Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Kasım '07

 
Kategori
Aşk - Evlilik
Okunma Sayısı
10775
 

Vicdan azabı!

İçindeki her şeyi ona anlatmalıydı. Her şeyi itiraf ettiği takdirde ancak bu acıdan, azaptan kurtulabileceğini düşünüyordu.

Bu yüzden her seferinde yaptığı gibi odasının bir köşesinde duran masaya oturdu ve masanın üzerinde duran mektup kağıdı blokundan bir tane koparıp, yazmaya başladı..

Ablacım, sana bu mektubu yazmak için inan ki çok düşündüm, hatta daha önce de defalarca yazdım, ama gönderemedim. Bir şey beni tuttu. Ya da cesaret edemedim. Fakat içimdeki vicdan azabı beni öylesine rahatsız ediyor ki, beynimi, ruhumu kemiriyor. Bundan, ancak sana her şeyi anlatarak, itiraf ederek kurtulabileceğime inanıyorum.

Biliyorum, bunları okuyunca benden nefret edeceksin, belki ömür boyu yüzüme bakmayacaksın, ama inan ki her ne yaparsan yap, her ne söylersen söyle, çektiğim vicdan azabından daha büyük etki yaratamayacaktır. Umarım bir gün gelir beni anlarsın.

Ablacığım, her şeye en baştan başlamak istiyorum, sanırım o zaman söyleyeceklerimi sen de daha iyi anlayacak, neyin nasıl bu günlere geldiğini göreceksin. Hoş, senin daha hiçbir şeyden haberin yok ya. Nereden nereye geldiğini nasıl bileceksin ki..

Neyse yine saçma sapan şeyler yazmaya başlamadan ben başa döneyim. Umarım bu yazdıklarımı sana gönderme cesaretini bu sefer bulabilirim.

Aslında her şey, senin eniştemle nişanlanmandan sonra başladı. Önceleri biliyorsun ki sen de ona karşı yabancı gibiydin, birbirinize de zor alıştınız. Ama nişanlılık dönemi uzayınca, siz de daha samimi ve yakın hisler içine girdiniz. Zamanla el ele, sonra da sarmaş dolaş gezmeye başladınız. Bu samimiyetiniz benim de hoşuma gidiyordu. Ablamın sevdiği biriyle evleneceğini düşünüp, ben de seni örnek alıyordum. Ama evlenme tarihi geciktikçe, sizin birbirinize karşı davranışlarınız da samimiyetin ilerisine taşınmaya başladı. Artık devamlı evde yalnız kalmaya çalışıyor, hatta annemle, babamın evde olmadığı günleri takip edip, senin odana kapanıyordunuz. Bense kendi odamda hep ders çalışıyordum. Daha lise öğrencisiydim. Pembe hayallerim vardı.

Zaman geçtikçe sizin odaya kapanmanız dikkat çekici bir şekilde sıklaşır olmuştu. Hatta bir keresinde sizi öpüşürken gördüm, fakat görmezlikten geldim. Eniştemin sana, senin enişteme karşı hitap şekliniz de değişmişti.

Bir gün yine evde sadece ben ve siz varken, sen eniştemle odaya kapanınca, merak ettim ve sizi kapının anahtar deliğinden gözledim. Keşke yapmasaydım, gerçekten sonradan çok pişman oldum ama gençlik işte, herhalde şeytan dürttü beni.

Ben, belki yine öpüşüyordunuz diye tahmin ediyordum ama anahtar deliğinden gördüklerim beni şaşkına çevirmişti. Çılgınca sevişiyordunuz.. O an ne yapacağımı şaşırdım. Ya biri gelseydi. Annemle, babam şehir dışındaydı ama bir misafir gelebilirdi. Çok korkmuştum. Pencere önüne oturup, dışarıyı seyrettim, tanıdık biri geliyor mu acaba diye.

Ama gözümün önünde hep siz vardınız, sevişiyordunuz.. Sonra siz hiçbir şey olmamış gibi çıktınız, ben de odama gittim. Ama o gün hiç ders çalışamadım. Devamlı sizi düşündüm. Hayatımda ilk kez iki insanın sevişmesine tanık olmuştum. Ve bir erkeği ilk kez öyle çıplak görmüştüm..

Evet ablacım, ben o gün röntgencilik yapmış, sizi izlemiştim.

Sonraları, siz evdeyken, ben evde olmamaya çalıştım. Çünkü, yine kendime hakim olamayıp, sizi izlemekten korkuyordum. Ama nereye gitsem, ne yapsam gözümün önünde siz vardınız, sevişiyordunuz.

Fazla bir zaman geçmedi zaten, siz evlendiniz, kendi eviniz oldu. Artık rahatça birlikte olabilecektiniz, eniştemle. Ama ben, anahtar deliğinden gördüğüm o görüntüyü hiç unutamadım. Sen evden ayrılınca, senin yatağında ben yatmaya başlamıştım. İşte ondan sonra oldu ne olduysa. Duygularım, düşüncelerim alt üst oldu. Ne yaptığımı bilmez hale geldim. Kendimi tanıyamıyordum. Önceleri senin yerine kendimi koydum. Evet senin yerine kendimi koydum ve eniştemle seviştiğimizi hayal ettim. Sen sanki benim ablam değildin, yabancı biri, hatta benim rakibimdim. Tıpkı anahtar deliğinden gördüğüm gibi çılgınca sevişiyordum eniştemle. Ama rahatladıktan sonra içimi öyle bir sızı, öyle bir vicdan azabı kaplıyordu ki saatlerce ağlıyordum bazen.

Ben, eniştemle sevişiyordum ve bunu kimse bilmiyordu. Siz, bize misafir geldiğiniz de ikinizin de yüzüne bakamıyordum, utanıyordum. Sanki sen, gözlerime bakınca her şeyi anlayacakmışsın gibi oluyordum.

Hayalimdeki sahneler daha sonraları rüyalarımda canlanmaya başladı. Sanki gerçek gibiydi. Devamlı eniştemle birlikte oluyordum.

Böyle kendi içimde yaşadıklarımla kıvranıp durmam canımı çok acıtıyordu. Ama asıl sorun liseyi bitirdiğim yıl sizin başka bir şehre taşınmanızla başladı. Artık uzaktaydınız ve sen oraya adapte olamıyordun. Bu yüzden benim size gelmemi istemiştin. Sana arkadaş, yoldaş olmamı istiyordun. Şehir değiştirmeniz, sanki eniştemle de aranızda bir görünmez duvar örmüştü. İşte size geldiğim o yaz hayatımın dönüm noktası oldu benim için.

Hatırlar mısın bilmiyorum, sen yeğenim Esra’yla ilgilendiğin için haftalık alışverişleri eniştemle ikimiz yapıyorduk. Onunla çarşı-pazar geziyor, yorulunca da bir çay bahçesinde oturup çay içiyor, dinleniyorduk. Ama pek fazla bir şey konuşmuyorduk. O ne düşünüyordu bilmiyordum ama ben onun yüzüne bakınca hep hayallerim, rüyalarım aklıma geliyordu, utanıyor, gözlerimi kaçırıyordum.

Bir gün nasıl oldu bilmiyorum ama yan yana yürürken el ele tutuştuğumuzu fark ettim. Nasıl odu gerçekten bilmiyorum. Ama o da, ben de tuttuğumuz eli bırakmak istemiyorduk. Ben ne yaptığımı, neden yaptığımı, tuttuğum elin, eniştemin eli olduğunu düşünecek halde değildim. İçimde fırtınalar kopuyordu. Yüreğim ağzımda, yürürken bacaklarım titriyordu heyecandan ama o eli bırakmak gelmiyordu içimden, bırakamıyordum.

Sonraki alışveriş günlerinde de hep böyle oldu, aceleyle alacaklarımızı aldık, sonra el ele yürüyerek her zamanki parka gittik. Eniştem, elini omzuma atıp, saçlarımı okşayınca heyecandan kalbim yerinden fırlayacakmış gibi oluyordu. Ama hiç konuşmuyorduk. Ne eniştemin ne de benim dudaklarımdan tek kelime çıkmıyordu. Sanki konuşursak birbirimizin kim olduğunu hatırlayacak, utanacaktık.

Bir ay böyle geçti. Sen hiçbir şeyin farkında değildin. Zaten eniştemle de pek fazla konuşmuyordun artık. Sadece yeğenimle ilgileniyordun. İkinizin de yüzü asıktı genelde. Ben bunu sanki benim yüzümden oluyor diye düşünmeye başlamıştım. Aranıza girmiş gibi olmuştum. Bu yüzden kaç kez eve dönmek istediğimi söyledim ama ne sen, ne de eniştem kabul etti, beni bırakmadınız, benim, evinize can verdiğimi, ben olmazsam bunalıma gireceğini söyledin bana. Kalmak zorunda bıraktın beni. Ama keşke böyle yapmasaydın.

Bir gün parkta yine aynı şekilde otururken enişten öptü beni. Tıpkı seni öptüğü gibi öptü. O an sizi anahtar deliğinden izlediğim günü hatırladım. Zaten o görüntü beynime kazınmıştı. Hep hayallerimde, rüyalarımda öptüğüm adam beni öpmüştü. Bir tuhaf olmuştum. İçimde fırtınalar kopuyordu.

Bu öpmeler daha sonraki günlerde evde de devam etti. Tedirgindim, korkuyordum, tıpkı sizi izlediğim o gün duyduğum korkuyu duyuyordum ama kendime engel olamıyordum.

Enişteme duyduğum neydi bilmiyorum? Sevgi miydi, aşk mıydı, bir erkeği arzulamak mıydı? Hiç bilmiyorum...

Bildiğim tek şey, anahtar deliğinden gördüğüm, beynimin kıvrımları arasına gizlenen, ruhumda fırtınalar koparan o görüntüyü canlı olarak yaşama isteğiydi.

Kendime hakim olamıyordum.

Eniştem hiçbir şey söylemiyordu. O da sanki ruh gibiydi. Sadece ellerimi sıkı sıkı tutuyor, gözlerime bakıyor ve derin derin düşünüyordu.

İçinden neler geçirdiğini hiçbir zaman öğrenemedim. Belki o da, benim gibi vicdan azabı çekiyordu, belki sana ihanet etmek istemiyordu ama yapamıyordu. Her defasında yine yalnız kalıyor, yine birbirimize sarılıyorduk.

Sonunda beni hepten yıkan şey de oldu. O gün sabaha kadar ağladım.

Sen yeğenimi doktora götürmüştün. Tahlilleri vardı, geç gelecektin. Eniştemin de evde çalışması gerekiyordu. Şeytan dürttü bizi. Çılgınlar gibi seviştik, birbirimizin olduk. O gün ve ondan sonra ki günlerde de. Sen ne zaman hastaneye gidecek olsan, eniştemin evde çalışması oluyordu. Biz sanki çıldırmıştık. İkimizde ne yaptığımızı bilmiyorduk. Belki de deli olmuştuk.

Seviştiğimiz günden bir sonraki sevişmemize kadar pek fazla bir araya gelmemeye devam ediyorduk. Zaten evdeki konuşmalarımızda azalmıştı. Üç kişiydik ama üçümüz de ayrı dünyalarda yaşıyorduk. Sen bunları nasıl fark etmedin hala anlayamıyorum. Hem yabancı bir kente taşınmış olmak, hem çocuk ve de eniştemle aranızda yaşanan kopukluklar, seni bunalıma sokmuştu galiba, evde varlığınla yokluğun aynıydı.

Babamın hastalanması, o adını koyamadığım günlerin sonunu getirmişti. Eniştem çalışması gerektiği için evde kaldı, biz seninle yeğenimi de alıp, babamlara gelmiştik. Sen de rahatlamıştın biraz.

Ama babam ağır hastaydı. Ve biliyorsun ki onu çok kısa sürede kaybettik Bu yüzden sen de evine dönemedin. Bense zaten bitmiş bir haldeydim. Ne yaptığımı, ne ettiğimi bilmez olmuştum. Bir yandan eniştemle geçen günlerin sarhoşluğu, diğer yandan çektiğim vicdan azabı.. Ve sonu gelmeyen hayallerim, bitmek tükenmek bilmeyen rüyalarım…

Artık size tekrar gelemezdim. Eniştemle aynı şekilde devam edemezdim. Ruhum, beynim her şeyim karmakarışık olmuştu.

İşte bu yüzden beni ilk isteyen kişiyle evlenmeyi kabul ettim. Yoksa biliyorsun ki ideallerim vardı. Üniversite okuyup, meslek sahibi olacak ve sevdiğim bir adamla evlenecektim. Hepsini kaybetmiştim.

Ama hayallerim beni hiç bırakmadı. Beynimin kıvrımları arasına gizlenen o görüntü hep gözlerimin önünde oldu. Kocamla aynı yatakta yatarken, sevişirken hep eniştemin yüzü geliyordu gözümün önüne. Bu yüzden kocamın yüzüne bakmıyordum. Çünkü gördüğüm yüzle, görmek istediğim yüz aynı değildi. Sevişmemiz bittikten sonra da gözlerimi açmadan hemen banyoya koşuyordum. Ağlamalarıma hiçbir anlam veremiyordu kocam.

Ona ne söyleyebilirdim ki?

Üç yıl boyunca yaşadığım evlilik değildi. Ben o evde kendi kendime işkence ettim. Beynime kazınan eniştemin görüntülerinden kurtulamadım. Yalnız kaldığım zamanlar her şey bir film şeridi gibi geçiyordu gözümün önünden. Anahtar deliğinden sizi izlemem, sevişmeleriniz, sonra bizim el ele dolaşmamız, öpüşmelerimiz ve sevişmelerimiz. Kocamla geçirdiğim anları unutmak istediğim için hiç anımsamıyordum, çünkü çok acı veriyordu bana.

Ben, bu yüzden ayrıldım kocamdan. Bu yüzden döndüm annemin yanına. Artık acı çekmek istemiyorum. Sana da her şeyi itiraf ederek, belki vicdanımı rahatlatacağım, ama biliyorum ki seni yıkmış olacağım. Lütfen anla beni. Ve hiç üzülme.

Bu yaşananlarda kimin suçlu, kimin hatalı olduğunu da bilmiyorum. Bildiğim tek şey varsa benim hayallerimin esiri olduğumdur..

Bu mektubu sen okuduğun anda belki ben sonsuza kadar aranızdan ayrılmış olacağım.

Seni çok sevdiğimi hiç unutma.

Kardeşin…”

Orta yaşlardaki kadın, yazdığı mektubu katlayıp, bir zarfa koydu, zarfın üzerine ablasının adını yazdı ve zarfın yapıştırıcı olan kısmını diliyle ıslatıp, kapattı. Sonra kütüphanesinin alt bölmesini açtı, küçük bir sandık çıkardı ve boynunda kolye olarak taktığı anahtarıyla kilidini açıp, mektubu sandıktaki diğer mektupların üzerine bıraktı.

Öteki zarfların üzerinde de hep ablasının adı yazılıydı….

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 121
Toplam yorum
: 246
Toplam mesaj
: 75
Ort. okunma sayısı
: 1412
Kayıt tarihi
: 23.08.07
 
 

Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Bölümü mezunuyum. 28 yıllık g..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster