Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Eylül '06

 
Kategori
Dostluk
Okunma Sayısı
1314
 

Zaman ve dostluklar...

Zaman ve dostluklar...
 

“Zaman” dedi, bir dostum...
Nedir şu zaman dediğimiz... ?

Sözlük anlamına baktığımızda zaman sözcüğü, "Cronos" kelimesinden gelmekte, eski Yunanca' da "Cronos" zaman denk düşüyor. Platon dialoglarında "Ha- R- eket", içeren tüm sözcüklerde “R” harfinin kullanılıyor olmasına dikkat çekmiş. Bu da bir ek bilgi.

Zaman gerçekten hareket eden bir şey midir? Yoksa bizim algılamamız mı bu şekilde? Orası henüz kesinleşmiş değil. Zaman, "iki hareket arasında ki süredir" diye de tanımlanmakta. Ya da Zaman, hareket denkleminin belirleyici parametresidir. Yani bir hareketi ancak zamana bağlayarak tanımlayabiliriz. Fiziksel anlamda zamanın tanımlarını benzer açıklamalarla aktarmak mümkün.

Pekala ya üzerimizden akan zaman enerjisinin bizimle ilişkisi nedir?
Kimi an olur ki, ZAMAN' ın geçmesi için ömrünüzden ömür verebileceğimizi söyleriz... Kimi an gelir ki, geçmemesi uğruna ömrüzden ömür feda edecek denli gözümüz kararır...

Sevdiğinizle aynı kadehten içilen bir kadeh şarabın sonrasında durmasını dilediğiniz, Zaman, o büyülü anlar hızla hayatınızın geçmişine karışırken acımasızca akan, ZAMAN oluverir.

Buz üzerine yazılmış anılar, su olup toprağa karıştığında umutsuzca geri çağırmak istediğimiz de vakidir. O halde şöyle de denebilir: algılayanın ruh haline bağlı değişkenlik gösteren bir olgudur ZAMAN..

Askere giden oğlunuzun teskere vakti gelene kadar geçmesi için adeta dakikalarını saydığınız ZAMAN... Bunlara rağmen gün olupda her şeyi yaşanmamışcasına unutturan, avutan yine, ZAMAN

Herbir yüzü farklı hissettirse de aslında hepsi aynı ihtiyar bilge’ in tebdili kıyafet etmiş halleri.

Tümünde ortak olan ise: Bu ihtiyarın bir göründüm mü aynı haliyle bir daha görünmemesi. Ne olursa olsun onda geri dönüşün şimdilik mümkün değil gibi.
Eğer zamanda geri dönmek mümkün olsaydı dahi; Einstein’ a göre döndüğümüz nokta az evvel geldiğimiz nokta değil aynı hizada ona parelel bir başka nokta olacaktır ( İzleyenleriniz hatırlayacaktır, bkz. Kelebek etkisi” filmi)

Bu Dünyadan geçiş yapma vakti geldiğin o anlarda, yaşamımız bir film şeridi gibi gözümüzün önünden geçecek derler... Artık hayatımızın bir çok olayını belkide son bir ders çıkarabilme telaşıyla izlenecek olan bir filmi izleniyor, Hemde saniyenin binde biri kadar bir süre içinde akan bir filim içinde. Dışarıdan bu denli hızla geçti düşünülen zaman söylenen o ki o denlide hızla akmıyormuş o anlarda. Çünkü artık o filmi izleme vakti geldiğinde ZAMAN'ın bir hükmü kalmıyor belkide. Ne de olsa ZAMAN bizlere, bu Dünya ya ait bir olgu.

Düşündümde acaba aklınızda hangi sorularla izleyeceğiz bu son filmi?
Neyi dileyeceğiz o anlarda? Kendinizle hesaplaşırken hangi sorular geçecek, zihninlerimizden? O anda biraz daha cesur olabilirmiydim? Biraz daha sevgiyle davranabilir miydim mi? Ve daha belkide yüzlercesi...

Sizin sorularınız neler olurdu?
Belkide, ben kendim oldum mu? olacak ilk sorunuz...
Kalbinizin belkide o güne kadar size bile hiç açılmadık kuytu köşelerinde son bir gezintiye çıkacaksınız.

İzlemekte olunan o filmin karelerinde gördüğünüz insan gerçekten " Bu Benim" diyebileceğiniz kadar siz miymişiniz? Gerçek duygu ve düşüncelerinizin ne kadarını hayatınıza yansıtılabilmiş bu filmde? O yüze bir daha bakın sevipte söyleyemediğiniz, isteyip de açıklayamadığınız gizli saklı bir şeyler var mı o gözlerde?

Kimleri yanınızda tutunuz? Kimlere istemediğiniz halde kal dediniz bağımlılıklar, alışkanlıklar uğruna. Kimlerin gitmesine ön ayak oldunuz git bile diyemeden?

Özleyipde gidemediğiniz kimler vardı eski yüzler arasında?
Hangi hayallerinizi bir daha dönmemek üzere o odalara terk ettiniz?

Ne kadar açık olabildiniz kendinize?
Kendinize karşı ne kadar dürüsttünüz?
Kendinizle yüzleşebilme cesaretini bulduğunuzda kaybetme riskini aldınız mı hiç?
Yoksa “cesaret” ünüformanız hiç gardrobunun bir köşedinde hiç giyilmeden mi eskidi ?

Belkide açık konuşanları aptal buldunuz. Çünkü belkide siz gurur ve statü uğruna, gerçek düşüncelerinizi kendinizle yaptığınız sohpetlerde sadece kendinize fısıldayanlardansınız.

Ya kendinize itiraf edipte hayatınıza sokmadığınız düşünceleriniz, onları nerelerde sakladınız?
Belkide yıllar yılı yüreğinizi kır ambar misali bunlarla doldurdunuz...

Ya hissettikleriniz...
Ya gerçek duygularınızı sarıp sarmalayıp, onlardan denkler yapıp kalbinizdeki odalara saklarken, bu tercihmiydi korku mu?

Bunu nasıl açıkladınız kendinize?
Ne dediniz? “Şimdi dursun, hayat uzun belki bir gün yine karşılaşırız” cevabınız bu olabilir mi?

Belkide “kader” deyip geçtiniz...

Her bakışımında içimizi titreten gözlere bir daha bakmamayı ne uğruna göze aldınız?
Korkularınızla yüzleşmeyi bir daha ki sefere kadar erteleyip, belkide sadece rahat uyumak uğruna, ne olduğunu umursamadınız bile.

Vazgeçmek , yok saymak mücadele etmekden daha mı kolaydı sizin için?
Ya ellinizi uzatmaya cesaret edemedikleriniz oldu mu?
Elinizi uzatıp da dokunmaya, sarılmaya, bağrınıza basmaya kıyamadıklarınız...

“Aslında hiç yoktular” demeyi tercih ettiğiniz, gözlerinizi kapatarak kendinizi hiç var olmadıklarına inandırmaya çalıştklarınız...

Tıpkı o çocukluk anılarınızdaki canavarlar gibi, yorganın altına başınızı gömüp gözlerinizi yumduğunuzda kaybolmasını dilediğiniz de yok olduğunu varsaydığınız kimseler oldu mu hayatınızda?

Peki şimdi geçmişinizin filmini izlerken tekrar beliren bu soluk yüzlere bakın bir daha...
Ya şimdi ne diyorsunuz? Yanıtınız: “Onlar aslında hiç yoktular” her şey sanaldı...

O zaman söylediklerinizi şimdi yıllar sonrada kalbinizden söyliyebiliyormusunuz? Gerçekden hiç olmamışlar mı?
Bu savunma o zamanlarda sizin kendinizi daha iyi hissetmenize yettmiş miydi?
Görmeyi reddettiklerinizin yokluğu ile yaşamak daha çok mutluluk getirmiş mi size?

İş işten geçtikten çok sonra, es geçtiklerinizle yaşanacak anların hayatınıza neler katacağını düşlemekten,
kendinizi ne kadar alıkoyabilmişsiniz?

Belkide siz kendinizi korumaya almayı başarabildiniz. Hiç üzülmediniz, çünkü hiç düşünmediniz bile.
Yoksa, bu kaçış uğruna kendinizi kendinizden korumaya çabalarken rüyalarınızı bile kontrol ederek mi yaşamışsınız?
İçsesinizi duymazadan gelerek yaşamanın, sağırlığı ile yüreğinizi köreltmek bahasına bu tercihi seçmeniz, yaşamınızı daha yaşanır kılmış mı?
Bir bakın bakalım...

Şimdi hesaplaşma zamanı. Zaman gördüklerinizi görmezden gelemediğiniz an.
İnsan tepkileri arasında en belirgin olanı gerçeği reddetmektir.
Sizde kabul etmeye hazırlanmış olduğunuz farklı yaşam aşamalarından belkide en sonuncusunu yaşamakdasınız ve şimdi artık görme zamanı.

Biz tekrar filmimize dönelim bakalım daha neler var o karelerde.

Belkide siz özgür ve bağımsız olmak adına, zamansız ve sorumsuzca köprüleri yakanlardandınız.
Aceleci, telaşlı ve belkide pişman.
Yada dosdoğru bildiğiniz yolda risk almak bahasına içinizden geleni yaptınız. Pişman olmak bahasına.
Cesur ve kararlı sadece kendiniz oldunuz. Ve fazlaca duygusal, rasyonellikden pek nasibini alamış dendi sizin için...
Buna rağmen siz iç sesiniz tek pusulanız olmasını göze aldınız.
Sizin kuzeyyıldızınız, kim ne derse desin hisleriniz oldu.

İnsan doğasının en zayıf anları başlangıç ve sonlarda ortaya çıktığına inanırım...
Bakın bakalım seçimlerinizle ulaştığınız sonlarda, yol sizi nereye taşıdı?
O anlarda kimdiniz?
Yolun başındayken ne olmayı istediniz? Hangisi olanları takdir ettiniz ve hangisi olmak isterken, kim oldunuz?

Birde dengeyi sağlayanlar var: Köprüleri yakmayan ama ve ellerinde pusulaları gözleri açık köprüden geçebilenler....
Belkide siz dengeyi sağlamayı başaranlardandınız..
Bakalım filmin ileriki karelerinde kimler var yanınızda?
“İşte o dostumdu” dediğiniz kiminiz olmuş, gerçek samimi her şartın adamı bir dostunuz olmuş mu?
Yalnız kaldığınızı düşündüğünüzde, birilerine öfkelendiğinizde, sevdiklerinizi özlediğinizde, hayal kurduğunuzda
sizi hiç yalnız bırakmayan bir "Can" la bir oldunuz mu? Bakın bakalım o var mı yanınızda?

Onu görmediğinizde yüreğinizin sızladığı, aradığında içinizin pespeme bir renge büründüğü hafiflediği içinizi ferahlatan saatlerce konuştuğunuz, “Canımsın” dediğinizde “Canım benim” diyebilen biriniz olmuş mu?

Arayan, soran “seni özlüyorum” diyen. Ve özlediğinizi arayıp söyleyebildiğiniz...
Sarıldığınızda akan sevginin adeta gözle görülür elle tutulur hale geldiği, bunu tüm benliğinizde hissettiğiniz. biri..
Bakın bakalım, kadın veya erkek demeden "dostum" diyerek sarıldığınız birkaç dostunuz olmuş mu?

Zamandan bağımsız hep tanıştığınızı adeta bunu ilk günden iliklerinize kadar hissettiğiniz.
Hayatınıza girdiği andan itibaren öncesinde de hep oradaymış gibi benimsediğiniz,
Kimseye söyleyemediklerinizi, birden bire karşınızda bulduğunuz andan itibaren sadece onunla paylaşmak istediğiniz biri,

Şimdi bu filmin sonuna yaklaşırken kimler gelmiş kimler geçmiş bir daha bakın bakalım...
En büyük tutkuyu yaşadıklarınız nerelerdeler? Kavuşduğunuzda ateşi sönmüş yıldızlar arasında soluk yüzlerle çokdan yerlerini almışlar, artık şimdileri zar zor hatırlanıyorlar.

Peki size en büyük endişe ve korkuları yaşatanların yüzlerine bakalım şimdi de: Yakınlaşıp cesaretle gözlerine baktığınızda devasa cüselerinden sıyrılıp, sıradan kanlı canlı insanlara dönmemişler mi onlar?

Hırsla kızıp, hayatınızda olmamasını için savaş verdiğiniz hasımlarınız da vardı belki: Şimdi onlar neredeler?
Belkide çoğu sizden önce göçüp gitmiş, savrulan hazan yaprakları misali kimbilir neredeler...

Peki geriye kimler kaldı hatırlanan: Aileniz, çocuklarınız birde varsa gülenyüzüyle hatıralarınızda yer eden bir kaç dostunuz...

Her duygunuzu ve düşüncenizi olduğu gibi paylaştığınız, hiç bitmeyen ve değişmeyen sadakatle ve istekle yanınızda kalan hangi yüzler var orada?

Ne uğruna köprüleri yakmaya kalkacağınız bir Sevgili,
Ne sonsuza kadar süreceğini sandığınız “Hayatınızın Aşkı”
Ne aşklar, ne tutkular, ne sevgiler yaşadınız...
Doğası gereği enerjisini tüketen yıldızlar toz olup sonsuz evrene dağılırlar.
Ve hepsi bittiler...

Oysa dostluklar öylemi ya...
Onlar enerjilerini sadece Sevgiden alır. Ve sevgi, siz var oldukça son nefesinize kadar sizinledir.
Dostalarımız kimidir?
Sevgileri,
Sevgiyi olduğu kadar en şiddetli tutkularınızı,
Kederi, düştüğünüz anları, dibe ve tavana vurduğunuz anlarınızı
Tüm dalgalanmalarınızın ortağıdır onlar hisslerinizin sesiz şahitleridir onlar.
Bunların yanısıra bolca neşeyi, bir kadeh şarabı, çoşku ve içtenlikle atılan kahkayı,
Göz pınarlarınızdan hesapsızca süzülen bir damla mutluluk gözyaşının da tek tanığı onlardır.
Ayrılık acınızı, kavuşma anınızın coşkusunu sizin kadar yüreklerinde hissedendir odostlar...

Dönün bir bakın, hepsini ama hepsini aynı içtenlikle ve ben demeden sizi siz olduğunuz için seven, tercih eden ve her birini aynı sevecenlikle sizinle paylaşabilen başka kim vardı hayatınızda?

Bir dostunuz olsun. Ve O sizin dostunuz olarak kalsın,

Öyle bir dostunuz olsun ki, oun yüzü O son filmin, O son karesinde de orada olabilsin...
Orada olsun ki, siz O son anda da, sadece O yanınızda olduğunda bakabildiğiniz gibi gözlerinizin içi gülerek, korkusuzca ve içten bir tebessümle bakabilin Dünya'ya...

Gerçek dostlarıma ve beni dostu olarak kabul edenlere tüm kalbimle...

Sevgi ve ışıkla

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

iyi bayramlar

sırça 
 02.10.2008 14:14
Cevap :
Sağol arkadaşım. Sevgi ve ışıkla, Ayna  02.10.2008 22:26
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 268
Toplam yorum
: 1159
Toplam mesaj
: 159
Ort. okunma sayısı
: 1947
Kayıt tarihi
: 15.09.06
 
 

Var olan her oluş ve bozuluş hakkında gözlem, tahlil ve sonuca varma sürecindeki yolculuğumu, siz..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster