Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Ocak '11

 
Kategori
Blog
Okunma Sayısı
1009
 

Yayınlanmayan yorumlar dokunuyormuş insana!

Yayınlanmayan yorumlar dokunuyormuş insana!
 

Kaynak: İnternet


İç dökme…

Sevgili Mamut demişti ki: Artık burada yazmazsın sen…

“Yazarım” demiştim, “Yok” demişti, “Vakit bulamazsın!”

Haklıymış!

Milliyet com.tr öne çıktı, Milliyet Blog’a pek yer kalmadı!

Lakin, dayanamadım, geçen gün Blog Kategorisinde bir yazı yazdım; dedim ya, dayanamadım!

Patladım!

Üzerine bir blog yazıldı, Ümit Culduz tarafından, ki adresim oydu zaten; lakin yazdığım yorumlar yayınlanmadı!

İlk kez başıma geliyor, ağrına gidiyormuş meğer insanın!

Hani, söylenenleri yutmuş gibi oluyor insan!

Çoğu kez tepki göstermiyorum, kendi tercihim, lakin tepki gösterip de yayınlanmayınca fena oluyor insan!

******

Alev Hanımın yorumu var yazı altında, rahmetli Mustafa Mumcu’nun kendisine söylediği bazı şeylerden söz ediyor; ne dediği hiç belli değil!

Yorum yazdım Alev Hanım’a yönelik; dedim ki ne diyorsanız açık söyleyin! Bu arada, inanın size hiç yakıştıramadım vefat eden birinin arkasından “dedi ki…” tarzında şeyleri! “Dedim, demedim, aslında şunu demek istedim” gibi savunmaya geçemeyecek birine dayanarak bir takım şeyler söylemenizi; açık olarak ne demek istediğinizi söyleyin lütfen, ben de dedim ya da demedim diye yanıt vereyim! Rahmetli ile kendisi hakkında tek bir muhabbetimizin geçmediğinden o kadar eminim ki!

Culduz Bey’e de dedim ki: Rahmetli Narçiçeği hastalığından söz ederken, “Ne gerek var?” diye karşı çıkmıştınız, amacınız iyi olabilirdi, hastalığını kötüye kullandığını düşünenler olabilirdi ama ne oldu? Aramızdan kayıp gitti; anlatmasına izin vermediğiniz hastalığından dolayı!

Size ne? İstediği gibi yazma hakkı varken, nedir müdahale?

Hiç mi vicdanınız sızlamıyordur?

Diye sordum!

Siz kendinize bakınız, size ne ona buna karışmak, ahkam kesmek?

Yayınlanmadı…

İlk kez başıma geliyor, sindiremiyormuş insan, o haleti ruhiye ile daha neler yazdım, tık yok!

Kolay kolay o hale gelmem; nedeni de şudur: yedi yaşında bir kız kardeş kaybettim, oyun oynarken “öldüm ben” oyunu oynardık, onun ölüme kenetli olduğunu bilmeden… “Öldüm ben!” derdik ve yığılırdık bir tarafa… “Ölme Abla!” diye feryat figan ederdi, biz kız kardeşimle gülmekten ölürdük!

Yayınlanmayan yorumumda şunu da anlattım, neden hoşgörüm bu kadar yüksek, ve neden sizi de anlıyorum bir yerde; annesini pek erken yaşta kaybetmiş biri olarak: Yedi yaşında vefat eden kardeşim beş yaşlarında falandı, annemler bir sokak ötedeki dayımlara gitmişti.

Vefat eden kardeşim, Simten, öksürmeye başlamıştı; ama nasıl bir öksürme, dayanmak mümkün değil, seven insan için!

“Offf, yeterrrr! Öksürme artık!” dedim…

Yavrum, mutfağa gitti, kapıyı kapattı, birkaç kez daha öksürdü, ağzını elleri ile tutarak!

Bir hışım mutfağa girdim ki; buzdolabının yan tarafına sığınmış, öksürük sesi az gelsin diye…

Buzdolabının yanı kan gölü, korkuyla açılmış gözleri…

Onun ciğerinden ölümcül kanlar gelmiş, o ablasının gözüne bakıyor “Ben kötü bir şey yapmadım, ama özür dilerim öksürdüğüm için…” gibi…

O sırada on bir yaşındaydım, uğurladığımızda iki yıl daha olgundum…

Bu nedenle dedim Culduz’a yorumumda, insanları kırmaktan, zarar vermekten korkarım!

Böyle bir vicdan muhasebem vardır; pek erken yaşlardan oluşan!

Sizin de dedim, annenizi kaybedişiniz pek erken olmuş, kayıplar hoş değil, ancak sırf sizde değil, herkesin yaşamında kayıplar ve onmaz vicdan azapları var!

“Öksürme artık” diye bağırdığınız kız kardeşinizin aslında ciğerlerinin iflas ettiğinin ve o iflas anında sırf sizi üzmemek adına küçücük bir bedenin buzdolabı arasına öksürüklerini sokuşturmaya çalışması… “Abla!” diye on bir yaşında abuk sabuk laflar eden kız bakıp, bir gözü kanlı deryada, bir gözü özür diler durumda…

Durduk yerde kimseyi eleştirmem, korkarım!

Çünkü, erken yaşta yaşadığım bir deneyimim vardır dedim…

Yayınlanmayan yorumlarımda…

******

Şahsını anlar bazı şeyler de yazmıştım, ama…

Şu bir gerçektir ki: Herkesin yaşamında hoşlukların yanında travmaları da vardır; birilerine basit gelir, birilerine acının merkezidir; yaşamadan bilinmez! Ahkam kesmekle de bu işler yürümez!

Lakin, bir gerçeği de anladım ki; gelen her yorumun arkasında duracak kişiler vardır, ister övsün, ister küfür etsin…

Övgüyü kabul edip de, yergiyi reddeden kişiler kendilerinden şüpheye düşenlerdir!

Eeee, daha ne diyeyim?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Kimin ne anladığı değil. Bana hissettirdiklerinizdir. Fakat bu yorumların yazılmasının asıl amacı, bana hissettirdikleriniz değil. Başkalarının size yaptığında feryat ettiğiniz şeyi sizin de başkalarına çok rahat bir şekilde yapıyor olduğunuzu göstermektir. Yani daha öncede dediğim gibi; Size ayna tutmaktır. Yoksa şahsıma karşı tutumunuz, bahsettiğim blogtan çok daha öncesine dayanıyor. Bunu çok iyi biliyorsunuz. Asıl noktayı es geçmeyin Gülgün hanım. Okuyanlar ne karar verirse versin hiç umurumda değil. Zira, okuyanlar sizin ve benim neden bahsettiğimi tam olarak bilmiyorlar. Fakat siz biraz düşünürseniz, neden bahsettiğimi anımsarsınız. Veya kendi blog başlığınıza bakın. Neydi O? "Yayınlanmayan yorumlardı" değil mi? E tabi bir de ulaşmadı denilen mesajları unutmamak lazım. Unutmadan birde; "Vicdan" nedir? acaba, neyse kafanıza daha fazla karıştırmayayım. İsterseniz bu yorumumuda yayınlamayın, bana ulaşmadı dersiniz olur biter. Daha önce olduğu gibi, ne dersiniz? SLM.

Yorum Dükkanı 
 06.01.2011 9:23
 

Ne yapmalı. Valla yıllar önce benim oğlan çok yaramaz, baş edemiyorum dediğimde bir büyüğüm demişti ki; Her yaptığını görüyor olmayasın. İçimdeki çocuk muhabbetini sevmem. Çünkü büyüdüm ve olgunlaştım. İçimde belli bir saflık, neşe, muziplik olabilir ama çocuk mocuk yok. Olgun ve yaşının insanı biri var. Ama herkes böyle değil elbette. İçindeki çocuğun öğünç kaynağı olduğunu düşünenler de var (yine saygım sonsuz). Ve karşımızda uslanmaz bir çocuk ve adının tersine umutsuz bir vaka varsa ve dahi bu editörlerin işine geldiğinden herkese kuralsız sınırsız saldırmasına izin veriyorlarsa yapacak iki şey kalıyor. Ya Balcı gibi bu duruma katlanmayıp çekip gitmek ya da yaptıklarını görmemek yok saymak okumamak yorum yazmamak, hele blog hiç yazmamak, eline polemik konusu vermemek. Kısacası susmak. Malum; Edepliler edebinden susacak. Edepsizler susturdum sanacak. Biz böyle sanmalarını dert edecek miyiz?? Hayır elbette.:))) Herkese daha ciddi konuları olan ilham perileri dilerim. Sevgiler çok..

Yıldız... 
 03.01.2011 19:25
Cevap :
Yıldız Hanım'cığım, yorumlarınız başucu kitabı kıvamında olmuş, kendi adıma çok teşekkür ederim! Kadri Bey'e yazdığım şekilde gelişti, amacımı ise Derinmavi'ye yanıt yazarken ifade ettim. Gereksiz polemiklere bulaşmak değildi amacım, uzatmaya da niyetli değilim zati! Ne bana yakışır, ne de harcanacak enerjiye değer... Katılımınıza, özellikle başucu niteliğindeki yorumlarına tekrar teşekkür ederim! Yeni yılınız kutlu olsun! Selam ve sevgilerimle...  04.01.2011 8:12
 

Önce şunu aktarayım: Harmaniyeleriyle, zırhlarıyla, kaftanları ve peçeleriyle önlerinden geçen onca insan hep aynı hataları yaptılar, "misafir" olduklarını unuttular, duygularını küçümsediler, onları sakladılar, hep bir başka zamana ertelediler, "bir başka zaman" olmadığını hiç bilemediler, hissettikleriyle yaşadıkları arasında uçurumlar oluştu." Ardından da bunu: "İnsanların bir türlü kendileri olamadıklarını, en çok "kendileri olmaktan" korktuklarını, kendileri olmaktan utandıklarını, saklandıklarını, kendilerini saklayabilmek için gerçek olmayan hayatlar icat ettiklerini, aslında var olmayan "bir başkasını" taklit etmeye çalıştıklarını gördü erguvanlar. (...)Sahipsiz, terk edilmiş duyguların hayaletleri dolaşıyor şehrin sokaklarında, binlerce yıldan beri söylenmeyen, saklanan, utanılan duygular." Ahmet Altan'a ait bu satırlar... Fazla söze gerek var mı!? Ne mutlu duygularına sahip çıkanlara ve onları paylaşanlara... Saygılar...

Eray Ergün 
 03.01.2011 19:16
Cevap :
:) Paylaşım için çok teşekkürler, selam ve sevgiler...  05.01.2011 21:49
 

Blogdaki bu kral kraliçe seçimleri, elim sende oyunları benim eğlence anlayışıma hiç hitap etmediğinden (eğlenceli bulan arkadaşlara saygım sonsuz, ayrı konu) başından beri bu konuya hiç duhul olmadım. Bu konudaki blogları da dolayısı ile, polemik bu noktaya gelene kadar okumadım. Bu bakımdan tamamen dışarıdan bakan ve ortalık feryat figan olunca ne oluyor diye bakan biri olarak, durum dışarıdan aynen şöyle görünüyor. Blogda tamamen gır gır olsun diye kral kraliçe seçilmiş... Katılanlar kendi aralarında eğlenen sınırlı sayıda bir grup ve koca koca insanlar. Ama ne olmuşsa olmuş bu koca koca adamlar ve kadınlar vay sen oldun ben oldum, hile yaptın, kulis yaptın, senin dediğin seçildi benim dediğimin hakkı yendi diye birbirlerine girmişler... Ne kadar komik görünüyor değil mi..?? Bu kadar boş ve incir çekirdeğini doldurmaz bir konuyu, aklı başında insanlar arasında bu kadar çocukça bir çekişmeye dödürebilmek de gerçekten başarı... Hala devamı var..:))

Yıldız... 
 03.01.2011 19:10
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1269
Toplam yorum
: 4372
Toplam mesaj
: 226
Ort. okunma sayısı
: 1314
Kayıt tarihi
: 18.09.07
 
 

İzmir, 1963 doğumluyum. Dokuz Eylül Üniversitesi İngilizce bölümü mezunuyum ve özel bir şirkette ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster