Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Mart '12

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
19793
 

Yavuz Sultan Selim

Yavuz Sultan Selim
 

Yavuz Sultan Selim


9. Osmanlı Padişahı – 74. İslam Halifesi…

10 Ekim 1470 – ö. 21/22 Eylül 1520,

Tarihçiler, Yavuz Sultan Selim'i sekiz yıla seksen yıllık iş sığdırmış büyük bir padişah olarak değerlendirdiler.

6 Temmuz 1517'de Emanet-i Mukaddese (Mukaddes Emanetler) denilen ve aralarında Hz.Muhammed'in (S.A.V) hırkası, dişi, sancağı ve kılıcı da bulunan eşyaları, Hicaz'dan Yavuz Sultan Selim'e gönderildi.

&

Yavuz Sultan Selim, Ayasofya Camii'nde yapılan bir törenle, son Abbasi halifesi Üçüncü Mütevekkil'den (kendi deyimiyle Hadim-i Haremeyn-i Şerifeyn)

Haremeyn-i Şerifeyn, yani Mekke ve Medine'nin hizmetkârı ünvanını devraldı ve böylece bütün Müslümanların dini ve siyasi lideri oldu...(alıntı)

&

Yavuz Sultan Selim, ataları hep sakal uzattıkları halde sakalını keserdi.

Bunun sebebini soranlara “Sakalımı ele vermemek için kesiyorum”dediği rivayet edilir.

Bir kulağına da küpe takardı.

22 Eylül 1520'de Aslan Pençesi denilen bir çıban yüzünden henüz 50 yaşında iken vefat etti.

Hayatının son dakikalarında Yasin-i Şerif okuyordu.

&

Büyük devlet adamları hakkında yazı yazarken heyecanlanmamak mümkün değil. Onların hayatlarını okuyorsunuz, ihtişamlarını, savaşlardaki başarılarına bakıyorsunuz, ülkeler üzerindeki etkilerine, at üstünde, kılıçla kazanılmış zaferlerden haberdar olunca da bir hayli de şaşırıyorsunuz.

Bunlar nasıl insanlarmış diyorsunuz.

Yavuz Sultan Selim hakkında bir çoğumuz, çok bilgiye sahibizdir.

Onun küpe takmasını konuşuruz, onun sakal uzatmadığını biliriz. En önemlisi, Kutsal Emanetleri vatanımıza getirdiğini de biliriz.

Çok büyük bir sultandır.

Aslında uzun süre de padişahlık yapmamıştır. Sekiz yıl padişahlık yapmış, diğer padişahların uzun yıllarda elde edemeyecekleri başarıları elde etmiştir.

Katı, sert hatta birazda zalim bir hünkâr olarak bilinmesine karşı, yazdığı şiirler akıl almaz halde. Nasıl bir ruh durumu içinde olmalısınız ki böyle dizeleri sıralayabilmelisiniz.

Ben nedense şiir yazanların daha bir naif, daha bir sakin yapıda insanlar olduğunu düşünürüm. Daha bir romantik olurlar derim.

At üstünde cengâver, kâğıt kalem elde iken müthiş bir şair.

Şiirleri öyle özgün yazıyorum, ya da içimden geldi yazdım gibi de değil.

Hesaplı, kitaplı, manalı, anlatımında hikâyeler gizli.

Yarabbi bunlar nasıl insanlar.

Benim zavallı yüreğim nasıl anlasın bu kadar büyüklükleri.

Şimdiki zamana göre mutlaka düşünülmemeli.

O zamanki şartlar diyoruz, taht kavgası diyoruz.

Bizler kardeşlerimizin tırnağına zarar gelmesin diye uğraşıyorken, koskoca padişahlar kardeşlerini veya evlatlarını öldürtebiliyorlar.

Allah’ım esirgesin.

Yavuz Sultan Selim zehirli kaftanla kardeşini öldürttüğü gibi, oğlu Kanuni Sultan Süleyman için de zehirli kaftan yaptırmış göndermiş. Tarih Pargalı’nın onun zehirli olduğunu anlayıp, Kanuni’nin hayatını kurtardığını yazar ama Muhteşem Yüzyıl dizisinde de Kanununi’nin annesinin kaftanı farkettiğini söylemişlerdi…

Erkekler ağlamaz deriz. Ezelden beri böyle bir söz vardır. Neden ağlamazsa bal gibi ağlar. Erkekler etten, kemikten yapılmamışmıdır! Onların duyguları, hisleri yokmudur?

Yavuz Sultan Selim’in bir başka hikâyesinde:

Bir Türkmen kızının ona âşık olduğu anlatılır, Yavuz’da bu dünya güzeli kızın isteğini kabul eder, düğün töreni başladığında genç kız bu kadar büyük heyecanı kaldıramaz ve ölür.

Savaşlarda binlerce ölü görmüş, bir çoklarının canlarını almış bir hünkâr, bu genç kız için herkesin içinde gözyaşlarını tutamamış ağlamış. Üstelik onun mezar taşına da bir şiir yazmış.

Nasıl anlayabilirsiniz!

Benim bildiğim bunların farklı insanlar oldukları.

Büyük devlet adamları…

Sizlere yukarıdaki yazımda da kısaca söz ettiklerimin anlatımını, daha birinci elden, daha resmi bir dilden olması için alıntı olarak yayınlıyorum.

Bir başka büyük hünkârın yazısında buluşmak üzere…

&

Sanma şahım herkesi sen, sadıkhane yar olur
Herkesi sen dostum sandın, belki ol ağyar olur
Sadıkhane belki ol âlemde, dildar olur
Yar olur, ağyar olur, dildar olur, serdar olur.

Yavuz Sultan Selim

*

Yavuz Sultan Selim'in bu şiirinde aşağıda açıklandığı üzere;

Şiir soldan sağa okunduğu gibi sırasıyla birinci mısradan itibaren, bölünmüş kelimeleri alt alta getirdiğimizde yine anlam bütünlüğü bozulmadan şiir bütünlük içinde yukarıdan aşağıya da sırasıyla aynen okunmuş olur...

Şiir sanatında bu ilk ve tektir. Şimdi yukarıdan aşağıya okunur durumuna bakalım.

1.) Sanma şahım/ herkesi sen/ sadıkhane / yar olur
2.) Herkesi sen/ dostum sandın/ belki ol/ ağyar olur
3.) Sadıkhane/belki ol/ alemde/ dildar olur
4.) Yar olur/ ağyar olur/ dildar olur/ serdar olur

Yukarıdan aşağıya;

1.) Sanma şahım
herkesi sen
sadıkhane
yar olur

2.) Herkesi sen
dostum sandın
belki ol
ağyar olur

3.) Sadıkhane
belki ol
alemde
dildar olur

4.) Yar olur
ağyar olur
dildar olur
serdar olur

soldan sağa 1.mısra, yukarıdan aşağıya 1. sırayı
soldan sağa 2.mısra, yukarıdan aşağıya 2. sırayı
soldan sağa 3.mısra, yukarıdan aşağıya 3. sırayı
soldan sağa 4.mısra, yukarıdan aşağıya 4. sırayı

oluşturur ve şiir soldan sağa ve yukarıdan aşağıya sırasıyla anlam ve
sıralama değişmeden okunur.

Yavuz Sultan Selim Han bu beyiti Şah İsmail'e yazmıştır. Hikâyesi şöyledir:

Yavuz şiire, edebiyata ve satranç oynamaya meraklı biridir.

Aynı şekilde Şah İsmail'de de bu özellikler vardır.

Sarayında ünlü şairleri barındırır ve çok iyi satranç oynar.

Bunu bilen Yavuz Şahın, bu özelliğinden yararlanmak ister.

Tebdili kıyafetle (gezgin bir abdal kılığında) şahın ülkesine gider.

Hanlarda, Kervansaraylarda satranç oynayarak önüne geleni yener.

Haber şaha ulaşır.

Şah der ki çağırın birde benimle oynasın.

Yavuz Şah'ı da yener.

Şah sinirlenir ve Yavuz'a der ki:

“Sen edep nedir bilmez misin? Hiç şahlar mat edilir mi?”

Elinin tersiyle Yavuza bir tokat atar.

Şahın kızdığını anlayan Yavuz onu yücelten şiirler okumaya başlar.

İşte şahın huzurundan ayrılırkende bu şiiri okur.

Ancak Şah İsmail hala onun Yavuz Sultan Selim olduğunu anlamamıştır.

Yavuz yediği tokatın acısını unutmaz.

Birkaç sene sonra Çaldıran'da Şah İsmail'i yener ve ona bir mektup gönderir. Mektupta o günkü tokadın acısını aldığını söyler ve ilave eder:

“Atacaksan tokadı böyle atacaksın.”(alıntı)

&

Babası; II. Bayezid,

Annesi Dulkadiroğulları Beyliği'nden Gülbahar Hatun…

Tahtı devraldığında 2.375.000 km2 olan Osmanlı toprakları…

Sekiz yıl sonra; 2,5 kat büyütmüş…

Öldüğü zaman, imparatorluk topraklarının:

1.702.000 km2'si Avrupa'da,

1.905.000 km2'si Asya'da,

2.905.000 km2'si Afrika'da olmak üzere toplam;

6.557.000 km2'ye çıkarmıştır.

Padişahlığı döneminde Anadolu'da birlik sağlanmış; Halifelik AbbasilerdenOsmanlı Hanedanınageçmiştir.

Devrin en önemli iki ticaret yolu olan İpekve Baharat Yolu'nu ele geçiren Osmanlı, bu sayede doğu ticaret yollarını tamamen kontrolü altına almıştır.

Selim, tahta babası II. Bayezid'e karşı darbe yaparak çıkmıştır. Şehzade Selim, tahta çıkmadan önce vali olarak Trabzon'da görev yapmıştır.

Yavuz Sultan Selim'e kızını vermiş olan Kırım HanıMengli Giray, Ona askeri desteksağlayarak tahta geçmesine yardım etmiştir.

1512'de tahta çıkan Sultan Selim, Eylül 1520'de Aslan Pençesi (Şirpençe) denilen bir çıban yüzünden henüz 50 yaşında iken vefat etmiştir. (alıntı)

Eşleri:

1. Ayşe Hafsa (Hâfize) Valide Sultan- I. Süleyman, Hatice Sultan, Fatma Sultan ve Hafsa Sultan'ın annesi…

2. Ayşe Hâtûn - I. Mengli Giray'ın kızı, Beyhan ile Şah Sultan'ın annesi

I. Selim'in dört eşi olduğu belirtilmektedir.

Erkek çocukları.

1. Kanuni Sultan Süleyman

2. Orhan. Küçük yaşta ölmüştür.

3. Musa. Küçük yaşta ölmüştür.

4. Korkut. Küçük yaşta ölmüştür.

Selim'in, küçük yaşta ölen oğullarının olduğu bazı kaynaklarda belirtilirken, bazıları bu çocukların varlığından bahsetmemektedir.

Bu konuda muhtelif görüşler vardır.

Kız çocukları.

1. Beyhan Sultan, Ferhad Paşa'nin eşi.

2. Hatice Sultan(Hanım Sultan olarak da bilinir), İskender Paşa'nın eşi.

Eşinin Pargalı İbrahim Paşaolduğu bazı kaynaklarda iddia edilse de bu bilgi tartışmalıdır.

3. Hafsa Sultan, (ö. 1538). İskender Paşa'nın eşi...

4. Fatma Sultan, Kara Ahmed Paşa'nın eşi.

5.  Yenihan Sultan (Yeni Şah Sultan olarak da bilinir)

6. Şah Sultan, Lütfi Paşa'nın eşi, boşandılar.

7. Hanum Hatun Sultan, Çoban Mustafa Paşa'nın eşi.

Kız çocuklarının sayısının 10 olduğu söylenmektedir…(alıntı)

&

Yavuz Sultan Selim, uzun boylu, geniş omuzlu, kalın kemikli, omuzlarının arası geniş, yuvarlak başlı, kırmızı yüzlü, uzun bıyıklı ve yiğit bir padişahtı. Sert tabiatlı ve cesurdu. Kuvvetli bir ilim tahsili yapmıştı.

Babası Sultan İkinci Bayezid, padişah olduktan sonra, askeri sevk ve devlet idareciliğini öğrenmesi için, Şehzade Selim'i Trabzon Sancağı'na tayin etti. Şehzade Selim, Trabzon'da devlet işlerinin yanında, ilimle uğraşır ve büyük âlim Mevlana Abdülhalim Efendi'nin derslerini takip ederdi. Trabzon'u çok güzel idare eden Şehzade Selim'in bu arada komşu devletler de ilişkisi oldu. Valiliği sırasında Trabzon halkını rahat bırakmayan Gürcüler üzerine üç sefer yaptı.

En önemlisi olan Kütayis seferinde Kars, Erzurum, Artvin illeri ile birçok yeri fethederek Osmanlı topraklarına kattı (1508). Buralarda yaşayan Gürcülerin hepsi müslüman oldular. Çok güzel ata biniyor, devrin en meşhur silahşörlerini alt edecek kadar iyi kılıç kullanıyordu. Güreşmekte, ok ve yay yapmada üstüne yoktu. Harpten hoşlanmakla beraber çok ince bir ruha da sahipti. Çok mütevazı bir kişiliğe sahip olan Yavuz Sultan Selim, her öğün yemekte tek çeşit yemek yerdi ve ağaçtan tabaklar kullanırdı.

Gösterişten hoşlanmaz, devlet malını israf etmezdi. Babasından devraldığı tatminkâr hazineyi ağzına kadar doldurdu. Hazinenin kapısını mühürledikten sonra, söyle vasiyet etti:

“Benim altınla doldurduğum hazineyi, torunlarımdan her kim doldurabilirse kendi mührü ile mühürlesin, aksi halde Hazine-i Humayun benim mührümle mühürlensin.”

Bu vasiyet tutuldu. Tarihten sonra gelen padişahların hiçbiri hazineyi dolduramadığından, hazinenin kapısı daima Yavuz'un mührüyle mühürlendi. Kanuni Sultan Süleyman, Fatih Camii'nde babasının cenaze namazını kıldıktan sonra, onu Sultan Selim Camii avlusundaki türbeye defnettirdi.


24 Ocak 1517'de Kahire alındı.

4 Şubat 1517'de Yavuz büyük bir törenle Kahire'ye girdi ve Mısır Memlüklerine bağlı Abbasi halifeliğine son verdi.

Yakalanan Tumanbay idam edildi.

Mısır Seferi sonunda Suriye, Filistin ve Mısır Osmanlı hâkimiyetine girdi. Ayrıca Hicaz ve yöresi de Osmanlı topraklarına katıldı.

Doğu ticaret yolları tamamen Osmanlıların eline geçti.

Elde edilen ganimetler ve alınan vergilerle Osmanlı Hazinesi doldu.

6 Temmuz 1517'de Emanet-i Mukaddese (Mukaddes Emanetler) denilen ve aralarında Hz.Muhammed'in (S.A.V) hırkası, dişi, sancağı ve kılıcı da bulunan eşyaları, Hicaz'dan Yavuz Sultan Selim'e gönderildi. 29 Ağustos 1516'da Hilafet Abbasi soyundan Osmanlı Soyuna geçti. Yavuz Sultan Selim, Ayasofya Camii'nde yapılan bir törenle, son Abbasi halifesi Üçüncü Mütevekkil'den (kendi deyimiyle Hadim-i Haremeyn-i Şerifeyn) Haremeyn-i Şerifeyn, yani Mekke ve Medine'nin hizmetkârı ünvanını devraldı ve böylece bütün Müslümanların dini ve siyasi lideri oldu…

Rivayete göre, Üçüncü Mütevekkil kürsüye çıkıp, Halifeliği Osmanlı Padişahı Sultan Selim Han'a devrettiğini açıkladı. Sırtındaki cübbeyi Yavuz'a elleriyle giydirdi. Halifelik nişanlarından sayılan kılıcı elleriyle Yavuz'un beline bağladı. Yavuz Sultan Selim, o andan itibaren Müslümanların dini ve dünyevi lideri oldu. Artık yalnız padişah olarak değil, "halife" olarak da anılacaktı ve ondan sonra gelen tüm padişahlar aynı zamanda halife de olacaklardı.

Devletin gelişmesi için de bir çok faaliyeti oldu.

Çok düzenli çalışan bir casus teşkilatı vardı.

Bu sayede ülke içinden ve dışından istediği bilgileri alan Yavuz Sultan Selim'in adam seçiminde büyük bir isabet yeteneği vardı.

 

Nazan Şara Şatana

 

http:// http://www.facebook.com/#!/profile.php?id=100002892442552

 

https://twitter.com/#!/nazansarasatana

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 1094
Toplam yorum
: 112
Toplam mesaj
: 11
Ort. okunma sayısı
: 2133
Kayıt tarihi
: 09.12.10
 
 

Nazan Şara Şatana (d. 1957, İstanbul), Türk yazar. Eğitim hayatından sonra; Günaydın Gazetesi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster