km’dir.

Nemrut’un doruğundan güneşin doğuşunu görmek isteyenler, geceden yola koyulurlar. Gecenin karanlığında dağlar, koyun koyuna uyurlar. Uzaktan; oturan, yatan, yürüyen devler gibidirler. Her tepe, her kaya sanki size doğru gelir. Karanlıkta her şey daha büyük, daha korkunç gözükür. Uzaklardan gelen isak kuşunun sesi gecenin karanlığını yırtarak, içinizi ferahlatır.

Gökyüzü pırıl pırıl... Yol gittikçe zorlaşıyor. Öyle ki yolu bulmakta zorluk çekiyoruz. Yolda bir greyder, gündüz yolu açmaya çalışmış. Kıvrıla kıvrıla yaylar çizerek tırmanıyoruz Nemrut’un gittikçe dikleşen tepesine. Yolunu şaşıran bir tilkiyle karşılaşıyoruz. Biraz sonra da bir tavşan, arabanın ışıkları altında nereye gideceğini bilemiyor; korkuyor, tünüyor.

Nemrut’un tepesine yaklaştıkça yamaçlar, vadiler koyu karanlıklar içinde silikleşiyor; ama doruk, ay ışığıyla pırıl pırıl parlıyor. Kavurucu ağustos sıcağından eser yok, hafif hafif dağ rüzgârı esiyor; paltolarımızı, parkelerimizi giyiyoruz. Arabamızı bekçi kulübesinin yanına park ediyoruz. Yakınımızda bir minibüs, bir araba daha var. Alacakaranlıkta konuşmalar artıyor. Arabaların yanında taşların üstünde battaniyelerine, paltolarına sarılmış insanlar, yarı uykulu, yarı uyanık dolaşıyorlar. Bu insanlar, niçin gelmişlerdi yurdun, dünyanın dört bir köşesinden? Değer miydi bunca zahmete diye, kendi kendimize soruyoruz. Kommagene Krallığı’nın büyüsü bizi, bu dağ başlarına çekmişti. Burada, Kral I.Antihokos’un (M.Ö 62-32) mezarıyla çevresindeki dinsel anıtlar yer alıyordu. Altında mezarın bulunduğu sanılan tümülüs, çakıl taşlarının konik bir tepe biçiminde yığılmasıyla oluşmuştu.

Koyu karanlık, yerini yavaş yavaş alacakaranlığa bırakıyor. Aydınlanmaya başlayan dağların silueti zorlukla seçiliyor. 2206 metreden Karakaya Barajı küçük bir gölcük gibi. Gelenler, doğu terasında güneşin doğuşunu bekliyor. Ufuktaki dağlar, kızıllaşıyor. Güneş, güç almaya çalışıyor doğmak için. İnsanlar, nefeslerini tutmuş, bekliyorlar.

Yarım daire biçiminde bir kızıllık, dağların arkasından başını gösteriyor. Düşmemek için tırmanıp duruyor ufukta. Ufuk ki çok uzaklarda. O güne değin görmediğimiz büyüklükte erguvan rengi bir güneş doğuyor karşı tepelerin ardından. O kadar kırmızı, o kadar sarı ki büyük bir meşaleyi andırıyor. Bu eşsiz yaz seması altında sessiz yanıyor. Bu altın yangınını hayretle izlemeye dalıyoruz. Nemrut Dağı, erguvan rengi entarisini dalgalandıra dalgalandıra uyanıyor. Güneş, hep mor dağlarda kalsın, karanlıkları aydınlatsın. Bizlere Yahya Kemal Beyatlı’nın şu dizelerini söyletsin:

“Karşı dağlarda tutuşmuş gibi gül bahçeleri,

Koyu bir kırmızılık gökten ayırmakta yeri.”

Artık ışık denizinin üzerinde büyük gölgeler kımıldanıyor. Doğu terasındaki tanrı heykelleri bu ışık denizinde yıkanıyor.



[1] Kitabı Mukaddes araştırmacıları arasında Nimrot adının bir kişiye değil, eski Mezopotamya halkına ilişkin olduğu görüşü de yaygındır. Kişilikleri açısından Nemrut” la Mezopotamyalı destan kahraman Gılgamış arasında belirgin benzerlikler vardır.

Kuran yorumcularıma göre Nemrut, Hz. İbrahim döneminde yaşanmış büyük bir imparatorluk kurmuştur. (Ana Britannica, Hürriyet Yayınları, cilt 23 İstanbul:1994)

Erdal Ceyhan bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Maşallah kalemine yetişilmiyor Hoca. Allah versin.. Böyle güzel yazılarını daima okuyalım.

Erdal Ceyhan 
 17.04.2014 11:33
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 380
Toplam yorum
: 1290
Toplam mesaj
: 5
Ort. okunma sayısı
: 2406
Kayıt tarihi
: 04.12.12
 
 

Hüseyin BAŞDOĞAN, 1942'de Malatya- Arapgir'de doğdu.Arapgir Ortaokulunu, Diyarbakır Öğretmen Okul..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster