Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Mart '13

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
276
 

YeTeR be KaRdeşiM!

Yolum uzun, trafik çok yoğundu. Hem biraz ekonomi olsun, hem de uzun zamandır son sayfalarını okumaya fırsat bulamadığım kitabımı da okur bitiririm düşüncesiyle arabamı almamış, dolmuşla gitmeye karar vermiştim.

Dolmuşun arka sıralarında bir koltuk seçip, tam da okunmayı bekleyen boynu bükük sayfalarla gönül bağı kurmaya başlamıştım ki, yan tarafımdaki ikili koltuğa, 17-18 yaşlarında -ağzındaki sakızı çıtlatarak, patlatarak-bir genç kız oturdu.

(Eyvah! Elimde değil, takıntım var, çiklet sesine dayanamam.)

"En iyisi yerimi değiştireyim" diye düşündüm ama bakındım, bakındım, oturacak yer kalmadığını anlayınca çaresiz kaderime razı oldum.

“Ya sabır” çekerek aklımı kitaba vermeye çalışırken, bu seferde küçük hanımın cep telefonu oynak bir havayla çalmaya başladı.

 “Neyse, Allahtan çikletin sesi kesildi “diye teselli bulmaya çalıştım ama ama kızımız öyle rahattı ki, sanki evinde konuşuyordu. "Dinlemeyeyim, kafamı takmayayım" dedim ama olacak gibi değildi, istemesem de tüm konuştuklarını duyuyordum.

Önceki hafta gittiği sinema filminden tutun da, annesinin siyatiklerine, sevgilisinin Sevgililer Günü gafından tutunda,  GSM operatörünün kaç dakikalık paketine abone olduğuna, yeni şampuanının kokusundan tutunda, dün akşamki türkü gecesine kadar hayatıyla ilgili her şeyi öğrendim.

Şeytan habire dürtüyordu, dön söylen; hani ”kızım senin hayat hikâyeni dinlemek zorunda mıyım? Biraz yavaş konuş, ya da kısa konuş; içim bayıldı ” gibisinden...

Neyse ki şeytanıma uymadım, ona da sataşmadım ama o günden beri böyle toplu yerlerde cep telefonuyla başkalarını taciz edecek kadar yüksek sesle konuşanlardan gıcık kapar oldum…

(Sen misin böyle düşünen, sen misin böyle hisseden!)

Biraz dinleneyim diye İstanbul’a kaçamak yaptığım haftalardan biriydi. Taksim taraflarındaki işimi bitirip Tarlabaşı’ndan T89 Nolu belediye otobüsüne bindiğim andan itibaren telefonum çalmaya başladı.

Tiyatroyla ilgili planladığımız bazı işlerden dolayı Antalya’dan birkaç arkadaş beni aramak zorunda kalmışlardı. Tesadüf bu ya, bir görüşmeyi bitiriyordum, ardından bir başkası arıyordu. Bir diğeriyle başka bir konuyu konuşurken, bir başkasının beni aradığına dair sinyal geliyordu. Konuşma sonlanınca beni arayan diğer kişiye dönüyordum.

Derken bir ara, yanlışlıkla aradığım bir arkadaşa: ” Aaa  seni değil, filancayı arayacaktım, pardon!”  deyip ardından asıl numarayı tuşlamaya koyulmuştum ki, 40 yaşlarında, uzun bacaklı, sarı- sırma saçlı bıçkın otobüs şoförü, koltuğun arkasına hırsla kolunu atıp kaç numara olduğunu çıkaramadığım o sert bakışlarını bana çevirdi ve;  ”YeteRRR be kardeşiMMM Tarlabaşı’ndan beri konuşuyorsun. Bağcılar’a geldik, hâlâ vır vır vır vır… Yeter be, kafa beyin bırakmadın yaVVV!”demez mi?

“Beni mi dinliyorsun kaRRRdeşim, sen kendi işine bak! “ deyip efelenecektim ama hem buraların yabancısıydım, hem de muhatabım kişi bıçkın mı bıçkın ve asabi mi asabi bir İstanbul şoförüydü...

”SuS” dedim kendime, "SuSSS kaşınma!”

Zaten aynı anda fark etmiştim ki otobüsü adeta bir ölüm sessizliği sarmıştı. 

Sonra ister istemez,"İyi ki susmuşum !"diye düşünmüştüm…

...

Doğrusu  günün birinde benim de bu duruma düşeceğimi söyleselerdi, hayatta inanmazdım…

Hani ben, az konuşan, ağırbaşlı, saygın vede kibar bir hanım ablayım(!) ya ondan..

Toplu yerlerde yüksek sesle konuşup etrafı rahatsız ediyorlar diye gıcık kaptığım familyaya ben de dahil oluvermiştim ya, amma da ayıp etmiştim!

Bir tırstım, bir utandım ki sormayın; Keşke o an duman oluverseydim, keşke beni kimse fark etmeseydi, keşke kırıp dizimi evimde otursaydım yaa!

Bedenimi koltuktan aşağı doğru yavaşça kaydırdım, elimde tuttuğum güneş gözlüklerini gözüme geçirdim, telefonumu çaktırmadan sessize aldım, durağa geldiğimde ise apar topar otobüsten indim.

Mahcup, ezik...

Şu dolmuştaki kız, ben ve "Ele verir talkını, kendi yutar salkımı" durumu yani...

 

 

Sahi neydi o lâf; “başkasında kınadığın bir hareketi sen de yapma”mıydı?…

Değil miydi?

Uydurdum mu yoksa?

Var mıydı böyle bir söz, ya da kim söylediydi sahi?

 

gülsen tunçkal bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmaktadır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Merhaba Fatma hanım, kusura bakmayın ama yazının sonlarına doğru beni güldürdünüz ;))Demek size de yeter diyenler olmuş. ''Kınama kınandığın yerden kınanır-sın'' olmuş.Ne diyelim, bununla geçmiş olsun, sevgilerimle..

gülsen tunçkal 
 25.01.2019 19:40
Cevap :
Yeni fark ettim yorumunuzu kusura bakmayın. Evet ilk anda çok bozuldum ama sonradan ben de çok güldüm kendime Gülsen Hanım. Sayenizde başıma gelen o olayı ve bu bloğumu hatırladım sayenizde... Teşekkürler, sevgiler..:)  10.02.2019 23:07
 

sakız şapırtısı yüzünden otobüste, dolmuşta insanları uyardığım hatta kavga ettiğim çok olmuştur..hatta bir keresinde şoföre bağırdım "kardeşim aç şu radyoyu son ses..vıdı vıdı "diye ..bak gene sinirlendim:)haketmişiiiin:)

mis-tress 
 06.03.2013 20:17
Cevap :
Sende mi Brütüs? Aşkolsuuuuun..:)))  06.03.2013 22:06
 

Kaç köşe yazım var o konuda. Siz nasıl böyle bir hataya düşersiniz. Kaçamak yaparken kaçtınız yaaaaaaaa!...))) sevgi ve saygılarımmla...

Metin TOPÇU 
 06.03.2013 13:22
Cevap :
Anaaaaa, vay başımaaa!..Siz de mi? Zaten gendi gendümü yedim bitüdüüm, yeter gari utandırmayın beniii..:))  06.03.2013 22:17
 

Tosun Paşadır ooooo:-)

yeşilsoğan 
 06.03.2013 8:53
Cevap :
Hah hah hayyy...Hadi canım sendeee..:))  06.03.2013 22:07
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 247
Toplam yorum
: 2172
Toplam mesaj
: 113
Ort. okunma sayısı
: 1459
Kayıt tarihi
: 29.01.08
 
 

Antalya ve Akdeniz aşığı bir öğretmenim. Feci duygusal, iflâh olmaz bir romantiğim..:) Bol bol ok..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster