Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

31 Mayıs '11

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
448
 

Yeşildere başkaldırısı

Yeşildere başkaldırısı
 

Düldül Dağı (2220 m.) Düziçi Osmaniye


I. Günlerce esen yel sonunda güzel bir yağmur getirdi, toprak doydu biz de mutlu olduk. Yapraklar tömürdü, çiçekler açmaya başladı, kuş cıvıltıları çoğalıyor çevremizde. Bu topraklardan geçip giden atalarımız gibi biz de inanıyoruz: Bolluk bereket gelecek yine. Güneşli bir gün beklerken Beşik Düldülü ile Eğri Düldül arasında iyice ıslandık. Üşümedik hiç birimiz; ateş kayılmış, soba tüttürülmüş olsa da yanaşmadık titreyerek. Söz sözü açtı; dertleştik, gülüştük, dağlara bulutlara karıştı seslerimiz. 

Kaynaşıverdik yitirdiğimiz can kardeşlerimize kavuşmuş gibi. Hürü, Zeynep, Mehmet, Bekir, Gökhan, İsmet, Asım, Bülent, Fatih, Ahmet, Halil, Münir, Osman ile kırk kişi vardık Yeşildere’de. Uzun evin ayazlığında dürüm yerken içimde çağlayanlar köpürdü; kimse görmedi. Ozanlar çaldı söyledi türkümüzü bir bir: Yiğitlik vardı serde, namerde direnmeliydik. Yine ark altından bostanlık bağışlanmıştı bize; birileri bu yol size yeter, diye kesip atmıştı. Oysa Yeşildere’de bir okul, bir de cami kapanıvermişti geçenler. Dükkân, fırın, doktor, ebe, çay ocağı, kitapçı, gazeteci yoktu Yeşildere’de. 

Toprak kayıyor, çağıllar örülüyor, yamacın yüzüne ekiliyordu her şey Kayaların arasında büyüyordu ağaçlar; toprak da taş da kayıyordu derelere doğru. Suyu, deresi, tepesi, ağaçları, kuşları, kirpileri, geyikleri, çakalları çoktu Yeşildere’nin. Evlerin her biri bir yere serpilmişti yüzlerce yıldan beri: Çoğalmışlar, göçmüşlerdi evcek. Kalan sağlar karşıladı bizi gülerek. Tasalarımız çoktu dünden bugüne; anılarımızı geleceğe yüklüyorduk bir bir. 

II. ‘’Ataş tüten’’ evleri saydık Bekir Emmi ile bir bir. Dereleri, pınarları, dağları yazdık bir gün gerek olur diye. Ne çoktu göçüp gidenler, gurbet ellere: Yoksulluğu da cehaleti de yenmek istiyorlardı. İyi ki Çontu Mehmet’in değirmeni vardı un için, dedikodu için. Yeni yol olmadan da gidip geliyorlardı dağların öte yüzüne; şê’re. ‘’Yol bize yaradı yaramasına da başkalarına daha çok yaramış. Bunu yeni anladık.’’ 

Telefonlar çekmiyordu her yerde: Biz de bütün sırlarımızı söyledik dağlara, derelere. Ağpak suyu içtik kana kana. Demli çay içtik. Dağ yollarına düştük çocuklar gibi şendik. İyi ki her türlü iyi dileklerimiz için Karanlık Mağara kalmıştı bize dedelerimizden. Osmaniye’ye göçmüş olanların çocukları bizden önce gelerek bayrak açmışlardı. Bin bir kaygıları varmış gibi geldi bana; yüzlerinden, fersiz gözlerinden anladım. Okumak, yükselmek istiyorlardı Yeşildere’yi unutmadan. Yazmak, anlatmak istiyorlardı Yeşildere’yi. İçlerinden çağlayanlar akarak dağlardan Ceyhan’a doğru bakıyor, az konuşuyorlardı. 

III. Ne olacaktı dört obalı Yeşildere? ‘’Ataş tüten’’ evler nasıl kurtulacaktı umutsuzluktan? 

Ne olacaktı yollara düzülen acılar? 

Her gün yollara düşmek karın doyurmayınca ‘’nit’meli’’ taşlı çamurlu yolları? 

Ne olacaktı Yeşildere’nin geleceği? 

Eşe Bekir göremeden gitmişti çoğu şeyleri. 

‘’Mal evleri’’ gibi değildi evler artık: On dört yıldan beri elektrikleri vardı. 

IV. Az kanlı ayaklanmaların peşinden savaş tamtamları eklendi gündemimize. Japonya acısı yerleşim sorunları ile nükleer enerji açmazlarını da dayattı anlayanlara. İnatçı, çalışkan ve yenilikçi Batı’nın haçlı ruhu dinecek gibi değil. Silahlı siyaset (SS) dayatmaları meyvelerini veriyor: Kimileri ‘’sivil itaatsizlik’’ başlatmış. Görelim Kürtçe Türkçesiz olarak dünyayı ne kadar açıklayabilecek, bilen var mı? Yeşildereliler yanında bütün topraksızlar, işsizler, engelliler, yoksullar ile bütün ahlâksızlıklar ile akılsızlıklar için başkaldırıyorum. 

V. Çalışkan ve mucit Batı’nın haçlı ruhu dinecek gibi değil. Biz neden Hitler, Stalin özentili liderler çıkartıyoruz aramızdan? Irak, Filistin, Libya, Suriye, Mısır, Tunus, Cezayir ile Yemen için başkaldırıyorum. 

Hiç kimse ölmesin. 

Hiç kimse öldürülmesin. 

Kaynağı her ne ise terörün kökü kazınsın. 

Peki siz ne yapıyorsunuz; yeldirip durarak oradan oraya? 

Akdeniz kimin denizi? Doğal sınırlarımızı neden zorlamıyoruz? Terör odakları neden vurulmuyor? 

ABD vuruyor: Ben haklıyım, diyor. 

Pişman olmayana, silahla saldırana karşı ne yapacağız? 

Peki siz hangi dümen suyuna kapıldınız yine? Anlaşılan o ki terör kimilerini yamultuyor, kimilerini vuruyor. 

VI. Dünü unutanlara; dünü unutturmak için dönme dolap çevirenlere özellikle duyurulur. Yok mu içimizden doğup dikelerek bizi kurtaracak bir ana kuzusu? Yok mu yoksulluğu da yolsuzluğu da durduracak bir güç? Koçi Bey’den bu yana ‘’vicdan ile cüzdan arasında’’ gezinenlere duyurulur. Yok mu kadınları ezen zalimleri damdan dama atacak bir adalet? Öz benliğini açıklamaktan korkarak kimi yaftalara sığınanlara duyurulur. Yok mu açık ya da gizli zalimlere de arkadan vuranlara da ‘ölüm’ diyebilen bir kişi? Yalancılara da ipe un serenlere de hak hukuk ezbercilerine de kızıyorum. İşte bunlar için başkaldırıyorum tek başıma; hukuk el veriyor şimdilik. 

VII. Peki siz ne yapıyorsunuz tek başınıza kuytu bir yerde ya da kapalı kapılar ardında? Sanırım gün bu gün, deyip kimileri gibi silahlı siyasete boyun eğiyor, dolambaçlı yollara sapıyorsunuz. Belli oldu: Ne sağcı ne solcu; futbolcusunuz, futbolcu. Belki de için için: Ölen ölür kalan sağlar bizimdir, diyorsunuzdur. Haksızlıklar karşısında çoğu zaman susar, kimi zaman da ‘suret-i haktan görünmek için’ ötersiniz değil mi? Peki siz kimsiniz; ne yer ne içer ne götürür ne yanda oturur durursunuz sinsi sinsi? 

VIII. Yine de ışığın ucunu görmüştü Yeşildere’li okulsuz çocuklar. Yollara düşüp gitmişlerdi okumaya tek tek Yeşildere’den koparak. Biz de yollara düştük akşam bastırmadan: Onlar gibi bizim de yüreğimiz Yeşildere’de kalmıştı. 

Dağları, bulutları, yağmuru, güneşi, ayı, yıldızları ve kalabalığı kutsuyorum içimden. Düziçi’ne gelerek onurlu, kaygılı ve özlemle dolaşan Yeşilderelileri şimdi daha iyi anlıyorum. Yeşildere yaylağımız olsun; içindekileri tek tek Düziçi’ne Osmaniye’ye göçürelim diyorum. Bütün nimetlerden dolayı her birimiz bir diğerimize ne kadar borçluyuz, değil mi? 

Menzile doğru yürürken 1971’den sesleneyim bir de: ‘’Özgürlük kazanası yanası kalbim Haberleri, isyanları da vurur. Durulmaz.’(Düziçi Yeşildere 20 Mart 2011) 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 570
Toplam yorum
: 661
Toplam mesaj
: 131
Ort. okunma sayısı
: 994
Kayıt tarihi
: 14.09.08
 
 

1974'te H.Ü. Sosyoloji ve İdare Bölümü'nü yüksek lisans tezi ile bitirdim. 1976 yılında yapımcı y..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster