Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Kasım '11

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
720
 

Vahşi cinayetleri kimse "töre" ambalajına sarmasın artık...

Vahşi cinayetleri kimse "töre" ambalajına sarmasın artık...
 

Toplum iyi, güzel, faydalı hareketleri örnek alır. Cinayetlere "töre" kılıfı geçirmek, şeytanca bir buluş olsa gerek...


Toplum hayatımızı etkileyen belli başlı bazı ögeler vardır. Çevre baskısından yasalara kadar genişleyen yelpaze içinde, bizi en çok etkileyen ögeler, aldığımız kültüre göre değişir. 

Globalleşen dünyada tercih edilecek ortak nokta, elbette evrensel geçerliliği olan emir ve yasaklar olmalıdır.

Bir insana yakışan bütün olumlu tavır ve hareketlerin, yeni yetişen nesiller üzerinde katkı sağlaması, herkes tarafından kabul edilebilir bir durumdur. 

Nitekim uluslar arası camiada yasalar, çok ufak tefek yerellik taşıyan özellikleri dışında neredeyse aynı kalıptan çıkmışcasına benzerlikler göstermektedir. 

Demokratik toplumlar, ister istemez bireylerin hak ve görevleri konusunda ortak bir noktaya doğru yaklaşmaktadırlar. 

***** 

Son yıllarda ülkemizde çok tartışılan Avrupa Birliği’ne girilip girilmeme meselesi en çok, farklı inanca sahip bir toplum olarak, o topluluk içinde karşılaşacağımız yükümlülüklerin bizim dokumuzla bağdaşıp bağdaşamayacağı yönüyle ele alınmıştı. 

İlerleyen süreçte gördük ki, biz bu topluluğa katılmasak bile onların sahip olduğı birtakım yasal, sosyal ve kültürel haklara her halükârda sahip olmak zorundayız. 

Gelişen durumlarda insan onuruna yaraşır bir hayat sürmemiz için belli normlara ayak uydurmamız şart. 

Bunu yaparken nelerden, nasıl taviz vereceğimiz konusunda da elbette kendi içimizde tartışmalar yaşamıyor değiliz. 

Özellikle İslâm inançlarıyla hıristiyan kültürünün hakim olduğu bir ortamda bazı çatışmaların olacağı endişesi, hem bizim tarafta hem de karşı tarafta sık sık dillendiriliyor. 

Düşünce, din ve vicdan özgürlüğünün uygulandığı gerçek bir demokraside, ben kendi adıma böyle bir çatışmanın olmayacağı kanaatindeyim. 

İnsanların dini inançları ve buna bağlı ibadet ve uygulamaları, dini çerçevede de başkalarına zarar vermemekle sınırlıdır.

Hiçbir dini kural, bir başka insana zarar veremez, vermesi de düşünülemez. 

İnsan ve toplum hayatında içiçe geçmiş, âdetler, gelenek ve göreneklerle, dinî kuralların birbirinden iyi ayırdedilmesi gerekir.

Toplumu ve bireyleri, neredeyse yazılı kurallardan daha çok etkileyen ve alışkanlık haline gelince de değiştirilmesi çok zor olan bu tür eylemlerin, artık günümüz şartlarında daha iyi tahlil edilmesi ve buna göre de önlemler alınması gerekir. 

Âdet, gelenek ve görenek olarak adlandırdığımız, yüzyıllar boyu nesilden nesile geçerek, toplumda sağlam bir bağ, ortak bir ruh meydana getiren sosyal değerlerin ortak noktası, o toplumun kültürüne kattığı artılarla ölçülür. 

Kötünün örnek alınması mümkün olmadığı gibi, insana acı çektiren  hiç bir kötülüğe, hangi dönemde ortaya çıkmış olursa olsun, yanlış ve zararlı hiçbir davranışa örf ve anane bağlamında bir değer yüklemek de mümkün değildir. 

Ülkemizde çok sık rastlanan “aile cinayetleri”nin,  “töre” adının arkasına sığınılarak devam ettirilmek istenen insanlık dışı bir davranıştan başka bir şey olmadığını bilmeliyiz. 

Örf ve âdetler, elbette bir toplumda büyüklerin davranışlarını görerek yetişen yeni nesillerin de aynı şeyleri tekrarlamasıyla oluşur.

Bu anlamda “töre”yi de yazısız bir ahlâk kuralı sayabiliriz. Ancak toplumu yönlendirmeye yönelik hiçbir kural, ahlâksızlığı ve suç teşkil edecek unsurları bünyesinde barındıramaz.   

İnsan düşüncesiyle de çelişen akıl ve mantık dışı uygulamaların, “töre” adıyla meşrulaştırılması gibi bir yöntem, belki kendisine bir savunma mekanizması arayan faillerin dayanağı ve sığınağı olabilir ama, ne diğer insanlar, ne toplum, ne yasalar ve ne de resmi kurum ve kuruluşlar tarafından benimsenemezler. 

Bu durumda bilerek, isteyerek ve planlanarak, yani ceza kanunumuzda taammüden adam öldürmek suçunun tarifine uygun olarak işlenen bir cinayetin ardında gazetelerde “töre cinayeti” ifadesinin kullanılmasını çok yanlış bulduğumu ifade etmek istiyorum ve bunu şiddetle kınıyorum. 

Yurdumuzun belli bölgelerinde yıllardan beri devam eden, 21. yüzyılın şartları karşısında bile varlığını ısrarla sürdüren bu cinayet mekanizmasını, o yörelerde muhafazakâr dindarların da çok olmasıyla bağlantı kurarak, neredeyse İslâm inancından kaynaklandığı gibi bir yanlışa düşen veya iftira atmaya yeltenenler iyi bilmelidirler ki, bırakın İslâmı, hiçbir dinin özünde, insan öldürmeyi meşru kılacak bir anlayış yoktur, olamaz da... 

Tamamen cehaletten, düşünmemekten, aklı ve mantığı çalıştırmamaktan, körü körüne başkalarının telkinine bağlı kalmaktan kaynaklanan bu korkunç yanlışın düzeltilmesi ve bir an önce hayatımızdan çıkarılması için, başta Basın-Medya olmak üzere hepimizin elbirliğiyle gayret göstermesi gerekmektedir. 

Yoksa uzun yıllar işlenen bu tür cinayetler devam eder, biz hiçbir şekilde buna engel olamadığımız gibi, “töre” deyip o cinayetlerin işlenmesine bilfiil iştirak etmiş oluruz. 

Gözü dönmüş katilleri ve onlar azmettirenleri hâlâ “töre” ambalajına sarıp koruyacak mıyız, yoksa insanlık dışı bu vahşete hepimiz kendi çapımızda “dur” diyecek miyiz?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ahmet Bey, güzel ve içerikli yazınızı okudum. Ülke olarak bu "Töre Cinayetleri" denilen kılıfa artık dur demeliyiz! Hangi ülke yasaları, bizimkiler kadar gelenek ve göreneklere çok verir? Adam gerekli cezayı görmüyor ki, yine bu suçu işliyor. Bir de şu var: Bizim yasalarımızdaki "Ammaaaa... Lakinnn... Fakaattt... Eğerrr..." sözcüklerini kaldırmadığımız sürece, herkes tarafından sulandırılmaya namzettirler ve öyle de oluyor. Hukukçu Vekillerimiz niye bunları gündeme getirmezler, o da ayrı bir sorun ya, neyse?Kaleminize ve yüreğinize sağlık... Sakin KOŞAR.

sakin koşar 
 03.01.2012 17:55
Cevap :
Denir ki, "ama, lakin, fakat diye başlayan cümle, kendinden önceki bütün hükümleri yok mertebesine düşürür. Gerçekten sizin de işaret ettiğiniz gibi, yasalarımızda "töre"ye atfen bir hayli esneklik sağlanmış. Tam tersine caydırıcı özellik taşıması için ağırlaştırıcı hükümler olması gerektiğini düşünüyorum. Ancak hukukçuların ve sosyologların en az bizim kadar bu konuya hassasiyetleri eğilmediklerini söylemek de istemiyorum. Kimbilir belki de bizim bilemeddiklerimizi onlar biliyorlar. Katkılarınız için teşekkür ediyor selam ve saygılar sunuyorum.  04.01.2012 16:45
 

Merhaba Öncelikle böyle bir konuyu ele aldığınız için teşekkürler ederim. Adına TÖRE denilen şeyin açılımını, ben kendi hukuk kurallarını koyarak insan öldürmek diye tanımlıyorum. Bu devirde hâlâ aynı şey devam ediyor; evet orada doğmadık, ne yaşadıklarını bilemeyiz belki ama bildiğim tek şey yapılanın vahşice olduğudur.Ve bu konunu üzerine fazlaca gidilmediğidir. Kaleminize sağlık Selamlar ile

SAHAFÇA 
 18.12.2011 14:28
 

Türkiye çok büyük bir coğrafya olmamsına rağmen her bir bölgesinin tarihsel geçmişinden gelen çok farklı kültür yapıları vardır, yaşamı algılayışları 'kültür düzeyleri' çok farklıdır. Bu nedenle kimin neyi hangi paradigmayla yaptığını algılamak dahi mümkün değildir. İşte çerçevede TÖRE denen mantığıda bizlerin anlaması mümkün değildir. Bizzat TÖRE kavramının tanımı da her bölgede farklıdır. Selamlar...

Kadri KANPAK 
 29.11.2011 10:13
Cevap :
Her bölgenin ve oralarda hakim olan her kültürün farklı anlayışa sahip olduğu konusuna katılıyorum. Bu bağlamda yapılanları tek bir kategoriye sokmanın zorluğunun da farkındayım. Aslında her olayın sübjektif yönleri hem farklıdır, hem de olayın meydana geliş sebebinde baskındır. bu yüzden her benzer olayı tek açıdan yorumlamak doğru sonuçlar vermez. Ancak yine de TÖRE kavramının bizim anlayamayacağımız kadar karmaşık olduğu görüşünüze katılmıyorum. Biz anlamasak da anlayanların anlatacaklarıyla bazı genel sonuçlara ulaşmak mümkündür. Bu şekilde temeline inilen sorunun da çareleri bir şekilde bir ölçüde de olsa bulunur. Töreyi "anlamamız mümkün değildir" şeklinde bir kutsamayla sembolleştirirsek, zaten onun önlemini almak da imkânsızlaşacaktır, alınacak önlemin etkisi de körelecektir. En soyut ve en ilâhi kuramsal yapı olan "din"lere karşı bile önlemler alınırken herhalde Töreyi, karşısında durulmaz bir güç olarak kabul edemeyiz. Katkılarınız için teşekkür eder selam ve saygılar sunarım  30.11.2011 15:26
 

Güldünya olayında olayın nasıl bu boyuta geldiğini anlamak lazım.Töre diye nitelendirmenin sadece cezadan indirim sağlamak amacıyla yapıldığı ve güneydoğuda töre cinayetlerinin diğer yörelere göre daha doğal bulunduğunu biliyoruz.Töre ya da din cinayeti mi emrediyor bunun doğru olduğuna inanmıyorum. Bu olayda intikam ve kızgınlık var. Bence bu konuların üzerinde dururken olayları bireysel olarak değerlendirmemiz gerekiyor. Bu cinayetler neden ?Selamlarımla

müge a. 
 23.11.2011 14:51
Cevap :
Yazının yazılmasına sebep belki Güldünya olayı oldu ama, konu tamamen ona özel ele alınmış değil. Sizin de belirttiğiniz gibi töreyi bir "ceza indirimi" ölçüsü birimi gibi kabullenemek yanlış. Sebepleri ve sonuçları üzerinde gerekli ve yeterli hukuki, sosoyal incelemeler yapıldıktan sonra, hem yasal uygulamalarda düzenlemeler yapılmalı hem de anlayışın değiştirilmesine ilişkin çalışmalar yapılmalıdır. Olayın din bağlantılı olarak algılanması ve böyle açıklanmaya çalışılmasıyla yapılan yanlışlığa da özellikle vurgu yapmak istedim. Çünkü meseleyi saptırmak çözümü engellediği gibi bizi çok farklı mecralara da sürekler. Katkılarınız için teşekkür eder selam ve saygılar sunarım.  30.11.2011 15:16
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 859
Toplam yorum
: 1414
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 945
Kayıt tarihi
: 21.06.06
 
 

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu, ekonomik..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster