Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Kasım '14

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
597
 

Milli Mücadele gerçeği; Araplar mı bizi arkadan mı vurdu biz mi onları yarı yolda...(1)

Milli Mücadele gerçeği; Araplar mı bizi arkadan mı vurdu biz mi onları yarı yolda...(1)
 

Tarih, (ders alındığı sürece) aydınlık yarınların hazırlayıcısıdır.


Kazım Karabekir Paşa’nın Mustafa Kemal ve Hilafet ile ilgili çarpıcı bir tespiti ile başlarken, bu dizi bittiğinde görülecek olan şudur; Milli Mücadele’nin (Roman anlayışı) Resmi tarih anlatımı ile nerede ise bir ilgisi yoktur. Mücadeleye katkı sağlayanların ve yaşananların üzeri koyu bir sis perdesi ile örtülmüştür.

Bizler bu (gerçek olmayan) Tarih anlayışı ile ne kendimize doğru bir gelecek kurabiliriz, ne de bu coğrafyada uzun ömürlü ve (tam) bağımsız yaşayabiliriz.

Dünyanın geldiği noktada, (İşgalci) sömürge ve sömürgecilik anlayışı yerini, (Masraf ederek) savaşarak değil (yerinde) ürettirerek (sömürge ülkeleri ile yapılan anlaşmalarla "çevresini, hammaddesini, emeğini" kullanarak)  kazanmaktır.

İnsanlar, düşünerek, şartlarının- konumlarının farkında olabilen varlıklardır.

...

Birinci Dünya Savaşı, resmi olarak 12 Kasım 1918’de sonlandırılmıştır.

Ancak, bu savaştan mağlup olarak çıkacak Osmanlı İmparatorluğu ile ilgili alınacak kararlar, savaşın bitmesine yaklaşık on ay evvel,

-5 Ocak 1918’ de, dönemin Büyük Devletleri’nden İngiltere’nin Başbakanı Lloyd George tarafından,  İşçi Sendikaları Kongresinde;

-8 Ocak 1918’de ise, Amerika Birleşik Devletleri başkanı Woodrow Wilson tarafından Kongre’de yaptığı (ileride Wilson ilkeleri olarak anılacak) konuşmasında (Amerika Birleşik Devletleri'nin, I. Dünya Savaşı'ndan sonra kurulmasını istediği  "Yeni Dünya Düzeni" ile ilişkin görüşleri arasında yine çok açık olarak ifade edilir.

...

Savaş henüz bitmeden, Osmanlı İmparatorluğu’nun geleceği ile ilgili, 5 ve 8 Ocak 1918’de İngiltere ve ABD Başkentlerinde açıklananlar nelerdir?

-Birinci Dünya Savaşı resmi olarak, 12 Kasım 1918’de sonlandırılmıştır.  Ancak, bundan yaklaşık olarak 10 ay önce; İngiltere ve ABD’de “Yeni Dünya Düzeni” ile  ilgili çok önemli açıklamalarda bulunurlar. İngiltere Başbakan Lloyd George, 5 Ocak 1918’ deki, İşçi Sendikaları Kongresinde; 

-“..Türkiye’yi başkentinden veya ırkça hakim unsuru Türk olan Küçük Asya ve Trakya’nın verimli topraklarından mahrum etmek için savaşmıyoruz. Biz, Akdeniz ve Karadeniz arasındaki deniz trafiği uluslararasılaşmış ve yansızlaşmış olmak kaydıyla, başkenti İstanbul ile birlikte Türk ırkının anayurdunda Türk devletinin varlığını sürdürmesine karşı değiliz…

Bu tarihten üç gün sonra, 8 Ocak 1918’de, ABD Başkanı  Wilson;  

-“...Osmanlı Devleti’nin Türk olan kısımlarında egemenliği sağlanacak, Türk olmayan milletlere kendi geleceklerini tayin hakkı tanınacak, Boğazlar uluslararası trafiğe açık olacak ve uluslararası denetim altında tutulacak.”(1) der.

...

Bu noktada bir soru sorarak Kazım Karabekir Paşa’ya kulak verelim;

Kâzım Karabekir’e göre, Halife olmayı arzu eden ve her yerde ona göre konuşmalar yapan M.Kemal Paşa, bu sırada Ankara’dan Meclis İkinci Reisi Ali Fuad Paşa’nın gönderdiği, Gazi’nin geçen yıl millete verdiği söz mucibince bir tarafa çekilmesi şartıyla kendisine bir saray ve ayda onbin lira tahsisat verilmesi hakkındaki takrir (önerge) ile ilgili şifreli telgrafı ile dir.

Hilafeti uhdesine almayı umarken bu tavsiye ona pek acı gelmiştir.

Karabekir, “Hilafet ve saltanatı almak için koyu bir mümin çehresiyle minberlere kadar çıkıp, hutbeler okumak, Muvaffak olamayınca bizzat medh ve sena edilen mukaddesata dil uzatmak ve bunları alt-üst etmek üzere bir tek adamlığa çıkmak gibi iki tehlikeli ifratın birinden diğerine atlamak, herkesin yapabileceği bir iş değildi. Fakat bu felaha doğru bir gidiş ‘de sayılmazdı. Mustafa Kemal Paşanın çıkamadığı bu makamı yıkmak kararını vermiş ve fiiliyata da geçmiş olduğuna şüphem kalmadı’ der (2-3)

...

Bu noktada iki önemli konuyu ileride açmak üzere not edersek;

-Birincisi; Kazım Karabekir Paşa’ya ve o günün olaylarına göre, “Hilafeti Mustafa Kemal Paşa kaldırdı” görüşü tartışmalıdır.  Nedeni, İngiliz Diplomat Wilfred S. Blunt tarafından 1882’de Kahire yazılan “İslam’ın Geleceği” isimli eserinde açıklanmış olmasıdır. (4)

-İkincisi; İngiltere başbakanı tarafından 5 Ocak 1918’de açıklanan;

-“...başkenti İstanbul ile birlikte Türk ırkının anayurdunda Türk devletinin varlığını sürdürmesine karşı değiliz…

İfadesi de (O günün şartları için söylenmiş olmasıdır.) Nedeni;

“...Osmanlının merkez topraklarında yer alacak devletin İstanbul’u bünyesinde bulundurup bulundurmayacağı ve İstanbul’un statüsü de tartışılmıştır. İstanbulsuz ve küçük bir devlet batılılara daha uygun düşmektedir. Hind müslümanlarının bu konuda da talepleri olmuştur. İstanbul’un merkez devletin arazisinde bulunmaması onun gücünü zaafa uğratabileceği gibi, devletin sürekliliğini de haleldar edecektir.

Îngiltere başbakanının açıklamasında, Türklerin İstanbul’dan mahrum edilmeyeceği belirtilmekle birlikte, İstanbul’un bu devletin sınırları içinde bulunsa bile, başkent olmaması, Anadolu’da Bursa veya Ankara’nın başkent yapılması görüşü İngiltere Hariciye Nazırı Lord Kurzon (5) tarafından ifade edilmiştir. (6)

...

Görüldüğü gibi, çok önceden planlanan düşünceler, süreç içerisinde ve ancak, olaylar ve şartlar olgunlaştığında, yaldızlı (aldatıcı) söylemler yerini acı-gerçek (düşüncelere)  uygulamalara bırakmıştır.

Bunun en çarpıcı örneği Mustafa Kemal Paşa’nın, Hanedanlık ve Hilafet konusundaki uygulamalarıdır.

Yeni Devlet’in kurulması ve yönetiminin, kendi ve ekibinin kontrolüne geçesiye kadar, Mustafa Kemal Paşa, Hanedanlığın ve Hilafetin korunmasında en büyük savunucu-destekçi ve teminatı olmasıdır.

 

Devam edecek...

-Araplar mı bizi hayal kırıklığına uğrattı biz mi Arapları ( Veya Tüm İslam Alemini?)

www.canmehmet.com

 

Resim; http://haber.sol.org.tr/devlet-ve-siyaset/erdogan-secilirse-frak-giymeyecek-haberi-95197

Kaynaklar;

(1) Kaynaklar  ve daha fazlası için bakınız;  http://www.canmehmet.com/amerika-ve-ingiltere-yeni-devlet-olusumuna-hangi-anlayisla-ve-ne-zaman-dahil-oldular-7.html

(2) Kâzım Karabekir Paşaların Kavgası. (Yayına haz. İsmet Bozdağ) İstanbul 1991. Sf. 204,206

(3) "Derin Tarih" Dergisi yayınlarından; İSTİKLÂL SAVAŞININ ÖRTÜLEN TARİHİ, D. Mehmet Doğan, DÎN ADAMLARI VE ŞEYH SENUSI NASIL ALDATILDI? (Alıntı, (2) bu esere aittir)

(4) Kaynaklar ve daha fazlası için bakınız;http://www.canmehmet.com/turkiye-korlerinden-degil-koklerinden-beslenerek-tekrar-dunya-devleti-olacaktir-napolyon-neden-muslumanlarin-halifesi-olmak-istedi-son.html

(5) Lord Kürzon (Lord George Curzon, 1859-1925) Birinci Dünya Harbi’nin ikinci döneminde İngiltere Hariciye nazırı. 1922’de Loyt Corc’un başbakanlıktan istifasına rağmen, yeni kabinede görevine devam etti, Lozan Konferansı’nda tayin edici rol oynadı.

(6) Lord Kinros: Atatürk-Bir Milletin Yeniden Doğuşu. (Çev. N. Sander). 8. Bs. İstanbul 1981. Sf. 226 (Alıntı; "Derin tarih" yayınlarından; İSTİKLÂL SAVAŞININ ÖRTÜLEN TARİHİ, D. Mehmet Doğan, DÎN ADAMLARI VE ŞEYH SENUSI NASIL ALDATILDI?

ali adnan inal, ali açıköz bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Değerli Ahmet Elden, Bulamadığınızı ifade ettiğiniz, "Ankara" ile ilgili kısmı paragraf sırasını da belirterek aşağıda bulacaksınız. "..İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Curzon İngiliz kabinesine şimdi, Wilson prensibine uygun bir muhtıra sunmuştu. Bu muhtıra sadece Osmanlı İmparatorluğundaki Ermeni ve Arap gibi Türk uyruğu altındaki ırklara değil, asıl Türklere de (kendi kaderini kendi seçme) hakkı tanıyordu. Bağımsız bir Arabistan ve Ermenistan’dan başka bir de bağımsız Türk devleti kurulmalıydı. Bu devlet, geçmişte olduğu gibi, Anadolu yarımadasının sınırları içinde kalmalı ve başkenti de ya Bursa, ya da Ankara olmalıydı. Lord Curzon Türklerin ancak bu şekilde tatmin edilebileceklerini ve ulusal bir ayaklanmanın ancak bu eskilde önlenebileceğini ileri sürüyordu. Kaynak; "LORD KINROSS-ATATÜRK BİR MÎLLETİN YENİDEN DOĞUŞU,1.ci Kitap. Sahife;227, paragraf 1) İstediğiniz başka bir kaynak varsa lütfen belirtini. Umarım bu cevabımız 2015 baharında yayınlanmaz. Sağlıcakla kalınız.

Canmehmet 
 19.11.2014 20:38
 

Sayın Can Mehmet, yazınızı benim elimdeki kaynaklar yalanlıyor. Kazım Karabekir'den yapmış olduğunuz ve İsmet Bozdağ'ı kaynak gösterdiğiniz alıntı. Uğur Mumcu'nun eseri olan ve benim de kütüphanemde bulunan Kazım Karabekir anlatıyor adlı kitaptaki Karabekir'in anlatılarına tamamiyle ters. Bu kitapta Kazım Karabekir Atatürk'ün bir an önce halifeliğin kaldırılmasından yana olduğunu anlatıyor. Atatürk'ün halifelik için hiçbir çabasından bahsetmiyor. Lord Kinros'un kaynak gösterdiğiniz eseride kütüphanemde mevcut. Kitabın 226. sayfasında Ankara veya Bursa'nın başkent yapılması ile ilgili İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Kurzo'nun düşüncesi ile ilgili bir paragraf da yok. 226. sayfada Erzurum Kongresinden ve Misakı Milli ile ilgili olarak Londra'ın, Albay Rawlison'u görevlendirmesinden bahsedilmekte. Bu alıntıyı Derin tarih yayınlarından yapmışsınız. Oysa bu kitaba bakıp doğruluğunu araştıra bilirdiniz.

Ahmet Elden 
 18.11.2014 19:06
Cevap :
Değerli Ahmet Elden,(1) bir bilgiyi birkaç kaynaktan teyit etmeden kullanmayanlardanız. Özellikle uydurulmuş "Resmi tarih!" konusunda. Öncelikle Lord Kinross'un "Ankara" ifadesini,(2)sayılı cevabımızda sahifesi ve paragraf numarası ile bulacaksınız. Bahsekonu kitaplar kitaplığımızda mevcuttur ve bizim de sık kullandığımız referanslar arasındadır.(http://www.canmehmet.com/kitap-onerileri-1) web adresimize bakabilirsiniz. Yazı içeriğinde gerçek olan şudur; Mustafa Kemal Paşa, duruma göre siyaset belirlemiş, işini gördüğü (kişi) ve uygulamaları sırası geldiğinde çok rahat bir şekilde terk etmiştir. Milli Mücadele döneminde, Osmanlı Saltanatı-Hilafet kurumlarının nerede ise en ateşli savunucusudur. Sistemi, yönetimi kontrol ettiğinde ise bunlar çeşitli gerekçelerle kaldırılır ve Osmanlılar yurt dışına sürülür. Yazı bittiğinde birçok olay aydınlanmış olacaktır. Bizler, okunanlara (peşinen) inanılmasını değil, bilinenlerle farklı olanların araştırılmasını önermekteyiz. Sağlıcakla kalınız.   20.11.2014 9:30
 

Resmi tarihin yalan olduğunu biraz biliyor ve sezinliyorduk ama neredeyse tamamrn yalan olduğunu sizin gibi gerçeği araştıranların yardımıyle öğreneceğiz. Güzel ve ilginç bir konuyu ele aldınız. Teşekkürler. Selamlar

SÜLEYMAN SIRRI 
 17.11.2014 20:51
Cevap :
Değerli "Doğrularım", konuya ilginize teşekkür ediyorum. "Milli Mücadele", Sadece Türkler, Kürtler ve Arapların, verdikleri destekle değil,Tüm Dünya Müslümanlarının desteği ile kazanılmış, ancak, Milli, Mücadele (kısmi) başarıya ulaştığında (diyelim, ki bu da tartışmalıdır) İslam davası'na gönül verenlerin tamamı unutulmuş ve unutturulmuştur. Halkımız ne Libyalı efsane kahraman Şeyh Sunusi'nin katkıları bilmektedir, ne de Milli Mücadele için toplanan yardıma katkı için tek varlığı olan çocuğunu satılığa çıkaran Hintli Müslüman kadının hikayesini. Milli Mücadele, Bir İslam davası'dır. Ancak bittiğinde, "İslam'ın bitirilmesi davası"mı olduğuna okuyanlar karar vermelidir. Biz yazının başında özellikle 5-8 Ocak 1918'de İngiltere ve ABD'nin aldığı kararı yazdık ki, okuyanlar; 24 temmuz 1923 Lozan Antlaşması'nda neyi kazandığımızı, veya neyi değiştirdiğimizi karşılaştırsınlar. Maalesef okumuyor, okuyanı da şartlandırıldığımızdan (gerçekleri açıkladığı için) sevmiyoruz.Sağlıcakla kalınız.  18.11.2014 11:19
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 904
Toplam yorum
: 2544
Toplam mesaj
: 242
Ort. okunma sayısı
: 1652
Kayıt tarihi
: 29.08.06
 
 

Ticari ilimler akademisindeki öğrenciliğim sırasında, bir kamu iktisâdi kuruluşunda başladığım ça..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster