Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Şubat '10

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
254
 

Uykusuzluk

Uykusuzluk
 

Yepyeni bir güne uyandım bu sabah.
Kuş cıvıltıları, martılar, gülümsetici bir güneş... Ruhum bambaşka patikalara doğru gezintiye çıkmışken, yapılacak onca iş arasından sadece uyumayı seçmiş olmak gerçektende tam bana göre bir davranıştı. İçimden bir şeylerin çekip gittiğini kavrayabiliyordum, ama bunu durdurabilcek cesareti bedenimde bulamıyordum. Sonsuz merak listesinin içinden en son çektiğim şey neden kendimden bu kadar uzak olduğumdu. Kendimden öyle uzaktımki... Artık kendimi anlayamıyor, varlığımın sebeplerini idrak edemiyordum. Koşar adım bir yerlere gidiyor , neyin ne olduğunu anlamak için adeta çırpınıyordum. Yalnızlığın ne olduğunu içimde hissediyor, yalnız kalmamak için çırpınıyor, ama ne olursa olsun soluğumu yine bu yatakta tek başıma alıyordum. Yazmanın verdiği huzurun geçici olduğunu bilmem söylememe gerek var mı? İnsanları anlamak, insanlar için bir şeyler yapmak, ama en önemliside önce kendin için bir şeyler yapmak... Ben tüm bunların arasından uyumayı seçmiştim... Yalnız kalıp uyumayı ! Rüyalara sığınmayı, ve kelimeler atlasının içinden parmaklarımla yeni kelimeler seçip onları harmanlamayı... Ben yüreğime sığınmayı seçmişken yüreğimin benden gidişini seyre koyulmak bedenime ağır geldi kabul ediyorum. Gözlerimi kapadığım an fark ettiğim bu gerçeğin bedenimde bıraktığı dehşet verici hasar, beni benden alarak uzaklara götürmeye yetmişti . Özlüyordum! Tepeden tırnağa özlüyordum hemde... Başka hiç bir şey düşünemiyor, hiç bir yerde soluk alamıyor sadece özlüyordum. Nerden nereye diye düşünüyordum her defasında. Mutluluk ellerimden kayıp gitmiş ve ben bunu hiç durduramamıştım, durdurmak için çaba verememiştim bile. Hislerim benden çok uzakta bir kumanda tarafından yönetiliyordu sanki, biri gelmişti, sonra gitmişti. Tam ona "gitme" diyecekken o çoktan gitmişti. Bilmem kaç kahvenin telvesinde umut olmuş, bilmem kaç gece dilekler listesinin başında yer almıştı... Ayak parmaklarımdan saç tellerime kadar hissettiğim bu ağrı hiç alışık olmadığım derecede şiddetleniyor ve ben bunuda durduramıyordum. Neydi hissettiğim? Bunun adına aşk mı deniyordu? Acı çekmek mi? Neden aşk ve acı çekmek birbirine bu şekilde paraleldi? Ben acı çekmek istemiyordum. Acı çekmek bana göre değildi... Bir an önce bir şeyler yapmam gerekiyordu, ve ben bunuda yapamıyordum ! Aynı çok heycanlı bir filmi sonunu görmeden izlemeyi bırakmak gibiydi yaşadığım bu duygu. Sonunu çok merak ediyor, ama göremiyordum. Görmemem için birden çok nedenim vardı... Başkalarının nedenlerine sığınmayıda öğrenmiştim nasılsa!

O gece hiç uyumadım. Sabaha kadar düşündüm... Pencerem hiç olmadığı kadar gözyaşlarıma esir olmuştu. Gözlerimden süzülen bu su zerreciklerini ellerimin tersiyle siliyor, gülmeye çabalıyordum. Biliyordum, yepyeni bir gün beni bekleyecekti. Her şey yine mükemmel olacak her şey yine mutluluğum olacaktı...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ve çağdaş kalemden böylesi güzel yazı okumak keyifliydi. Başarılar ve sevgiler genç kardeşim.

Olgun Ekinci 
 19.02.2010 13:21
Cevap :
Teşekkür ederim :)  19.02.2010 20:12
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 22
Toplam yorum
: 6
Toplam mesaj
: 10
Ort. okunma sayısı
: 427
Kayıt tarihi
: 09.11.09
 
 

Anadolu üniversitesi sanat tarihi öğrencisiyim...

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster