Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Şubat '16

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
203
 

Yaşadıklarımız ve sevgiden yoksunluk...

Yaşadıklarımız ve sevgiden yoksunluk...
 

Sanki devamlı bölünmüş olmaya mahkum edilmiş, nereye gitmesi gerektiğini hiçbir zaman bimeyen bir ülke gibi Türkiye.

Umberto ECO

İçimizde, hemen yanıbaşımızda olup bitene sırt dönerek, yaşananlara dair bir yargıya varmadan yaşamak mümkün müdür? Günlerdir içimizi bir sinsi kurt gibi kemiren bu soruya vereceğimiz bir cevap olmalı. Eğer bu soruya verecek bir cevabınız yoksa, daha doğrusu böyle bir sorununuz yoksa zaten vurdumduymaz bir savrulmada rahatınız yerinde demektir.

Kim başlattı bu alçakça savaşı. Aylardır olup bitenler karşısında zamanında içini dökemeyenler, kanlarını döküyorlar şimdi. Geri kalanı her gün devam edegelen, sonlanmayan ölümler karşısında kısıldıkları ""boğuntu hücreleri "nde çaresizliklerinin ve isyanın gözyaşlarını. Güneydoğu'nun kent ve kasabalarında kazılan hendekler aslında insanlığımızda kazılı olan derin uçurumlardır şimdi. Yanıp yıkılan yerler, yakılan harap olan okullar, camiler, kiliseler ve sönen hayatlar. Aylardır bir zalim göçü yaşayan insanlar, ne acıdır ellerinde beyaz bayraklarla hastasını götürebilmek için sokağa çıkanlar, okullarına gidemeyen çocuklar, dükkanlarını açamayan esnaf, açılmayan kepenkler, ışığı yanmayan evler. " Teknik arıza sonucu " olduğu ileri sürülen sivil ölümleri, sivil çoluk çocuk can kayıpları...Bir ürkütücü fatura ki duruyor orta yerde; kimsenin ödemeyi üstlenmediği.

Yanıp yıkılan Sur'u "Toledo yapacağız" söylemi, Dünya Kültür Mirası Sur'u koruyamadıktan sonra havada asılı bir söylem gibi duruyor. Ya her gün sayıları gittikçe artan ve bir türlü sonlanmayan şehitlerin acısını, giderek daha büyük boy albayraklarımızla gizlemeye çalıştığımız yoksul evleri, onları ne yapacağız? Babasının küçük elinin içindeki sıcaklığı çoktan soğumuş çocukların, eşini kaybetmiş genç bir kadının gözlerindeki yıkılmış yaşam tutkusunun, evinin tek direği oğlunu toprağa vermiş yaşlı bir çiftin zaten kırık kaderini kim yerine koyabilir. Her gün ülkenin dört bir yanında büyük kalabalıklarla yapılan cenaze törenlerinde mi cevap verilecek bu sorulara. Ya da nerede, gerekli cevabı kimler ve nasıl verecek.

Tekrarlanan seçimlerde açılanlar seçim sandıkları değil, Pandora'nın Kutusu muydu yoksa. Nasıl ve neden oldu çözüm süreci, dilinden barışı düşürmeyenler yüzünden mi bir kanlı sürece dönüştü. Nasıl?..

Gerçeğin aynalarındaki asıl yansımalarını göremeyenlerin, kendilerini gördükleri ve topluma tuttukları sanal dev aynaları kırılmış, tuz buz olmuştur şimdi. Barış bir hak etme meselesidir. Kendi içlerinde barışı yaşatamayanlar topluma barışı sunamazlar. Barış için önce insan olmak gerek. Yaşamdır artık şimdi bir güvercin tedirginliğin de olan. Yaralı ve uzak olan umut...

Yitip giden her canda, yanıp yıkılan, önüne bayrak asılan her evde aslında yitip giden sevgidir. Ve korkaklardır barışı bozan, içinde sevginin kırıntısı olmayanlar...

Akın Yazıcı

22 Şubat 2016/İzmit

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ben de çok korkuyorum bu sevgisiz ve barışsız ortamda yaşamaktan. Bazen içimdeki korkuyu dışa vuruyorum bazen de yazılarıma döküyorum. Bu sefer daha çok korkuyorum.Şimdi ağlamamak için zor tutuyorum kendimi korkumdan. Saygılarımla

GOKOYA 
 29.02.2016 12:50
Cevap :
Gerçekten gelecek için umutlarımızı kemiren korkutucu olaylar sarmalındayız. Umudu korumak lazım gene de. Bu iyilikle kötülüğün savaşımıdır. Sonunda iyilik kazanacaktır. Er veya geç... Selam ve sevgilerimle...  29.02.2016 13:26
 

... (yorumun devamı) yeni bir paradigma ile çağdaş, modern ve bilimsel yapılar kuvvetlendirilip genç kuşaklar buna uygun olarak yetiştirilmedikçe maalesef bu kaos sürüp gidecek gibi görünmekte... Yurtsever, toplumsal duyarlılığı yüksek, hassas kaleminize saygımla...

Ersin Kabaoglu 
 24.02.2016 15:55
Cevap :
İçinde yaşayageldiğimiz, tanığı olduğumuz son yılların tarihsel bir akışı olan gerçekçi yorumunuza ne eklenebilir ki... Daha öncesine gidersek,1.nci Dünya Savaşı, Balkan Savaşı ve Osmanlının gerileme dönemindeki uluslar arası gelişmeler, sıcak denizlere inmek, İstanbul-Bağdat demiryolu ve 2.nci dünya savaşı sonu okyanus ötesi kabaran ve hiç eksilmeyen küresel emperyalizmin ortadoğu coğrafyası ve dolayısıyla ülkemizin etkilenmesi paralelinde hiç rahat yüzü göstermeyen gelişmeler. Aslında acı olanı son yılların iktidar sahiplerinin bunu görmeyişleri ve gerçek olmayan gaza getirmelerle gerçek dışına savrulup ne olduklarını görmeksizin alet oluşları ve içimizdeki kahredici sessizlik ve vurdumduymazlık... Saygı ve selamlarımla...   25.02.2016 12:02
 

Son 45 yılın siyasi tarihsel öyküsünü bilmeden müteveffa Eco'nun bu sorusunu yanıtlamak zor! 70'li yılların başında ASALA terörü vardı. Hariciye teşkilatımıza nice kurbanlar verdirdi. 1980 öncesi sağ ve sol birbirini ölümüne kırdı geçirdi! Gün oldu sayısı 10'dan çok ölüm yaşanır oldu. Bir çok düşünür ve bilim adamına, sanatçılara saldırıldı, Birçoğu da öldürüldü. Yabancı istihbarat örgütleri her iki grup arasında da etkindiler. Kışkırtmalar had safhadaydı. Sonra 12 Eylül askeri darbesi yaptırıldı. Sol ve sağın önde gelen unsurları tırpanlandı. Cezaevlerinde işkenceler yapıldı. Yapılan baskı ve zulümlerin bugünlere yansıyan sonuçları doğdu. Oysa dinci kesimlere hemen hemen hiç dokunulmadı; bununla da iktidarları yönlendirecek kadar din esaslı örgütlenmeler ortaya çıktı. İkisi de dış güçlerin elli-yüz yıllık planları gereğiydi ve Ortadoğu gibi yeniden dizayn etme amacını güdüyordu. Dünya genelinde sol alternatifin çökmesi de genel bir hayal kırıklığı yarattı. Görünen o ki; yeni bir...

Ersin Kabaoglu 
 24.02.2016 15:52
 

Zeka ve vicdan yerine kurnazlık ve egonun hükmettiği bir siyasetin zulmünde ülkemiz. İki kıskaç arasında nereye gideceğini şaşırmış insan kalabalığı birbirini ezmekte. Ve hep gariban gözyaşı eksik olmayan,üzüm gibi ezildikçe ezilen.Yine de gariptir çoğunluğu, onları ezen kıskaçları kanları ve canlarıyla güçlendirirler.Doğuda ya da batıda zulüm gören ne dindir,ne de milliyet bunların uğruna kullanılan halktır.Belirttiğiniz gibi gariban ya da kendi halinde olanların başına düşer ateş. Halk ayılıp bu iki kıskacın arasından sıyrılmadıkça Türk Kürt o bu fark etmez bitmez en altta ve ortada ezilenlerin felaketi.Kaptan virajları özellikle çok sert dönüyor yolcular alabora kalan sağlar bizimdir diyor. Hocam dinmiyor içimizin isyanı.Bir değil on türlü yüz türlü sorunumuz var,birbirine çark olmuş. Yana yana çıkarız bir gün aydınlığa. Sağlıcakla kalın.

devrimce 
 24.02.2016 2:10
Cevap :
Ne güzel özetlemişsiniz olup biteni. Aslında olanlar evrensel değerler ve bilim yolu ile elde edilebilecekleri, bunları bir diğer yoldan elde edebileceklerini sananların yanılsamalarıdır. Olan ülkeye ve geri dönüşümsüz yerine konamaz (can) kayıplara oluyor.Selam ve sevgilerimle.İyi günler...  25.02.2016 12:06
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 184
Toplam yorum
: 432
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 376
Kayıt tarihi
: 07.05.14
 
 

1965 Ankara Üniversitesi Tıp fakültesinden asker hekim olarak mezun oldum. Gülhane Askeri Tıp Aka..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster