Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Ekim '09

 
Kategori
Haber
Okunma Sayısı
104827
 

Uzan ailesinin bitmeyen servetinin kaynakları...

Uzan ailesinin bitmeyen servetinin kaynakları...
 

www.milliyet.com.tr


Mal varlığına el konulmuş ailenin fertlerinden biri Fransa'da günlüğü 4 bin € luk dairede kalıp, onlarca koruma tarafından korunuyorsa, bu durum, ailenin bitmeyen bir kaynağa sahip olduğunu gösterir.

Peki bu kaynak nasıl elde edildi?

Şimdi 18.03.2002 tarihine gidelim. Berke barajının açılışına... O tarihteki gazete haberlerinde Rumeli Holding yönetim kurulu başkanı Kemal Uzan bakın nasıl bir konuşma yapmış:

- Biz bu barajı ne Dünya Bankasından kredi alarak, ne de İMF den yardım alarak yaptık. Biz bu barajı kendi öz kaynaklarımızla yaptık. Türkiye toprakları üzerinde 3 baraj daha yapmak istiyoruz. Bunlar için de hiçbir yerden kredi ve para istemiyoruz.

Başbakan yardımcısı ve Devlet Bakanı Devlet Bahçelinin de katıldığı törende Rumeli Holding yönetim kurulu başkan yardımcısı Cem Uzan da "Bu proje Türkler yapamaz safsatalarına bir cevaptır" şeklinde bir konuşma yapmış.

Peki Uzan ailesinin 3 baraj daha yapacak kadar öz kaynakları var mıydı? Varsa bu kaynaklar nasıl elde edilmişti?

İş yaşamında Kemal Uzan müteahhit olarak bilinir. Ülkemizde geçmişte müteahhit hizmetlerinin nasıl yapıldığı ve ihalelerin nasıl alındığı bilinir. Uzan, ilk maçta tribünleri çöken Ali Sami Yen stadı ile, Akdeniz oyunlarının yapıldığı Halkapınar stadının ihalesini almış, yurtdışında da Libya ve Suudi Arabistan'da müteahhitlik işlerine girmişti. Libya'daki işlerin kar marjı çok olmasına rağmen, daha sonraki yıllarda müteahhitler paralarını almakta zorluk çekmişlerdi. Ama Kemal Uzan'ın orada çalıştığı zamanlardı bu sorunlar ortada yoktu. Bu ihalelerde belli bir birikimi olan Kemal Uzan, basına da el atmış ve Yeni İstanbul gazetesini satın almıştı. Buraya iyi yazarları transfer etmiş, gazeteyi ise daha çok müteahhit hizmetlerinde kendisine engeller çıkaran ve çıkaracağını düşündüğü kişileri dile düşürmek için kullanmayı amaçlamıştı.

Daha sonraki yıllarda İmar Bankası ve Adabank'ın sahibi olan Uzan ailesi burada dövize yüksek faiz vererek, büyük miktarda mevduat toplamaya başlamıştır. Öyle ki verdiği faiz oranı döviz kurlarının her yıl katlandığı dönemlerde, diğer bankaların verdiği faiz oranının 2 misliydi. Bu durum kendi bankalarına giren mevduatın hızını önemli ölçüde arttırıyordu.

O dönemde bankacılık sektörünün içinde olduğumdan, o bankayla ortak müşterilerimiz ve orada çalışan müdür arkadaşlarımızın anlattıkları inanılmazdı.

Yüksek faizle toplanan paralar ne oluyordu? Normal şartlarda bankacılık sistemlerinde toplanan mevduatın belli bir oranı likidite olarak tutulur, belli oranı TCMB na munzam karşılık olarak yatırılır. Geri kalan kısmı ise kredi olarak müşterilere verilir. Peki müşterilere kredi veriliyor muydu? Toplanan paraların çoğu yasalara aykırı bir biçimde kendi şirketlerine, geri dönüşü olmayan kredi olarak verilirken, piyasada ele geçirilmesi planlanan şirketlere kredi verme teklifinde bulunuluyordu.

Şimdi bir konuya açıklık getirmek istiyorum.

Bir banka müşterisine işleri büyütmesi için kredi önerisinde bulunur veya müşteri bankadan kredi talep ettiği durumlarda, eğer kredi veren banka kötü niyetliyse o şirketi kısa zamanda batırıp, şirketin mal varlığına el koyabilir.

Uzan da bankaları vasıtasıyla önce müşterilerine kredi vermiş, onlar yatırım yaptıkları anda, bir ihtarname çekerek 24 saat içinde bankanın verdiği kredinin geri ödenmesini talep etmiş, ödenmediği takdirde normal faizin 3 katı gecikme faizi tahakkuk ettirerek, yasal işleme başlamış, bunun sonucunda bir çok şirketi bu şekilde ele geçirmiştir. Bu bankacılık rutin işlemi olup, yasalara uygun bir işlemdir. Çünkü şirket başlangıçta imzaladığı taahhütnamede bütün bu şartları kabul etmiştir. Sistem bu şekilde işler. Hiç bir müşteri de bir kitap kalınlığındaki taahhütnameyi okumaz.

1989 yılından itibaren yükselişe başlayan grup, bankacılık, enerji, çimento, medya telekominikasyon, müteaahhit sektöründe hızla büyümeye başlamıştır.

Özal döneminde Suudi Arabistan'da tahsilinde zorluk çektiği bir alacağının Başbakan sıfatıyla Özal'ın araya girmesiyle bu alacağını tahsil eden uzan, Özal'ın yol göstermesiyle ilk özel televizyon Star'ı kurmuştur. Bu kuruluşun gizli ortağının Ahmet Özal olduğu da bir çok kesim tarafından bilinmekteydi. Daha sonraki yıllarda ise Demirel'in seçimi kazanmasıyla Ahmet Özal'ı devre dışı bırakmıştır. Star kurulduktan sonraki bir yıl içersinde TRT nin reklam gelirlerinin yarısı bu ilk özel televizyona gelir kaydedilmiştir. Sahibi olduğu televizyonda kişiler için santaj kasetleri hazırladığı söylentileri çıkmış, o zamanki İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olan Nurettin Sözen'in katıldığı bir programla ilgil haber kamuoyunla paylaşılmıştı.

Telekominikasyon işinde Telsim'i kuran daha sonraları yabancı şirketler Nokia ve Motorola ile iş yapan Uzan gurubu bu iki şirketi de 3 milyar dolara yakın miktarda dolandırmıştır. Borçlarına karşılık Motorola'ya % 66 oranında, Nokia'ya da % 7.5 oranında telsim hisselerini teminat gösteren gurup, daha sonra gizlice yaptığı sermaye arttırımıyla, Motorola'nın teminatları % 22 ye, Nokia'nın kiler ise % 2,5 a düşmüştür.

Bu arada Çukurova Elektrik ve Kepez elektriği eline geçiren grup, borsaya açık olan bu şirketlerde sık sık spekülatif hareketler yaparak, haksız kazançlar elde etmiştir.

Uzanların bankalarına TMSF el koyduktan sonra bankacılıkta gurubun bankacılıkta yaptığı bütün usulsüzlükler su yüzüne çıkmıştır.

1994 krizinden sonra bütün bankalardaki mevduatlara devlet güvencesi verilmişti. Yani bir banka batsa bile, müşterilerin parasını devlet garanti ediyor demekti. Bu uzun süre böyle devam etti. Uzan gurubu da bankasına yatan paraların bazılarını kayıt dışı göstererek Merkez bankasına munzam karşılık yatırmadığı gibi, Off Shore Bankacılığı adı altında (ki bu yurt dışında herhangi bir adres olabilir. ) para topluyordu. Off shore bankacılıkta ise devlet güvencesi yoktur, burada toplanan paralara mevduat munzam karşılığı da yatırılmaz. Burada toplanan paraların ne şekilde harcanacağı banka yönetiminin insafına kalmıştır.

Bir de hazine bonalarına bakalım. Bankalar devletin hazine bonosu ihalelerine girerek, bono alırlar ve piyasa şartlarına göre belli karlarla müşterilerine satarlar. Ama ortada basılmış bir bono hiçbir zaman yoktur. Bunlar kağıt üzerinde merkez bankasından alınır ve müşterilere satılır. Karşılığı olmayan bir bononun satılması da mümkün değildir. Ama Uzun gurubu bankaları, merkez bankasından hazine bonosu ve devlet tahvili almadan, sanki bunlar elinde varmış gibi müşterilerine satmıştır.Bütün bunlar bankaya el konulduktan sonra ortaya çıkmıştır. Bu devletin sırtına binmiş 8 milyar (Eski parayla 8 katrilyon tutarında bir yüktür)

8 milyar (8 katrilyon) banka dolandırıcılığı 3 milyar dolar yani 4,5 katrilyon Nokia ve Motorola'ya olan borçlar. Borsa spekülasyonlarından ne kadar kar ettiği bilinmiyor. Amerikada alınan residanslar, yatlar, evler, arabalar, tanesi 4 bin dolar olan, binlerce şarap.....128 tane şirket, Yurtdışında vergi cenneti olan adalarda kurulan şirketler, o şirketlerin Türkiyedeki şirketlerine ortak gibi gösterilmesi, ve şu anda süren davalar.....

Toplan eski parayla 15 katrilyona yakın elde edilen kaynak.....

İnsan çok parası olunca harcayacak yer arar. Galatarasaraylı olarak bilinen Cem Uzan 2001 yılında yurt dışından 25 milyon dolar kendi cebinden ödeyerek taraftarı olduğu takıma Jardel adlı bir futbolcu aldı. Ama o hafta Çukurova ve Kepez hisselerinde öyle bir spekülatif hareket yaptı ki, Jardel'in iki misli parayı bir haftada kar olarak kasasına koydu. O futbolcu Galatasaray da başarılı oldu hatta super kupanın kazanmasında da başrol oynadı. Ama bir yıl sonra Cem Uzan'ın şirketlerine el konulunca Galatasaray o futbolcuyu maliyetinin çok altına satmak zorunda kaldı. Çünkü o futbol takımı Cem Uzan kadar zengin değildi.

Bugüne kadar TMSF bu gruptan bir takım tahsilatlar yaptı ama bu tahsilatlar o adamların götürdüklerinin yanında devede kulak kalır.

Bu dönemde kendilerine birçok dava açıldı. Bu davalarda Kemal Uzan'ın bilirkişilere rüşvet verdiği de basında yer aldı. 2005 de Cem Uzan aleyhine açılan bir davada ise Cem Uzan Fransa'ya gittikten sonra hakkında gıyabi tutuklama kararı çıkmıştır. Babası Kemal Uzan ve kardeşi Hakan Uzan hakkında 96000 yıllık hapis davası açılmıştır. Sanıyorum hapiste üst sınır 30 yıldır.

Bugüne kadar haksız olarak elde ettiği kaynağı tekrar hatırlayalım. Eski parayla 15 katrilyon...

Arkasında bu kadar haksız kazanç olan biri ne yapar? Tabii bir parti kurarak iktidara yürümek ister. Nitekim bunu denedi de. % 7 oy toplayan partisinin milletvekili adayları, şirketlerindeki çalışan kimselerdi. Bir de böyle bir düşüncenin iktidara geldiğini düşünün. Tam bir suç imparatorluğu olurdu ülke.

Tabii bu grubun bu duruma gelmesine, gerekli denetimleri yapmayan ve göz yuman siyasetçileri de unutmamak gerek.

Bu platformda Başbakan'ı ve AKP hükümetini bazı icraatlarından dolayı eleştirmişizdir. Ancak Uzan gurubunun üzerine cesaretle giderek, bunların gerçek yüzünü ortaya çıkartan yine bu hükümet olmuştur.

Ancak Cem Uzan Fransa'ya kaçtığının hemen akabinde İstanbul 7. Ağır Ceza ve 4. Ağır ceza mahkemeleri bu kişi hakkında gıyabi tutuklama kararı vermiştir.

Şimdi bu kişilerin götürdüğü paraların büyük bir kısmı belki Ürdün de, belki İsviçre'de belki de başka kişilerin üzerine kayıtlı olarak Türkiye'de. Bu kişiler artık Türkiye'ye gelmeseler bile, götürdükleri paralar yedi sülalelerine yeter.

Bu paraları sonunda kim mi ödeyecek?

Tabii ki bu millet....

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Cem UZAN düzgün adamdır...bene bunların hepsi asılsız karalama...

Özgür ACAR 
 01.12.2013 13:43
Cevap :
Cem Uzan düzgün adam olsa, Fransa'ya kaçmazdı. Türkiye onun kadar üç kağıtçı başka birini tanımamıştır. O ve ailesi sahtekarın önde gidenidir. Böyle bir yorumu da ancak Uzan'ın akrabalarından birisi yapabilir.  01.12.2013 16:57
 

Tablo ilginç...günlük 4bin euroya bir otelde ... kalabiliyorsa demekki kılıfların sayısı bir hayli fazla imiş gibi gözüküyor... kılıf sayısı zenginlikle orantılı..

Carya Eftali 
 23.10.2009 19:47
Cevap :
Alın teriyle kazanılmayan paraları harcamak da kolay oluyor. Kılıflar ise bedava....  23.10.2009 23:08
 

Degerli Erol Bey yazinizi ilgiyle okudum. Kaleminize saglik. Benim merak ettigim bu adamin iliskileri cevresi biliniyor,farzedelimki bizim de adam gibi calisan bir Maliyemiz,Devlet Denetleme kurumlarimiz vs var. Bu paranin izi bir sekilde ,para hareketleri vs izlenerek bulunamaz mi ? Bulunsa birsey yapilamaz mi? Selam ve hurmetlerimle.

Dr.Erdem Egeli 
 23.10.2009 7:05
Cevap :
Sayın Erdem Bey,
Minareyi çalan kılıfını hazırlar diye bir söz vardır. Bu adamlar çok önceden bunları planlayıp, gerekli tedbirleri almışlardır. Kimbilir, yurt dışında bu paralar kimin adına yatmıştır ve o kişinin adına yatana kadar nerelere gidip gelmiştir? Şu anda TMSF nin bu paraların izini bulmak için elinden geldiğini yaptığına eminim. Ama onlar da bir yere kadar ulaşabiliyorlar. Saygı ve selamlarımla.  23.10.2009 11:26
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 975
Toplam yorum
: 7879
Toplam mesaj
: 126
Ort. okunma sayısı
: 3355
Kayıt tarihi
: 16.01.07
 
 

2017 Basın özgürlük endeksine göre 180 ülkeden 155. sırada olan ülkemizde yemek tarifleri  ve tel..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster