Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Ekim '08

 
Kategori
Haber
Okunma Sayısı
850
 

Yaşar Kemal Nobel’den vaz mı geçti?

Yaşar Kemal Nobel’den vaz mı geçti?
 

Yazının başlığı aslında bana ulaşan bir e-postanın başlığıydı. Ve her zaman ki gibi bence çirkin bir zihniyeti, çamur atma anlatışının kötü bir örneğini sergiliyordu. Başlığın altında da Yaşar Kemal’in Frankfurth kitap fuarı dolayısı ile bulunduğu Almanya’da Neue Osnabrücker Gazetesine verdiği beyanat yer alıyordu.

Okuduğum mesaj üzerine, internette beyanatın daha uzun kısmını bulabilir miyim diye çabaladım ama nafile. Tüm sitelerde, haber portallarında aynı metin tekrar edilmiş. Diğer bir deyimle kaynak tek.

Diğer ülkelerin medyalarında bu sorun var mı bilemiyorum ama Türk medyasında özellikle dış haberler konusunda haber kaynağı sıkıntısı hat safhada. Haber bir noktadan geliyor ve kimse bu haberi genişletmeyi, metnin tamamına ulaşmayı, farklı kaynaktan doğrulatmayı ve farklı açılardan değerlendirmeler edinmeye çalışmıyor.

Bu Orhan Pamuk’un bir İsviçre Gazetesine verdiği beyanat içinde aynen böyle olmuştu. İnternet üzerinde Türkçe sayfalar üzerinden röportajın tamamına ulaşamamıştım. Öğrenebildiğimiz tek şey o ünlü cümle ile, birkaç sitede denk geldiğim, Orhan Pamuk’un o röportajda kendisine soru soran gazetecinin kışkırtıcı sorularından rahatsız olup, “sizde milliyetçiler gibi konuşuyorsunuz” demesi oldu. Röportajın geri kalanı hala benim için meçhul.

Tekrar Yaşar Kemal’in beyanatlarına dönecek olursak, web’de yer alan ifadeler şunlar;

“Birkaç yıl öncesine kadar Avrupa Birliği üyelik sürecinden memnuniyet duyuyordum. Ancak artık birliğin dünya barışına katkı sağlayacağına inanmıyorum” dedi. AB’nin kendisini hayal kırıklığına uğrattığını kaydeden Yaşar Kemal, AB’nin dünya barışına katkı sağlayacağına da inanmadığını söyledi. AB’ye sert eleştirilerde bulunan Yaşar Kemal, AB’nin Rusya ve Gürcistan politikasının da umut verici olmadığını kaydederken, "AB, savaş çığırtkanlığı yapan diğer büyük güçlerden farksız bir görüntü veriyor" dedi.

İç politika ile ilgili olarak, “Ilımlı İslam tabirini duyduğum zaman, tüylerim diken diken oluyor. Bu Amerika’nın bir icadıdır.” Dedi ve ayrıca Batı gözlemcilerindeki AKP desteğiyle ilgili açıklamada da bulunan Yaşar Kemal, "Sadece AKP’nin Türkiye’ye daha iyi bir gelecek sağlayabileceği yönündeki düşünceyi saçma sapan buluyorum" dedi.
Batı’nın Atatürk’le milliyetçileri aynı kefeye koymamasını isteyen Yaşar Kemal, “Atatürk’ün zamanının en büyük reformisti, milliyetçilerinse modern Türkiye’nin önündeki en büyük sorun.” olduğunu belirtti.

Diğer sitelerden hariç NTVMSNBC’de geçen ifadeler ise şunlar; Türkiye’nin geçmişte zeki liderlere sahip olmadığı için PKK ile kanlı bir çatışmanın yaşandığını öne süren Kemal, “Ben de bir Kürdüm. Tabii ki Kürtler’in anadillerinde serbestçe konuşabilmeleri, yazabilmeleri ve eğitim almalarını istiyorum. Ancak kişisel olarak özerklik talep eden bir Kürt tanımıyorum” dedi.

Dolaştığım sitelerin çoğunda, haber başlıkları şunlar; “Yaşar Kemal’den şaşırtan ifadeler.”, "Yaşar Kemal'den şok sözler"

Oysa Yaşar Kemal’i ve onun çizgisini takip eden insanlar için çok fazla şok edici, şaşırtıcı ifadeler değil bunlar.

İlk olarak Yaşar Kemal'in zannedersem en çarpıcı ifadesi olan AB'ye dair fikirlerini ele alacak olursak, yaşanan şaşkınlığın Türkiye’de önemli bir çevrenin, demokratların AB ile ilgili eğilimlerini bir şekil sorunu olarak algılama eğiliminden kaynaklandığını söyleyebiliriz. Bu kesim, demokratların tek derdinin Türkiye’nin ne şekilde olursa olsun AB’nin içinde yer alması olduğunu düşünüyorlar. Oysa ki, demokratların sorunu, ülkenin AB çatısı içinde yer almasından çok, o ülkelerin kendi içlerinde oluşturmaya çalıştıkları standartları bu ülkede de sağlayabilmek. AB üyelik süreci denilen bu zaman diliminin, kendi iç dinamikleri ile değişemeyen bu ülke için iyi bir dönüşüm çıpası işlevi göreceği kanaatindeler. Ve hala demokratların çok önemli bir kısmı da böyle düşünüyor.

Ancak bununla birlikte AB’nin gerek kendi içinde gerekse de dünya denkleminde karşılaştığı ciddi problemler var ve AB ülkelerinin sol/demokrat eğilimli partileri, liderleri ve kadroları bu sorunları çözmede yeterince etkin olamıyorlar. Özellikle ekonomi, dış ve dünya politikaları, Avrupa’nın güvenliği gibi konularda sağ/otoriter eğilimli partiler ciddi bir söz sahibiler ve Avrupa genelinde de, Avrupa Konseyini de etkileyecek şekilde sağ/otoriter eğilimli partilerin egemenlikleri giderek artıyor. Ya da merkez sol partiler de ciddi sağcılaşma/otoriterleşme eğilimleri gösteriyorlar.

AB şu anda ortalama bir Avrupalı demokratın da hayal ettiği bir birlik olmaktan son derece uzak. Ama bu durum, AB’nin dönüşümü için çaba harcamayı gereksiz kılmıyor. Çünkü Avrupalı solcu/demokratlar için bu süreçten geri dönüş, yani Avrupa ülkelerinde yeniden ulusal odaklaşma, ülkeler arasında çekişme ve kamplaşmanın yaşanması daha kötü bir olasılık. Bu nedenle AB onlar için anlamlı bir çaba. Ancak şu an görünen yörüngenin iç açıcı olmadığı da ortada.

Türkiye için, daha doğrusu Türkiye’de ki demokratlar için durum biraz daha nazik. Çünkü bizlerin sorunu AB’de bir geri dönüş ya da ileriye gidişte bir frenleme olup olmamasından önceki sorunumuz Türkiye’deki demokratikleşme, evrensel hakların yerleşmesi ve yaşam standartlarının gelişmesi konusunda bir ilerleme olup olmayacağı. Ve bizler ne yazık ki, hala onların geri dönmekten korktukları noktanın gerisindeyiz. Ve hala iç dinamikler gelişme için yeterli değil, aksine geri dönüş, vesayet sistemini yeniden kurma, devleti hala toplumun üzerinde kurgulama eğilimleri oldukça güçlü.

Bu nedenlerle bu ülkede her demokrat Yaşar Kemal’in AB ile ilgili görüşlerine katılır. AB’yi görmek istenen noktanın çokuzağında olduğunu kabul eder, hatta bu şartlarda Türkiye’nin AB üyeliğini şart olarak görmez. Ama diğer yandan bu eğilimin Türkiye’yi son yıllarda kazanılmış haklardan geri götürmesinden de korkar.

Bu yüzden Yaşar Kemal’in bu ifadeleri, ülkede milliyetçi temelle oluşan AB karşıtlığına denk gelmez.

Yaşar Kemal’in diğer ifadelerini de bir sonraki yazımda ele almak istiyorum. Hem belki bu süre zarfında ifadelerin geniş haline de ulaşma imkânımız olur.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sanki böyle biraz fazla dokunmuş gibi geldi bu yaşar kemalin ifadeleri. Varsın olsun bi nobelde olmasın yaşar kemalde de. O nobel türkiyede yaşar kemal gibi bir yazar varken orhan pamuk gibi birisine veriliyorsa zaten edebi değil siyasi olduğunu ilan ediyor demektir. Yaşar Kemalde bi nobel için yalan söyleyecek adam değildi. Geçi ifadeleri size biraz acı geldi galiba ama varsın olsun. Belki dünyada yaşanılan gerçeklere kapınızı açmanıza yardımcı olur. Bu arada dünyada en büyük soykırımı savunduğunuz abd yapmıştır tekrar hatırlatırım. Şu amerikayı, ab yi savunduğunuzun 10 da biri kadarda şu memleketin insanlarını savunmak için yazsanız gözlerim yaşaracak. Çünkü nedense size yazılan her yorumda siz ab ve abd savunuculuğu yapıyor pozisyonda oluyorsunuz. Bu kadarmı namuslu , dürüst, insanlığın gelişimi için çırpınan insanlar bunlar sizce. Yada biz mi o kadar kafayı gözü karartmış, işimiz gücümüz yok sürekli komplo teorileri üretiyoruz türkiyenin gelişmemesi, karanlıkta kalması için? saygır

kartal0634 
 19.10.2008 1:05
Cevap :
Düşünce sistematiğin fazlası ile koşullanmış ve esneme yeteğini kaybetmiş sayın Kartal. Yazımdan hiçbir şey anlamadığın, daha doğrusu anlamak istediğini şekilde anladığın gibi, yazıyı okumadan yorumunu ve duruşunu belirlediğin son derece açık. Cevap olarak verdiklerinde ne yazık ki, yazıma denk gelen şeyler değil. AB ile ilgili farklı açılardan bakan kısımlarını bile fark edemeyecek kadar körleşmiş bir bilinçle bu yazıyı tartışmam mümkün değil.  19.10.2008 13:13
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 453
Toplam yorum
: 1886
Toplam mesaj
: 174
Ort. okunma sayısı
: 1721
Kayıt tarihi
: 14.11.06
 
 

36 güneş yılı. 27 yıl G.antep, 9 yıl İstanbul. İstanbul, 90’lı yıllarda yaşandı, bitti.  Hep şe..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster