Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Haziran '15

 
Kategori
Blog yazarları tartışıyor!
Okunma Sayısı
55
 

Uzlaş-Ma kültürü!

Uzlaşma isteme bağlı bir uyuşmazlık yöntemidir. Tarafların uyuşmazlıklarını bu yolla çözmek konusunda girişimde bulunmaları ve anlaşmaları tamamen isteğe bağlıdır. Uzlaşma süreci tarafların zamanlamayı, sürecin yapısını ve içeriğini diledikleri şekilde belirleyebilecekleri esnek bir yapıya sahiptir.

Uzlaşma durumlarında genellikle bir uzlaştırıcı da görev yapar. Ayrıca uzlaşma görüşmeleri çok ender durumlarda halka açık yapılır.

Tüm bu tanımlardan anlamamız gereken, uzlaşma olabilmesi için ortada bir uzlaşmazlık konusunun olması ve tarafların bu uzlaşmazlığı giderme iradesi ve niyetinin bulunması gerekir.

Arabesk özelliklere sahip bizim toplumumuzda ne yazık ki, uzlaşma kavramı çoğu zaman uzlaş ma! şeklinde algılanmaktadır.

Birbirleriyle her konuda anlaşan ve uzlaşmaz bir yanları olmayan tarafların uzlaşması zaten beklenemez.

Tıpkı barış olabilmesi için ortada kavgalı bir durumun olması gibi.

Nasıl dostlar arasında bir barış düşünülemezse, uyuşmazlıkları olmayan taraflar arasında bir uzlaşma arayışına da ihtiyaç duyulmaz.

Uzlaşma yerine, baskın ya da üstün tarafın, diğer tarafı mutlak esir alması, onun üzerinde hakimiyet kurması, gücünü son zerresine kadar hissettirmeye, yani karşı tarafı ezmek, tuş etmek ve hatta yok etmek amaçlı bir baskı kurmasına yönelik bir anlayışın daha çok itibar gördüğü bir toplum yapısına sahibiz.

Siyaseti de bu toplum yapısıyla birlikte değerlendirmek durumundayız.

Mevcut siyasetçiler de bu toplumun içerisinden çıkmış, toplumda var olan uzlaş-ma kültürünün etkisi altında yetişmiş kişiler olduğundan şu an devam eden koalisyon ve meclis başkanlığı görüşmelerinde traji-komik polemiklere tanık oluyoruz.

Siyasetçilerin basına yansıyan demeçlerini, açıklamalarını dikkatli okuduğunuzda, bunu çok açık şekilde görmek mümkündür.

Seçimlerin hemen ardından yapılan açıklamalara baktığınızda uzlaşmaya çalışmak yerine her siyasi partinin kendi koşullarını dayattığını, kendi vazgeçilmez! İlkelerini, kırmızı çizgilerini, olmazsa olmazlarını öncelikle ortaya koyduklarını görürsünüz.

Önyargıların öne çıktığı, öç alma, haddini bildirme gibi ilkel duyguların egemen olduğu siyasi tartışmalardan bir uzlaşma çıkmasını nasıl düşünebiliriz.

Düşünün ki, meclis aritmetiği içerisinde geometrik tarifler yapan, siyasette hiçbir karşılığı olmayan koalisyon formülleri üreten kişilerden bizi yönetmesini beklemek zorundayız.

Sözü çok uzatmadan, son genel seçimlerde halk iradesinin nasıl tecelli ettiğine, sonuçları nasıl okumamız gerektiğine bakalım.

Ne yaparsa, doğru yapan halkımız; iktidarın oylarını düşürerek ondan kendine çeki düzen vermesini istemiş, özellikle de başkanlık sisteminin toplumda karşılık bulmadığını, cumhurbaşkanını yasal yetkilerinin dışına çıkmaması gerektiği konusunda çok açık bir şekilde uyarmıştır.

Ana muhalefet partisinin sosyal ve ekonomik politikalarından memnun kalsa da henüz iktidara hazır olmadığı, ideolojik politikalarını gözden geçirerek ilkesel bir tutum belirlemesi gerektiği mesajını vermiştir.

Türkiye partisi olma iddiasındaki HDP ye önemli bir kredi açarak, onların demokratik siyaset içerisinde mücadele etmeleri halinde desteğini sürdüreceğini göstermiştir.

Türk milliyetçiliği referansı üzerinden siyaset yapan MHP nin oylarını artırmasının Kürt milliyetçiliği yapılmasının önünde engel olabileceği fikrinin toplumda yaygın bir kanı olduğu sonucunu çıkarmak mümkün olsa da, sağ partiler arasındaki doğal geçirgenliklerden kaynaklandığını da söyleyebiliriz.

Bu yazıyı yazdığım sırada sayın Kılıçdaroğlu, grup toplantısında vazgeçilmez 14 ilkeyi anlatıyordu, meclis kürsüsünde.

Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarından altı milyonun üzerinde oy alan bir partiyi yok saydığını, onların içinde yer alacağı ya da destekleyeceği tüm koalisyon önerilerine kapılarını kapattığını söyleyen MHP ye rağmen, CHP Milletvekili Balbay aynı saatlerde; “halkımız AK partiye muhalefet görevi vermiştir.” Diyor.

Şimdi aklı başında her yurttaş şunu sormaz mı?

AK Partinin muhalefet olabilmesi için, muhaliflerin iktidar olması gerekmez mi?

Bu açıklamalar gerçekten insan aklı ve mantığıyla dalga geçmek değil de nedir?

Halkın tek başına iktidar imkanı vermediği bir parti de olsa AK Parti sonuçta yüzde 41 oy alarak birinci parti olmuş bir siyaset kurumudur.

MHP nin, HDP nin olduğu tüm alternatifleri yok saydığı bir siyaset aritmetiğinde AK Parti dışında bir hükümet kurulmasının imkansızlığını bile bile Balbay’ın ya da kimi aklı evvel siyasetçilerin bu tür açıklamaları ya bir akıl tutulmasıdır, ya da halkın sağduyusuyla alay etmektir. Bu ülkeyi hükümetsiz bırakma lüksünüz yoktur.

Hele de yeniden bir erken seçime giderek ülkeyi yeni kriz ve kaoslara sürüklemeye hiç hakkınız yoktur. Şu andan itibaren uzlaşma adına her parti gerekli ödünleri vermek, ülkenin geleceği adına olumlu adım atmak zorundadır.

Aksi halde o küçümsediğiniz, aşağıladığınız halk size öyle bir ders verir ki, bir daha belinizi doğrultamazsınız.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 396
Toplam yorum
: 69
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 166
Kayıt tarihi
: 13.01.10
 
 

Barış içinde, birlikte yaşayabilmek adına insan ve emek odaklı paylaşımlardan yanayım.   Öğretmen..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster