Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Eylül '06

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
2568
 

Yastık savaşı

Yastık savaşı
 

Uyusun da büyüsün...


Yeni evlenenlere „Bir yastıkta kocayın“ derler ya hep, çocukken anlayamazdım ne demek istediklerini. Evlilik, karı, koca tamamdı, ama „kocamak“ neydi peki? Sonra „Bir yastığa baş koymak“? Bir yastıkta iki baş uyumak zor değil miydi?

Ben çocukken siyah beyaz televizyonda Türk filmleri, o filmlerde de köy evleri vardı. Akşamları yere şilte serilir, kocaman bir sigara böreğine benzeyen, kenarları dantel işli „tek“ yastığa baş konulurdu. Onlar fakir ama mutluydular. İki ayrı yastık alacak paraları yoktu belki ama aşkları onlara yetiyordu.

Annemle babamın kendi ayrı yastıkları vardı, biz zengin ve sevgisiz bir aileydik.

Ben çocukken kardeşimle aynı odada yatardım. O küçüktü, gece altına çiş yapar belki diye çarşafının altına muşamba koyarlardı. Kıpırdadıkça fışır fışır sesler çıkarırdı hep. Ben büyüktüm, ablaydım, koridorda gece lambası vardı, çişim gelince tuvalete giderdim.

Gece lambasının ışığında eşyalar gündüz olduklarından daha farklı görünürlerdi. Kimseye söylemezdim ama bal gibi de korkardım. Tuvalete koşarak gider, ışığı yakar, işimi bitirir, ışığı söndürdükten sonra tuvalet kapısından yatağıma yine koşarak dönerdim.

Envai çeşit oyuncağım vardı, ayılar, eşekler, pandalar, köpekler...

En korktuğum gecelerde bile hiçbirini yatağıma almazdım.

Garip bir çocuktum, büyüdüm, garip bir kadın oldum.

Hala uykumu kimseyle paylaşamam. Öyle el ele, bel bele, koyun koyuna uyuyamam kimseyle. Uyuyacağımı hissettiğim anda illa pozisyonumu değiştirir, yastığım ve yorganımla başbaşa kalırım.

“Uyku geldi mi bedene, dönerim ardımı yarime bile“.

Evlendikten sonra bir süre kocamın 1. 40’a 2 metrelik yatağında sıkış tepiş yatmaya devam ettik. Her gece kollar bacaklar birbirine karıştı. Ne kadar rahatsız bir durum yaşandığını tahmin etmek için benim gibi hasta ruhlu olmanıza gerek yok sanırım. Canımıza tak deyince, şöyle yayla gibi çift kişilik bir yatak arayışına girdik. Değişik mobilya mağazalarının değişik ürünlerine bakıp, fiyatları ve özelliklerini kıyasladık. Hem kesemize, hem zevkimize uygun birşey bulmak zor olacağa benziyordu.

Türkiye’de sandıklısı, bazalısı, kırk sekiz değişik modeli üretilen “ikiz yatak”lardan burada kimsenin haberi olmadığını görünce şaşırdım. Lakin tek fark bu değildi. Yatak niyetine size burada yalnızca yatağın çerçevesini veriyorlar, yani başlık, ayakucu ve yanlar. Ortası boş. Şaka gibi. Yatakları üzerine yerleştireceğiniz iskeleti ayrı, yatakların kendilerini ayrı satın alıyorsunuz. Bu durumu ilk farkettiğimde ağzım açık kaldı, “Dört tane çıtayı birbirine çakıp, yatak diye satmaya kalkışana bizim memlekette üç vurup bir sayarlar, hem bu fiyata Türkiye’de komple yatağı satın alır, nakliyesini ve montajini yaptırır, bir de üstüne 24 ay taksitle öderiz, yuh” dedim.

Neyse, en sonunda çok ünlü bir İsveç dizaynında karar kıldık, şaşırtıcı bir şekilde fiyatı diğerlerinden daha uygundu. Ortasına koyacağımız iskeleti de seçtik, böyle başucu istenildiğinde yükseltilebilen cinsinden. Asıl yatakları seçmeye geldi sıra. Sıkı durun. Burada çift kişilik tek yatak da bulunmuyor. Bu yüzden 1. 80’e 2 metrelik çift kişilik yatak mobilyasının içine, 90 santime 2 metrelik iki tane tek kişilik yatak aldık biz. Ortadaki çizgiyi de yatak koruyucuyla bertaraf ettik. Önce yadırgadım ama sonra “Neden olmasın?” dedim, kocam gece sağdan sola döndükçe ben “Deprem oluyor!” diye kalp krizi geçirmiyorum en azından, bu açıdan bakıldığında tek yataktan daha avantajlı yani. İki yatak, deliksiz uyku.

Öyle mi dersiniz?

Şöyle bir sahne getirin gözünüzün önüne:

Yatıyoruz. Ben, kocam, çift kişilik yorgan. „İyi geceler, iyi geceler“.

Bir ucundan ben, bir ucundan kocam çekiştirip duruyoruz yorganı. Savaş halindeyiz. Savaşı kaybedenin bir yerlerinin açıkta kalması işten bile değil. Sonunda tepişmekten yorulup, yorganın bize kalan kısmıyla yetinmeye karar verdiğimizde, iki taraftan çekiştirilen yorganın ortasında oluşan tünel gibi boşluktan sırtıma karlar yağıyor. Uyuyamayacağımı bile bile kocama yanaşıyorum. Eh, oldu gibi. İlk manevra. Yorganı koltuğunun altına sıkıştırıp uyuyor. Hay Allah! Omuzlarım dışarıda. Yastıkla beraber mümkün olduğunca aşağıya kayıyorum. O da ne? Kolları üşüyor herhalde, yorganı boynuna kadar çekiyor, yorgan yüzümü örtüyor, nefes alamıyorum. Haydii, yukarı. Gece cimnastiği mübarek. Horlamaya başlıyor, bir süre kıpırdamaz herhalde. Benim de içim kayıyor, dalıyorum. Gecenin bir yarısında titreyerek uyanıyorum, kocam bacaklarının arasına sıkıştırmış yorganı, ben dımdızlak açıktayım. Onu uyandırmadan tekrar örtünmem mümkün değil, o homurdanıyor, ben homurdanıyorum. Bu sabaha kadar böyle devam ediyor, ertesi sabah yorgun ve sinirli bir şekilde kalkıyoruz ikimiz de.

Çözüm: Tek kişilik iki tane ayrı yorgan...

Ne zaman tatile gitsek ya da bir yerde yatıya kalsak, çift kişilik yorganı icad eden arkadaşı ve muhterem sülalesini bu “dahi”ce buluşu için saygıyla anıyoruz. Kendi evimizde çoktandır yorgan için kavga etmiyoruz.

İki yatak, iki yorgan, ne kaldı geriye?

İki yastık...

Bizim kavgamız yastık üzerine...

Yastık nedir?

Uyurken başımızın altına koyduğumuz, temel görevi başı ve boynu destekleyerek rahat uyumamızı sağlamak olan cisim, bu benim tarifim.

Bizim evde bunlardan iki çeşit var.

Kocamın kullandığı, 80’e 80 santim boyutlarında, içinde dolgu maddesi niyetine en fazla bir paket hidrofil pamuk bulunan, yatmadan önce ne kadar kabartırsanız kabartın, kafanızı koyduğunuz anda pof diye sönen, başınız istemsizce geriye doğru kayarken, boşta kalan köşeleri yüzünüze kapanıp boğulma etkisi yaratan hilkat garibesi, ve benim kullandığım ortopedik yastık.

Evlenmeden önce adına yastık demeye dilimin varmadığı o yaratıkla öyle çok boğuştum ki, evlendikten sonra ilk iş bir çift ortopedik yastık satın aldım. Kocam ilk gecenin sonunda “Taş istediğini bilseydim, gider taş ocağından alırdık, bu kadar para vermemize gerek kalmazdı” diyerek fırlatıp attı, kendi hilkat garibesini yatağa geri getirdi.

Şekli itibarıyla başını desteklemediği için ikiye, hatta dörde katlamak zorunda olduğu, her hareketiyle sil baştan şekil vermesi gereken bu yumuşak kuleden düşmemek için gece boyunca boğuşmayı yeğledi. Seven bir kadın olarak üzüldüm ama tercihine saygı duydum.

Taa ki “katlamak” yerine benim yastığıma dayayarak destek yapmaya başlayana kadar. O zaman tepem attı. Uykumun arasında ne zaman ondan yana dönsem, benim yastığıma dayadığı yastığının köşeleri ya ağzıma, ya gözüme giriyor, kendisi de yatağın tam ortasında yattığı için “sınırı” geçiyordu. Açtım ağzımı yumdum gözümü:

“Kendine adam gibi bir yastık al, bu rezil şeyi de benim yastığıma dayamaktan vazgeç. Yastıkla beraber sen de bana doğru geliyorsun, koskoca yatakta bana yatacak yer bırakmıyorsun” diye tısladım.

“Sana daha yakın olmak istiyorum” diyerek sırıttı.

“Bana numara yapma, niye o kadar para verip yeni yatak aldık? Ben köşesine kıvrılayım, sen ortasına yayıl diye mi?” diye tekrar saldırıya geçtim. Islık çalarak odadan çıktı.

İşte böyle... Mükemmel uykuya çeyrek kala “bir yastığa baş koymaya” başladık. Ne büyük konuşmuşum Yarabbim...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yastık - kocamak - yatak - evlilik - uyku ve keyif kelimelerinin hiç bu kadar keyifli biraya gelebileceğini tahmin etmezdim. Eline sağlık çok güzel bir yazı olmuş.

Savaş ŞAKAR 
 19.09.2006 14:23
Cevap :
Teşekkürler, beğendiğinize sevindim.  19.09.2006 17:57
 
Toplam blog
: 81
Toplam yorum
: 233
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1491
Kayıt tarihi
: 04.07.06
 
 

Kişinin kendini anlatması zor. Her şeyden birazım, her şeyim yarım.   ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster