Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Ağustos '17

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
337
 

Yokluğun Felsefesi...

Yokluğun Felsefesi...
 

(Resim görsel netten alıntıdır.)


Derdi sürekli ekmek kavgasıdır insanlığın… Kendi elleriyle yarattığı varlığın içinde yokluk alemi, bütün yollar ona çıkıyor bütün sorunların ve çözümlerin altında sadece yokluk görülüyor. Paranoya krizlerinde boğuşurken, ümit denizinin ortasında ümitsizlik ile boğulmak ne ironi!

Boğulmaya yok olmaya “yok” olmaya mahkûmsun dostum. Hatta sana dostum bile demem! Düşman ne demek? Onu da hiç bilmem. Dost olamayınca düşman mı olmalıdır? Sen neye inandıysan onun esirisin. Osuruktan kanunlarla çektin hayatının sınırlarını. Kendi dikenli tellerinle kanattın acıttın can ve canları… Felsefelerin yokluk, bilim ve sanatın yokluk inançların yokluklar üzerinde takılmış hapis hayatı yaşıyor. Bilincin, özürlü iki ayağı ve iki elinin başparmağı eksik... Zaman denilen bineğe binmiş, yırtarcasına geçerken üstünden hayatının, kendi ellerinle yaptıklarını yok etmek! Sürekli arabesk dramatize edilen anlatımlar ve varılan farazi sonuçlar. Sanki kesinmişçesine emin olup, canını siper etme korkaklığının cesaret sanıları sancılarıyla esas benliğinde kodlanan gerçeğinle çelişmenin, iki arada bir derede kalma sızısıyla ve karmaşaların çıkmaz sokağında…

Her şeyin belirsiz… Bilimin ilimin ,anten kunten ıvır zıvır ale vere dala vere… Düşman dedim ya, ‘bilmem!’ Çünkü ben edebiyat yapmaya ihtiyaç  görüp de muhtaç bırakmadığım benliğimde, bardak boşken bile , içinde bir damla suya sevdalı… Susuzluktan çatlayıp patlayan dudaklarımla o bir damla su için  şükür çeşmelerimden binlerce göz yaşı dökerken kanar suya benliğim… Ümit nedir? Bilir misin?

      Ne bilirisin? Asırlarca tohum diye, yaban otları ve deve dikenleri ekip biçtiğin çorak toprağında başak dallarıyla, dik başlı kır çiçeklerini söküp atmadın mı? Toprağının bağrından? Cehaletindi gözlerine gör dediğin. Sen ne görmek istediysen, onu gördün. Neye inanmak istediysen ona inandın. Nasıl yaşamak istediysen öyle yaşadın…

Ana rahmine dikilen tohumdun oysa, ümitti kimi tarlanın, tek sermayesi, hep var oldu. Sen yok olmayı seçtin. Ana rahminden gülerek çıkan bir bebek gördün mü hiç? Evrene ekilen yokluk tohumları rahimlere tutunurmuş da meğer gittikçe çoğalarak büyüyen... Geleceği yokluğa teslim ederken zamanın sırtında bıçak sırtı geçiyor hayat denilen…

 Şimdi Dilenme!

 Kaşık kadar aklınla,  Everestler gibi kibir ve gururunla, toprağını kan kokusuna alıştıran, SEN, vefa ve sevgi ve bir parça da ümit DİYE İNLEME… O tohumlar senin ölüm kasvetinin gölgesinde kalan topraklarına ebediyen haramdır haram… Sen yokluğun yoksunluğun sahipsiz çocuğusun… Bunu sen istedin. Ellerinle  bir tanrı yarattın. Öfkelendin kırdın attın. Acıktın bir güzel afiyetle yedin. Ellerinle yazdıklarını, başında süs ayağının tabanı yaptığın…Bu senin dünyan…

Şimdi, şikayet etme!

 İç beninde, her an cehennemde yanarken bedenin, dış benin cennetin anahtarlarını dağıtır bol keseden, sanki hepsi seninmiş gibi ve ne kadar da riyakârca... Yoksa senin mi? İnanmadığın varlığın ebediyetinin gölgesinde avunma seremonileri… Sen yokluğun sahipsiz çocuğu! İki yol vardı önünde. O yolları da sen yarattın. Sonra çöp çekip birisini seçtin veya ne ettiysen etin. Sen olmayı istediğin yolun yolcusu! Bu dünya iki yolun savaşı ve sen, ötekini seçtin…

Şimdi kendini bulamadın diye, ellerinle yazdığından bir haber KADER’e sövme!

Sadece toprağa ektiğini biçmez mahlûkat. Bu evren denilen tarlada dünya denen köylerden birinde, yokluğun tohumları saçılır  etrafa, yer gök yokluğun vahametinde, dünyanın sonu geliyor muymuş? Dünyada mucizelerle korunuyor muymuş? Sahi mucize denilen şey o iki yoldan birisi miydi? Mucize nedir bilir misin? Sonsuzluğa uzanan varlığı ebedi sonsuz kılan ümit! İki yüz elli milyon spermden bir spermin yok olmaya hayır dermişçesine yeni hayata tutunuşuydu ÜMİT…

Tıpkı hepimiz gibi,

Şimdi Artık çok geç, artık yolun sonu…

Ya da, hiçbir şey için geç değildir.

Şimdi, tercih senin…

Meryem KADIOĞLU

Ersin Kabaoglu, Birgül EKİM bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Çok güzel! Olumsuzlamaların iğneli dürtüsüyle uyandıran bir yazı... Ya çok geçtir, ya da yeni başlanmıştır; tercih bizim...

Muharrem Soyek 
 19.09.2017 19:33
Cevap :
Tam da bu amaçla yazmıştım..Umarım tercihlerimizi doğru yapanlardan oluruz... Doğru anlaşıldığımı ifade eden yorumunuz için teşekkürler. Saygılar...  24.09.2017 22:53
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 33
Toplam yorum
: 135
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 744
Kayıt tarihi
: 07.02.17
 
 

İstanbul'da doğdu. İstanbul'da yaşıyor. Çoğunlukla mütecessis ve maceraperest, bazen de münzevi ...

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster