Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Eylül '10

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
643
 

Yeni Anayasa: Gerçekçi ol imkansızı iste!

Referandum oylaması sürerken, “Türkiye’nin daha özgürlükçü bir Anayasaya ihtiyacı var” diye yazmıştım. Gelinen nokta, AKP ve CHP’nin bu ihtiyaç konusunda uzlaşma temennisinde olduğunu gösteriyor. Başbakan’ın “başörtüsü”nü; Kılıçdaroğlu’nun “türbanla beraber, dokunulmazlığın kaldırılması, barajın düşürülmesi ve YÖK’ün kaldırılması”nı dillendirdikleri süreç, yeni Anayasa tartışmalarının nasıl bir seyir izleyeceğinin de işaretini veriyor.

PKK’nın başvurduğu silahlı propaganda yöntemiyle gündemin baş sırasına oturan Kürt sorunu, “başörtüsü-şeriat” ve “Alevilik-zındıklık” ikilemleriyle inanç özgürlüğü sorunu, yolsuzlukla yakından ilişkili dokunulmazlıklar ve temel hak ve özgürlüklerin en geniş biçimde kullanıldığı üniversiteleri cendere altına alan YÖK sorunu, Türkiye’nin temel sorunları olarak biliniyor.

Resmi konsept, bugüne kadar, Kürtlerin kimliklerinin tanınması mücadelesini “bölücülük”, başörtüsü talebini “şeriat”, Alevilerin taleplerini “zındıklık” olarak gördü. Bu nedenle seçim barajını yüksek tutarak, fiilen Kürtlerin kendilerini temsil etmelerinin önü tıkandı; hiçbir gereği yokken ve öyle bir yasal düzenleme mevcut değilken, başörtüsü takan üniversiteli öğrenciler derslere alınmadı. Alevi çocukları zorla kendilerini ait hissetmedikleri bir din dersi müfredatına tabi tutuldu. Ve özgürlüklerin filizlendiği ortam olarak bilinen üniversiteler YÖK ile birlikte diyelim ki Askerlik Şubesine benzer bir işleyişe boyun eğer hale getirildi.

Anayasası ve yasaları, her türlü sınırlamayla belirginleştirilmiş, her türlü farklılığı, ulusal ya dinsel saldırı ve bölücülük olarak algılamış, milletvekillerine tanınan dokunulmazlığı kürsü sınırlarından çıkartıp, her türlü sevimsizliğin milletvekillerine serbestliği olarak yorumlamış ve üniversiteleri kışlaya benzemiş bir ülkenin demokrasi kulvarında yol alması mümkün mü? Sorunları tanımlamadan çözüm üretmek ve içine girildiğinde çözümün kapısını aralanacağı bilindiğinden sorunların etrafından dolaşıldığı sürece de bu fasit dairenin dışına çıkılması mümkün görünmüyor. Açık ki, Türkiye’nin, kendisini sarıp sarmalayan bu korku duvarlarını aşması için aklın ve duyguların dengeli diyalektiğine ihtiyacı bulunuyor.

Sorunlar belli. Esasen, bugün, bu sorunları tanımlamak, Amerika’yı yeniden keşfetmeye benziyor. Üstelik, körün fili tarif ettiği gibi, her toplumsal kesim, kendi sorununu, biricik sorun olarak görüyor. Bu da “dilin ağrıyan dişe değmesi” kadar doğal bir refleks. Bugünün sorunu, herkesin üzerinde mutabık kaldığı sorunları, tümüyle çözebilecek ortak bir iradenin geliştirilmesi olarak görüyor. Farklı toplumsal kesimlerin doğal reflekslerini aklın ve bilimin süzgecinden geçirerek, herkesin meselesi haline dönüştürecek bir iradeye ihtiyaç bulunuyor. Bütün bir toplumun, kendisinin sorunu kadar başkalarının sorunları da olabileceği konusunda bir bilinç dönüşümü yaşaması gerekiyor. Türk’ün Türk, Kürt’ün Kürt olarak rahatça yaşaması; Sünni’nin Sünni, Alevi’nin Alevi inancına uygun ritüelleri rahatlıkla ve güven içinde yerine getirebilmesi, karşımızdakinin farklılığının kabul etmemizle mümkün olabilecek.

AKP’nin başörtüsüyle sınırladığı yeni dönemin talebini az; CHP’nin dokunulmazlıktan YÖK’e kadar genişlettiği talepler manzumesini “ipe un serme” olarak görmeden önce temel bir konsept üzerinde anlaşmaya ihtiyaç bulunuyor. Farklı talepleri programlaştıran politik partilerin tribüne seslenen çıkışlarının Türkiye’ye hiçbir şey kazandırmadığı açıkça görülüyor. Yurttaşlarına güven veren demokratik bir Cumhuriyetin kurulabilmesi, prensipler üzerinde anlaşmakla gerçekleşeceği açıkça görünüyor.

Yeni Anayasa, Kürt’ün de, Türk’ün de, Alevinin de, Sünni’nin de, azınlığın da, çoğunluğun da hak ve taleplerini güvence altına alabilmelidir. Bir kez daha açıkça yazmakta yarar var; yeni dönem, bütün cinayetlerin açığa çıktığı, bütün faili meçhullerin meçhul olmaktan çıkartıldığı, herkesin inancına ya da inançsızlığına uygun olarak yaşadığı, dilini öğrenip konuşabildiği ve bundan dolayı asla baskı görmeyeceği bir dönem olabilmelidir. Gerçekçi olup imkansızı isteme zamanıdır!

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Anayasa değişikliği konusunda bir uzlaşma var, ki bu konuda psikolojik eşik aşılalı çok oldu. Anayasa değişsin de, ama nasıl değişecek, soru bu. Çoğu bakan ya da üst düzey bürokrat eşinin türbanlı olduğu ya da bunun iddia edildiği bir siyasal anlayış ile, ideal bir toplum düzenini sağlayacak bir anayasa nasıl mümkündür? Örneğin, insanların daha temel eğitimlerini almadan, çocuk yaşta, Kuran kursları gibi dinsel temelli eğitimlerden geçirilmesinin yasak olacağı bir toplumsal düzen getirilecek mi? Bunu çoğunun eşinin türbanlı olduğu bir siyasal anlayış mı getirecek yani? Tamam anayasa değişsin de, nasıl değişsin ve nasıl değişmeli, hangi toplumu idealize eden bir anayasa perspektifi olsun, esas mesele bu.

Erdal Aydın 
 29.09.2010 14:54
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 102
Toplam yorum
: 67
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 661
Kayıt tarihi
: 06.07.10
 
 

8 Ocak 1961'de doğdu. Ankara Üniversitesi Basın Yayın Yüksekokulu Gazetecilik ve Halkla İlişkiler..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster