Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Aralık '08

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
495
 

Yeniçağda Türkiye'nin eğitim sistemi

Yeniçağda Türkiye'nin eğitim sistemi
 

İlkokula yeni başladığımda öğretmen bana S harfini 150 defa yazma ödevi vermişti. Şimdi böyle bir ödevin ne kadar saçma ve aptalca olduğunu görebiliyorum. Öğretmenin suçu yoktu. Eğitim sistemi böyleydi. Oysa bunun pratik hiçbir yararı yoktu. Bunlar geri zekâlı mı eğitiyorlardı? İçinde S harfi bulunan bir sözcük ya da cümle yazdırsalardı biz S harfini yapamayacak mıydık? Biz S harfini bilmem kaç kere yazarken bazı ülke çocukları muhtemelen uzay aracını inceliyorlardı.

Senelerce tarih okudum. Aklımda kalan tek şey Kadeş Antlaşması. İlk yazılı antlaşmaymış. Hayata atıldığımda kırılan ampulü değiştirmek için para verip elektrikçi çağırdım birkaç kez. Bu abuk sabuk şeyleri öğreteceklerine lamba takmayı öğretselerdi bir işime yarardı.

Söylemeye utanıyorum. Üniversiteyi bitirdiğimde şu köşe başlarındaki telefonla konuşmayı bile bilmiyordum. Ama Amerika’nın tüm eyaletlerini hatta Newyork'un sokaklarını bile sayabilirdim.

Niğbolu savaşını okutmuşlardı bize. Büyük bir zafermiş. Neden büyük bir zafer olduğunu şimdi bile anlamış değilim. Bu savaşta kansere çare falan mı bulunmuştu? Hayır. İnsanlar birbirlerini öldürmüştü acımasızca. Bu gün düşününce 15 koca yıl boyunca bize öğretilenlerinin büyük bir bölümünün hiç hayatta karşımıza çıkmayacak boş ve gereksiz şeyler olduğunu görebiliyorum. Yazık ettiler bize! 15 koca yılımızı çaldılar! Eklemeliyim. Şu an sahip olduğum kültüre aldığım eğitimin hiçbir katkısı yoktur. Daha sonra okuduğum 100 lerce kitap, canlı olarak yaşadığım hayat ve sanatsal olaylar benim kültür düzeyimi belirledi. Birkaç gün okuma yazma, birkaç gün hesap. Hepsi hepsi 15 günlük iş için 15 yılımızı heder ettiler. Yazık, gerçekten çok yazık.

Burada başka bir konuya kısaca temas etmek istiyorum.

El kadar çocuğu sabahın 6’ sında dürtükleyip uyandırarak hadi hadi diye sıkboğaz edip üstelik Sirkeci hamalı gibi sırtına bilmem kaç kilo ağırlığında çantayı sarıp erkenden okula yollamak. Geç kaldın. Geç kaldın. Niye? Koca gün çuvala mı girdi? Çocuk baskıyla aceleyle iterek kakılarak uyandırılıyor. Bazı anne babalar abartıp dövüyorlar bile. Elini yüzünü bile yıkamadan çantasına çoğu sağlıksız abuk sabuk bir iki şey koyup kovar gibi okula yollamak.

Ey Türkiye halkı! Ağaç Hareketi’nin eğitim sistemini okuduğunuz zaman bu saçmalıklara kahkahayla gülecek sonra yazık ettiğiniz gözbebeğiniz çocuklarınız için, bilmeyerek ve istemeyerek yaptığınız yanlışlarla onların o en güzel çağlarını sevgili çocuklarınıza ve üstelik hiç bir karşılık alamadan zehir ettiğiniz için gözlerinizden birer damla pişmanlık gözyaşı akıtacaksınız.

Bir de Üniversite Faciası var. Trajik komik bir olay. 1.5 milyon kişi sınava giriyor. 300 bini kazanıyor. Kalanlar sokağa. Üstelik bu kadar genci aylar hatta yıllar önce yarışmaya sokuyorlar. Sömürü düzeninin dershaneleri bu sayede milyar dolarlık vurgun vuruyorlar. En acısı da üniversiteyi kazanamayan çocuğun değeri anne baba ve çevresinin gözünde beş kuruşa düşüyor. Üniversiteyi kazanamayanları adam yerine bile koymuyorlar. Bu nedenle bir kısım gençler bu durumu kaldıramayarak bunalıma girip intihar ediyorlar. Zaten mezun olsan bile iş bulamıyorsun.

Ve Türkiye'de bu sorunun kesinlikle çözümü yok. Çıkmaza girmiş ve ülkenin geleceğini tehdit ediyor.

Ağaç Hareketi'nin getirdiği süper devrimlerden biri de Eğitim sisteminde.
Öncelikle şu anki Eğitim sistemi bir kâğıt gibi buruşturulup çöpe atılıyor. Başka bir deyişle tümüyle değişiyor.

" Çocuk Yetiştirme Hizmet Birimi" çocuklarınızı sizinle beraber yetiştirip 6 yaşına getirdi. Bu tarihten itibaren çocuklarınız 10 yıl süreli "Temel Eğitim Sistemi " ne tabi tutulur. Özellikler ve işleyişi şöyledir:

Küçük, büyük, kalabalık ya da az sayıda ayrımı yapılmadan 20 aile bir eğitim hizmet alanı sayılır. Yani bu 20 ailenin kaç çocuğu olursa olsun bunlara bir eğitim gurubu bakacaktır. Eğitim gurubu 3 kişiden oluşur. Bir öğretici. Bir, çok yönlü yetiştirilecek eğitici. Ve bir de tüm bu olayları o 20 aile için düzenleyecek 10 parmağında on hüner olan becerikli bir kişi.

Okul yok, defter kalem yok, ders araç gereçleri yok.

Eğitim uzmanları tarafından aylarca süren çalışmayla belirlenecek çocuklar için bir faaliyet, eylem listesi var. Bu listede hayatta bir insana gerekli olabilecek 100 konu var. Neler yok ki bu listede. Bir iki örnek. Sağlık, temizlik, bakımlı giyinme ve güzellik, spor, sinema, tiyatro, teknolojiyi kullanma, yangın, deprem , ilk yardım, yemek yeme, Türkiye, dünya, Uzay, Atari oynama, video seyretme, satranç, elektrik, doğalgaz, orman, kitap okuma, resim, Türkçe, yabancı dil, Yüzme... Say sayabildiğin kadar. Tam 100 konu. Bunların büyük bir bölümü hem eğlenmelerini hem de zamanlarını yararlı uğraşlarla geçirmelerini sağlamaya yönelik. Kalan kısım ise mutlaka bilmemiz ve öğrenmemiz gereken şeyler.

Eğitim zorunlu. Tıpkı bugünkü askerlik gibi. Gitmeyen evinden zorla alınıp götürülür. Çocuğunu okula göndermeyen ebeveyn için hapis cezası vardır.
Yeni düzene göre çocuk anne ya da babanın malı değildir. Anne baba çocuğun doğumuna aracılık etmişlerdir, o kadar. Doğan her çocuk bağımsız bir varlıktır. Çocuk tüm ülkenin çocuğudur. Benim oğlum benim kızım diye ne dövebilirsin ne de başka bir şey yapabilirsin. Anne babanın hakkı çocuklarını sevme, onların büyüyüp yetişmesi için yönetimle birlikte gerekli çalışmayı gösterme ve çocuğuyla gurur duymaktan ibarettir. Çocuğun sorumluluğu ilgili hizmet birimine aittir. Anne baba da sevgi ve şefkatini gösterir. Bu anlamda anne baba ve ilgili hizmet birimi çocuğu birlikte büyütürler.

Yeni düzende saat akşam 22.00 de gece süreci başlar ve uyku ve dinlenme moduna geçileceği için konutlarda ve açık olması zorunlu olmayan" çünkü yeni düzende esas çalışma gündüz sabah 09.00–15.00 arası olup gece çalışma yoktur." yerlerde ülke çapında elektrikler kesilir. Bu nedenle herkes gibi çocuklar da erken uyur ve sabah saat 06.00 da kalkarlar. Erken kalkarlar ama okula yetişmek işin değil, sabahı yaşamak için. Çocuk sabah sporunu yapar. Yıkanır. Özenle kahvaltısını yapar. Hizmet birimi eşliğinde temizliğini yapıp giyinir.Sonra saat 09.00’da eğitime gider..

Burada çok kısa kılık kıyafet devrimine de değinmek zorundayım.
Yeni düzende insanların kılık ve kıyafetleri için hiç bir sınırlama yoktur. Yani ne giyeceğine insan kendi karar verir. Bugün ülkemizde uygulanan dayatmacı kılık kıyafet düzenlemeleri açık bir özgürlük ihlalidir. Eskiden çocuklara kapkara önlükler giydiriyorlardı. Aman Allahım! Şimdi de okullarda kimsenin isteyerek giymediği zorla giydirilen formalar var. Hele de memurların kravatlı takım elbise mecburiyetleri insanlık dışı bir uygulama. Ben özgür ve bağımsız bir varlığım. Sen benim giyeceğim elbiseye ne karışıyorsun? Bu hakkı sana kim veriyor. Bana sordun mu bu kıyafetleri giymek istiyor musun diye? Benim onaylamadığım her şey benim için dayatmadır. Kılık kıyafet kanunu varmış. Ogün için bunlar gerekliydi belki. Ama aradan 80 kusur yıl geçti. O büyük insan bu ülkeyi yönetenlerin gerektiğinde gerekli değişiklik ve yenilikleri yapabilecek bilgi ve cesarette olmadıklarını hesaplayamamış demek ki. Atatürk Devrimlerinin altında "Kıyamete kadar uygulanacaktır" diye bir hüküm mü yazılı?

Ancak tabi tam özgürlük dedikse Yeni Düzende insanlar hiçbir şekil ve şartta başkalarını rahatsız edecek derecede alenen çıplak gezme, çıplaklar kampı, gösterisi, yürüyüşü gibi eylemleri kesinlikle yapamazlar. Kanun bu ve buna benzer davranışları yasak eder ve engeller. Hangi durumların suç olduğu kanunda açık olarak yazılıdır.

İnsanların ne giydiğine asla bakılmaz. Dış görünüşlerinde sağlığa aykırı olmayan her türlü zararsız değişimi yapabilirler. Saçlarını kazıtır, ya da ördürür, küpe takar, dövme yaptırabilirler. Bunlar sadece temizlik sağlık ve bakımlı görünme yönleriyle dikkate alınır.

Ancak Yeni Düzende herkes eski olsun yeni olsun bakımlı ve temiz giyinmeye mecburdur. Ben kirli ve pis gezerim diyemez. Yeni düzende toplumun sağlığını bozmak, görüntü kirliliği yaratmak gibi suçlar vardır. Kirli ve pis gezmek bu nedenle suçtur. Ancak bu kirliliğin ve pis görüntünün alenen belli olması gerekir. Pantolonuna bir çamur bulaştı diye kişi yargılanamaz. Herkes içinde yaşadığı topluma en temiz ve güzel halleriyle çıkmak zorundadır. İmkânı olmayanlar kendi müracaatları gerekmeksizin bizzat yönetim tarafından hizmet birimleri vasıtasıyla bakımlı ve temiz hale getirilir.

Temel Eğitim Sistemi çocuk 6 yaşından gün aldığı tarihte başlar ve 15 yaşını bitirdiği gün sona erer.

Çocuk her akşam ya da ertesi günün sabahı eğitim birimine o gün yapacağı veya katılacağı faaliyet ya da eylemleri bildirir. Eylemlerin süresi bellidir. Eğitimin süresi ise standart çalışma süresi 09.00–15.00 arasıdır. Çocuk bu süreye sığacak sayıda faaliyet seçer. Eylemlerden bir tanesi çocuğun mutlaka öğrenmesi gerekli konulardan biri olmalıdır. Diğerlerinde ise çocuk o gün ne yapmak istiyorsa onu seçer. Eğiticiler aynı faaliyetleri seçen çocukları belirli sayıda guruplarla bir araya getirirler ve eğitim verirler. Öğrenme bizzat yaparak ve görerektir. Denizi hiç görmemiş bir çocuğa suyun kaldırma kuvvetini nasıl anlatabilirsiniz?

Eğitim Hizmet Grubu normal eğitim süresi dışında da sorumlu bulundukları çocuklarla sürekli iletişim halindedirler.Anne babalarla birlikte çocuğun doğru şekilde eğlenmesi, gezmesi ve yaşama uyum sağlaması kontrol altında tutulur.

Aslında bu 10 yıl aynı zamanda çocuğun ya da gencin çocukluğunu ve gençliğini yaşaması sürecidir. Çocuk ve genç 100 faaliyet içinde yer alan çok sayıda eğlenceli faaliyetle çocukluk ve gençliklerini doya doya yaşarlar. Öte yandan bazı şeyleri sürekli yaparak öğrendikleri için örneğin 10 yılın sonunda tam bir ilk yardım uzmanı olabilirler.

Eğitim yeri açık kapalı her yerdir. Neresi uygunsa. Bazen bozuk hava şartlarında kapalı yerler bazen dağ, taş bazen tarla, fabrika kısaca hayatın içi. Her şeyi görerek ve yaparak öğrenirler.

Not, puan, sınıf geçme, sınıfta kalma gibi çocuğu ve genci sterse sokan zorlama saçma disiplin uygulamaları yeni düzende yoktur. Yeni Düzende çocuk veya genç öğrenci değildir. Hayatta kendisi için bazı şeyleri öğrenmesi gereken bir bireydir.
Bir şey zaten ancak isteyerek öğrenilebilir. Çocuk o gün eğitime katılmak istemediğini söylediği zaman katılmaz. Tabi bu hiç okula gitmeme değildir. O gün canı istememektedir. Zorla götürsen de o psikolojiyle zaten hiçbir şey öğrenemeyecektir.

10 yıllık süreç içinde çocuk veya genç izlenir. Neye yeteneği ve ilgisi varsa tespit edilir. 10 yıllık Temel Eğitimin sonunda çocuğun veya gencin seçtiği ya da uzmanlarca kendisine uygun görülen iş, meslek ve sanat alanında yetişmek üzere 16 yaşından gün aldığı tarihten itibaren:

1-) Tüm iş ve mesleklerde sadece uzman yetiştiren ülke üniversitelerinin sınavına girip kazanırsa bunlara devam eder.

2-) Kazanamadığı takdirde 16–21 yaş arası 5 yıl sürecek, seçtiği iş, meslek ve sanat alanında eğitim almak üzere Mesleki eğitim sürecine girer. 5 yıl süreyle mesleğiyle ilgili uygulamalı bizzat uygulama yerlerinde ve hayatın içinde, tarlada, fabrikada seçmiş olduğu mesleğini öğrenir. Bu süre içinde ailesine yük olmaması için yarım standart maaş verilir ve bu para onun stajyer olarak yaptığı üretimden karşılanır.

Mesleki Eğitim süreci gencin tüm zamanını almaz. Gençliğini yaşaya bileceği gezip eğlene bileceği bolca zamanı kalır. Zira eğitim 09.00–15, 00 arasıdır. Diğer zamanlar 18 li yaşların özgürce gezip tozma zamanıdır.

21 yaşından gün aldığı tarihte kendisine tabi ki başarılı olmuşsa -Yoksa yapabileceği diğer iş ve mesleğe yönlendirilir-Meslek belgesi verilir. Herkesin tek bir işi veya mesleği olur. Herkesin en iyi yaptığı şey onun mesleğidir. Genç benim resme yeteneğim var ama ben tiyatrocu olacağım diyemez. En iyi yaptığı işi yapmak zorundadır. Meslek belgesi herkes için zorunludur. İşsiz ve mesleksiz insan olamaz.

Burada bir konunun açıklanması gerekir.

Yeni Düzende insanların tek başlarına ve aile olarak geçimlerini sürdürebilecekleri standart bir gelir düzeyi vardır. Bu miktar, ülke çapında yapılan çalışmalar sonucu kişi başına bir defaya mahsus olmak üzere tespit edilir. Devam eden yıllarda enflasyon oranında kendiliğinden artar. Burada iki kriter vardır. İlki kişilerin malvarlığının parasal değerinin tespit edilen tutarın altında olmaması, ikincisi ise kişinin aylık kazancının tespit edilen standart gelirin altında olmaması. İşte Yeni Düzende bir kişinin malvarlığı veya aylık kazancının ayrı ayrı belirlenen standardın altında olması halinde kişi çalışmaya mecburdur. Diğerlerinin ise çalışıp çalışmama istekleri kendilerine aittir. Hiç kimse kendisini ve ailesini aç ve sefil bırakamaz. Yönetim herkesin mali durumunu bilir ve bu durumda olanları çalışmaya mecbur eder. Ben fakir yaşayacağım diye bir özgürlük yoktur.

ÖSS sınavı çok farklıdır. Zekâyı ön planda tutar. Belki 500 ü bulacak iş ve meslekte çalışanlarla birlikte tarlada, fabrikada, her yerde onlara işin nasıl yapılması gerektiğini uygulamalı olarak gösterirler. İşin tekniği onlardan sorulur. Üniversite öğrenim süresi o bölümde öğretilecek iş, sanat ve mesleğe göre değişir.
İbrahim Tatlıses hem türkücü hem yönetmen, hem de eskiden inşaatçıymış. Yeni düzende sadece türkü söyleyebilecektir. Hiç kimse için 2. bir iş ve meslek söz konusu değildir. Zaten herkesin yapacağı iş meslek belgesinde yazılı olacaktır.
Hava şartları uygun olmadığı zamanlar eğitim kapalı yerlerde yapılır. Hatta çocuklar ve gençler kendi evlerinde belirli guruplar halinde toplanarak-zira anne baba işe gider ev boştur.-eğitim yapabilirler. Mezun olma yoktur. Süreci tamamlama vardır. Diploma falan da verilmez.

Peki, eğitim ücretsiz midir? Hayır. Eğiticiler ve bu iş için harcanan diğer paralar anne babalardan alınır. Çünkü verilen hizmet üst düzeydedir. Yalnız burada ince bir nokta vardır. Eğitim masraflarından velilere düşen miktarlar onların bazılarının ödeyemeyeceği kadar yüksek olabilir. Bu nedenle herkes kendisine düşen katkı payını değil bir önceki yıl kazanç toplamının belli bir yüzdesini katkı payı olarak verirler.

Örneğin bir asgari ücretlinin 2 çocuğu var ve eğitim katkısı ikisi için bir yıllık 2.000 lira vermesi gerekiyor. Kişinin varlık artı kazanç toplamı 100.000 ytl. Standart eğitim katkı oranı %1.Bu durumda kişi iki çocuğunun bir yıllık eğitimi için 2.000 ytl değil 1.000 ytl eğitim katkı payı verecektir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yazılarınızı geriye doğru okuyorum. Doğrusu süper bir sisteme benziyor. Zaten ne tür bir sistem getirilirse getirilsin mutlaka içinde bulunduğumuz sistemden daha iyidir.)))) Yazınızda dedğindiğiniz bir çok problem, tespitler ve çözüm yolları benim daha önce yazdığım bloglarla paralellik göstermeside beni ayrıca sevindirdi. Saygılar sunarım.

DurmuşGüler 
 14.12.2008 13:10
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 4180
Toplam yorum
: 11745
Toplam mesaj
: 282
Ort. okunma sayısı
: 677
Kayıt tarihi
: 21.09.08
 
 

Sadece sayfalarda kalan yazılar şaheser olsalar bile önemsiz ve anlamsızdır. İnsanlara ulaşan ve ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster