Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Kasım '11

 
Kategori
Futbol
Okunma Sayısı
163
 

Bize inançlı ve yürekli 11 adam lâzım

Bize inançlı ve yürekli 11 adam lâzım
 

Keşke adımızı biz de finallere yazdırabilseydik...


Futbolda belirli kurallar var, biliyorum.

Kendini her zaman ispat etmiş güçlü takımlar olduğunu da kabul ediyorum.

Kadrosu, fizik gücü, kondüsyonu yetersiz olduğu için bazı takımların yenilgiye mahkûm olduğundan da haberim var.

Ancak her zaman “güçlü” takım galip gelir tezi de tutmuyor, güçsüz takım yenilir tezi de...

Eğer böyle olmasaydı Spor Toto ve iddia oyunlarında hekes kazançlı çıkardı.

*****

Lafı eveleyip gevelemeye gerek yok. Geçen akşam Hırvatistan’a 3-0 yenildiğimiz maçın rövanşında, nasıl bir netice alacağımıza ilişkin görüşlerimi aktarmak istiyorum.

Play-off kuralarında karşımıza Hırvatistan çıktığı zaman hepimizin aklına 2008 finallerindeki maç geldi.O zaman kazandık ya, yine kazanırız havasına yattı herkes...

Oysa milli takımımızın bugünkü durumu o zamana göre daha kötü. Zaten şike olayları yüzünden biraz tatsız tuzsuz bir futbol sezonu geçiriyoruz.Takımımızda iş bitirici yıldız futbolcular da yok...

Hırvatlar’sa İstanbul’a 2008’in intikamını almak için bilenmiş olarak geldiler.

Buradaki intikam kelimesi “ne olursa olsun bu maçı kazanmak ve neticeyi ikinci maça bırakmamak” azminin tam bir ifadesidir.

Nitekim daha 2. dakikada kalemizde yarattıkları tehlikeyi gole çevirerek hedeflerine ulaştılar, morali bozulan takımımıza iyi bir ders verip 3-0’lık çok net bir skorla sahadan galip ayrıldılar.

Hiddink yönetimindeki futbolcularımızda bu maçı kazanmak, kendi sahamızda Hırvatlar’a boyun eğmemek gibi bir milli hırs sezilemedi.

Maç sonrası içinden, “ulan burada bir terslik oldu ama, güle oynaya ülkelerine dönen Hırvatlar’ı biz de kendi sahalarında 4-0’lık sürpriz bir sonuçla yenip finallere gidebiliriz” diyen bir futbolcu var mıydı sizce?

Bence yoktu.

İşte bize şimdi, milli duyguları güçlü, kendini ne olursa olsun kazanmaya adamış, “maç, oynarsan her sahada kazanılır” diyebilecek 11 yürekli adam lazım.

Tabi bir de onlarla aynı inancı paylaşan, içi içine sığmayan, olduğu yerde duramayan bir milli takım hocası...

Futbol tarihinde 3-0’dan 4-3’e getirilmiş çok maç var. Fenerbahçe’nin Galatasaray ve Gaziantep karşısında aldığı galibiyetler hepimizin hafızasında.

Eskişehirspor, Beşiktaş, Kocaeli, İnter, Milan, Bordeaux gibi pek çok kulübün tarihlerinde de böyle zaferler var. 

Farzedelim ki devreyi 3-0 yenik bitirdik, ama kazanma azmi ve hırsıyla ikinci devre, sonucu lehimize çevirmek için sahaya çıkıyoruz.. Olamaz mı? Bal gibi de olur.

Destan yazılacaksa tam zamanıdır.

Ama bunun için başaracağına inanmış, Bülent Korkmaz gibi yarılmış kafasını sararak sahada fırtına gibi esecek, milli formanın içinde kendini böyle bir zafere adanmış hissedecek oyunculara ihtiyaç var.

Bu inanç belki 4-0’lık galibiyet getirip finallere kalmamıza yeterli olmayabilir. Ama sahada aslanlar gibi mücadele etmemize, bizim de Hırvatlar’ı kendi sahasında yenmemize, hatta galip bile gelemesek güzel oyunumuz ve etkili mücadelemizle gönüllerde taht kurmamıza sebep olabilir.

*****

Hemen belirtmeliyim ki, yazımın başında Hırvatlar’ın İstanbul’a 2008’in intikamını almaya geldiklerini söylerken, tamamen onların kendilerine olan güvenlerini ve kazanma odaklı inançlarını kastettim.

Yoksa sahada futbolun dışına çıkacak art niyetli hiçbir harekette bulunmadıklarını sizler de gördünüz.

Bizim insanımız maalesef kaybetmeyi içine sindiremez. 2006 Dünya Kupası’nda 0-2 ve 4-2’lik sonuçlarla  İsviçre’ye elendiğimiz Play-off müsabakasını hatırlarsanız, soyunma odasına giden futbolculara tekme tokat girişmiştik.

Sahada topa doğru dürüst vurup kaleye gönderemeyenler, futbolcuların popolarına şut atmayı tercih etmişlerdi. Bu yüzden ceza da almıştık hatırlayacaksınız.  

Umarım bu maçın sonunda sahadan boynu bükük ayrılırken, hislerine hakim olamayanların yaratacağı böyle çirkin görüntüler olmaz.

Bunlar henüz “uygar” bir “millet” olamayışımızın sonuçları.

Arena’da futbolcularımızı yuhalayan, ıslıklayan, moral vereceği yerde dengesini bozan seyircilerin hastalığı da bundan farklı bir şey değil.

İnsan kendini yuhalar mı?

Milli takım demek, sen demek, ben demek, biz demek...

Ne olursa olsun, iyi günde de kötü günde de kendimize sahip çıkıp insanlığımızdan ödün vermemeliyiz.

*****

Başarının temel şartlarından biri kendine güvenmektir. Ancak bu güven, “ben kendime güveniyorum” diye telkin ederek olmaz. Bu güveni arka planda destekleyen, bilgi vardır, birikim vardır, kültür vardır, taktik vardır, inanç vardır, hırs vardır.

Matematiksel olarak, “adamlar bizi İstanbul’da 3-0 yendiğine göre, orada 5-0 da yenilsek normal sayılır” diye hesap yapan bir teknik kadro ve bunun üstüne yatmayı düşünen oyuncularla elbette zafer de kazanılmaz, destan da yazılmaz, mucize de yaratılmaz. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Başarıya ve paraya doymuş, avrupai profildeki çalıştırıcıların başarısızlığına neredeyse destan yazılacak ama TFF nedense yanlışta tekrardan vazgeçmiyor. Beni favorim sessiz başarı Abdullah AVCI'dır. Selamlar saygılar...

Kadri KANPAK 
 15.11.2011 7:49
Cevap :
Ben başarının primlendirilmesinden yanayım. Tabii başarı sonrası... Başarırsan.. veririm şartlı seçeneği de bana ters geliyor. Bir nevi rüşvet gibi... Başarma gücü ve azmi olan zaten başarır. Fazla parayla daha fazla başarı demek, normal şartlarda o kişinin bütün eforunu sarfetmememsi demek değil mi? Neyse umarım Abdullah Avcı veya bir başkasıyla yepyeni bir dönem başlar da bu gereksiz tartışmalardan da kurtuluruz. Katkılarınız için teşekkür ederim. Selam ve saygılarımla...  15.11.2011 15:48
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 859
Toplam yorum
: 1414
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 946
Kayıt tarihi
: 21.06.06
 
 

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu, ekonomik..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster