Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Nisan '13

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
387
 

Yasama ve yürütme birliği sorunsalının yansıması: Sayıştay denetiminin istenmemesi

Yasama ve yürütme birliği sorunsalının yansıması: Sayıştay denetiminin istenmemesi
 

Kuvvetler ayrılığı demokrasi ve hukuk devletinin teminatıdır.


Ülkemizde uzun yıllar devam eden koalisyon hükümetleri sonrasında 2002 yılından iktidaren ülkemiz tek parti tarafından yönetilmektedir. Tek partinin iktidar olmasının karar alma süreçlerini hızlandırması ve yönetime istikrar getirmesi anlamında çok faydalı olduğu ve özellikle 1. ve 2. Ak Parti hükümetleri döneminde gelen istikrarlı büyüme ve kalkınma yadsınamaz. Bununla birlikte özellikle 3. Ak parti hükümeti dönemi uygulamalarında devletin parti devletine dönüştüğü; yürütmenin yasamanın da yetki alanına tamamen egemen olduğu ve uygulamada yasamanın sona erdiği açıkça görülmektedir.

Parlementer demokratik ülkelerde olması gerektiği gibi meclisin halkın istediği vekilleri seçerek meclise göndermesi ve halkı temsil etmeye haiz vekillerin YASAMAyı oluşturması; en çok oyu alan siyasi partinin de YÜRÜTMEyi oluşturması gerekirken; ülkemizde yasama ve yürütmenin üyelerinin parti başkanları tarafından seçilmesi ve bu üyelerin tamamen parti başkanına biat etmesi sonucunda   demokratik gibi gözüken sistemimiz demokratik olamaktan çok uzaktır, hatta gizli bir monarşidir.

1961 ve 1982 Anayasaları her ne kadar halkın istediği sonucu gelen demokratik anayasalar olmasalar da devlet yönetiminde kuvvetler ayrılığı mekanizmasının yasama, yürütme ve yargı erklerine dahil olmayan kurucu iktidarlar tarafından belirlenmesinin bazı avantajları olacağı ve dengenin sağlanmasının amaçlandığı da göz ardı edilmemelidir.Aynı şekilde Avrupa birliği düzenlemeleri ve çağdaş demokratik birliklerle olan yakın ilişkilerde devlet yönetimin çağdaş bir sisteme oturmasının sağlanmasına katkıda bulunmaktadır.

Ülkemizde hükümetin Avrupa Birliği hedefininin önemini kaybetmesi ve yasamayı işlevsiz (iradesiz) hale getirmesi sonucunda ülkemiz gitgide monarşi-oligarşi yönetimine (tek kişi yada bir grubun yönetimine) doğru hızla gitmektedir.

Demokratik yönetimlerde çeşitli araçlarla hükümet denetlenmekte ve yetkisini aşarak anti demokratik bir sisteme kayması engellenmeye çalışılmıştır. Bu araçlardan en önemlisi kuşkusuz yasamadır, hükümet yasamanın çıkaracağı yasalar çerçevesinde ülkeyi yönetecektir ve yaptığı icraatların hesabını da yasama organına verecektir, malesef ülkemizde daha önce de bahsettiğim gibi yasama organı tamamen hükümetin güdümünde olduğu için hükümeti denetleme ve hesap sorma işlevini yitirmiştir. 

Hükümeti denetleyebilecek başka bir vasıta ise Sayıştay'dır; halkın kaynaklarını halk adına denetleyen bağımsız bir denetim organı olan Sayıştay, kendisini gerektiği gibi halka ve kamuoyuna anlatamamış önemli bir anayasal denetim organıdır ve diğer ülke uygulamalarına da bakıldığında Sayıştaylar hükümetlerin hesap vermesi ve yaptığı işlemlerin daha doğru yapılması noktasında önemli bir rehberlik görevi olan kurumlardır. Özellikle son yıllarda Avrupa Birliği ve diğer demoratik ülke uygulamaları doğrultusunda istenilen çağdaş  noktaya gelen Sayıştay denetimi ve yargısı, meclise ulaşmasa bile hazırladığı raporları aracılığıyla hükümetin yaptırdığı bazı işlemlerin hatalı olduğunu gösterek kamuoyunu kaynaklarının yanlış kullandığını göstererek Yasama için halk için yapması gereken görevini yerine getirmiştir. Yaptığı işlerle ilgili hesap vermeyi ve denetlenmeyi sevmeyen son Ak Parti hükümeti iktidarı için tehdit olarak gördüğü Sayıştay denetimini de çıkaracağı yeni kanunla etkisizleştirerek iktidarını sorgulanamaz bir hale getirmekte oldukça kararlı olduğu anlaşılmaktadır. Normal şartlarda yasama organı Sayıştayların denetim güçlerini arttırarak yasamanın eline yürütmenin denetimi ve bütçe hakkkının sağlanması için daha çok araç elde etmek istemesi gerekirken, bizim meclisimiz kendi verdiği kanun teklifiyle kendi yetkisini sınırlandırmaktadırki buda daha önce bahsettiğim yürütmenin yasamanın güdümüne tam olarak girdiği iddiamı da desteklemektedir.

Daha önce aynı girişim Anayasa Mahkemesi tarafından demokratik olmadığı, uluslararsı uygulamalara aykırı olduğu  ve yasama adına Sayıştayın denetiminin olmazsa olmaz olduğu gerekçesiyle iptal edilmiş olmasına rağmen iktidar tekrar tekrar kendi önünde engel olarak gördüğü Sayıştayı pasifize etmek için kanunlar çıkarmaya devam etmektedir.

Sayıştay görüşü alınmaksızın verilen  teklif ile; Anayasa hükümleri, uluslararası standartlar, ülke ve dünya uygulamaları dikkate alınmaksızın,

1- Sayıştay yargısı güçlendirilmemekte aksine mevcut yapısı;  karmaşık, gereksiz ve yararsız uygulamalarla daha ağır işleyen, görev ve yetki dengeleri alt üst edilmiş bir hale getirilmektedir.

Geçerli bir ihtiyaç veyahut Sayıştay’ın talebi olmaksızın, ülkemizde ve dünyada örneği bulunmayan bir savcılık işlevi getirilmekte, Anayasa’ya aykırı bir şekilde Sayıştay denetimi ve yargısı savcılar ve başsavcıya tabi kılınmaktadır.

2-Rapor düzenleme yetkileri Rapor Değerlendirme Kurulu ve savcılara paylaştırılarak ellerinden alınan denetçilerin bağımsızlıkları kaldırılmakta, TBMM adına yürütülen denetim fiilen işlemez  hale getirilmektedir.

3- TBMM’ye  ve kamuoyuna yapılan denetimler sonucu raporlar  sunulması  engellenerek Sayıştay’ın varlık nedeni  ortadan kaldırılmaktadır.

TBMM bütçe hakkını kurumlar bazında kullanır, bütçe ve kesin hesap her kurum için ayrı düzenlenir. Ancak uygulama ile kurum bazında raporların ve performans denetimi raporlarının TBMM’ye gönderilmesine son verilmektedir.

4-   Denetim raporlarının TBMM’ye sunulmaması ile kamu idare ve yöneticilerinin hesap verme sorumluluğu ortadan kaldırılmaktadır.

5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu her kurumun üst yöneticisinin TBMM’ye hesap vermeye zorunlu olduğunu söylemektedir. Ancak denetlenen kurum raporlarının TBMM’ne gönderilmesine ve görüşme konusu yapılmasına son verilmesi ile  üst yöneticileri kullandıkları kamu kaynaklarına ilişkin olarak doğrudan “sorumsuz” hale getirmektedir. Böylece TBMM’ye sunulmayacak denetim raporlarının düzenlenme gerekçeleri de ortadan kaldırılmış olacaktır. Zira bu raporların kamuoyuna açıklanması da ortadan kaldırılmaktadır. Sayıştay denetçileri üst yöneticiler adına değil TBMM adına denetim yaparlar bunların raporlarını sadece üst yöneticiye göndermesi Anayasaya aykırıdır.

5- Denetçilik ve üyelik için gerekli liyakat koşulları ortadan kaldırılarak kurumun amacına uygun görev yapma kabiliyeti yok edilmektedir.

Sayıştay denetçiliğine başka kamu görevlerinden ya da akademisyenlerden doğrudan atama yapılması,   Sayıştay üyeliğinde Sayıştay denetçilerinin kontenjanlarının kaldırılması sonucu bu görevlerin gerektirdiği ehliyet ve liyakat sistemi alt üst edilmektedir.

Tüm bu olumsuzluklar ile demokrasi ve kamu yararı ağır biçimde zedelenmekte, kamu kaynaklarının korunması bir yana bunların ne durumda olduğuna ilişkin bilgi sahibi olunması dahi engellenmektedir.

Teklif  bu yönleriyle ciddi şekilde açık Anayasaya aykırılıklar içermektedir.

Bu nedenle TBMM’ne sunulan Sayıştay Kanun teklifinin yasalaşması halinde demokrasimiz ve milletimizin refahı için telafisi güç zararların doğacağı kesindir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 6
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 4900
Kayıt tarihi
: 30.08.10
 
 

  İktisat alanındaki lisans, işletme alanında yüksek lisansımı tamamladım. Bir kamu kurum..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster