Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Eylül '10

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
804
 

Zihniniz geçersiz bir işlem yürüttü, kapatılacak!

Zihniniz geçersiz bir işlem yürüttü, kapatılacak!
 

SURET LAF GALERİSİ İFTİHARLA SUNAR...


Şöyle de bir huyum var, sabah 8’den evvel uyanmam gerekiyorsa ki çok sık gerekiyor, yataktan doğrulup ilk iş olarak çoraplarımı giyiyorum. Ancak sağ ayağıma çorabın tekini giymemle, sol ayağıma çorabın diğer tekini giymem arasında geçen süre; normal bir insanın tıraş olup, duş alıp giyinmesi, domatesli-kaşarlı tost yapıp yemesi hatta defi hacet gidermesi esnasında geçen toplam süreye eşit. Ben bu iki çorap giyimi esnasında, neden hızlı hareket edemediğimi hiç anlayamıyorum, uyukluyorum desem değil, bir şeyler düşünüyorum-günü planlıyorum desem değil. Sanırım o esnada zihnim, bir bilgisayarın açılış anında olduğu gibi programları yüklüyor, başlangıçta yüklenen ıvır zıvır program sayısı ne kadar çok olursa, açılmam da o kadar gecikiyor. Misal gece uykuya dalarken (kapanırken) de aynı sorun var: bu kez çoraplarımı çıkarmayla aşurtmanlarımı çıkarmam arasında epeyce süre geçiyor (burdan cırcıplak yattığım manası çıkmasın, içimde atletle don oluyor). Aslında her şey kafada bitiyo, temiz bir format atılsa sorun hallolcak belki ama bilmiyorum, hiç bilemiyorum.

Facebook mobil kullananların kullanmayanlara göre epeyce bir kalantor olduğunu düşünüyorum, kuşkusuz biraz üzülüyorum gizli gizli ağladığım da oluyor. (Edit Not: Sebepsiz yere, durup dururken, ansızın ve apansızın rokfor peyniri tüketenlere kalantor diyoruz.)

Çekirdeksiz üzüm ve çekirdeksiz karpuz varsa, kabuksuz çekirdek de olması lazım, Türk Ziraatinden de yegane beklentim kabuksuz çekirdektir, hadi artık ayarların bunları. Bu arada GDO; “geciktirilmiş doğal orgazm” mealinden bir kısaltma da olabilirdi ki o zaman iyi bişi olurdu. O vakit GDO’lu keçiboynuzu özlü duş jeli, GDO etkili prezervatif vb ürünler piyasaya sürülürdü. Yılbaşlarında: “Ömür boyu nice GDO’lı günler dilerim” şeklinde sms’ler de gönderilebilirdi. Bence iyi bişi gibi olurdu.

İnternet tarayıcısının sık kullanılanlarına, herhangi bir haber sitesini gün-tarih olarak ekleyip, sürekli aynı sayfayı görüntüleyen “a.q. bunlar da her gün aynı haberleri veriyorlar” diye çemkiren insan bence kendi içinde güzel bir insandır, belki bir miktar maddi sorunları vardır.

An itibariyle bir borcam dolusu bol tarçınlı elmalı kek getirene, ruhumu ve bedenimi (kısmen bazı organlarımı) kayıtsız şartsız teslim edebilecek karaktersizlikteyim.

Face’de nerden baksan 15 minyon arkadaşım var, hepsi birbirinden şirin. Facebook mobil kullananlar hem şirin hem görgüsüz, benim olsa ben kullanmam ki.

Evde tek başına yaşayan 70’lik komşum Bahtiyar amcayla her satranç oynadığımızda yeniliyorum. Bahtiyar amca her galibiyetini "kıh kıh kıh" ardından da "zu ha ha" nidalarıyla kutluyor, o esnada piyonları bilhassa atları klozete atıp sifonu çekmek geçiyor içimden, içime içime ağlıyorum. Satranç oynamayı almıyo kafam, mankafayım lan galiba. Apartman görevlimizin oğlu 7’lik Hilmi’yi ise dakkada mat ediyorum, kandırıyom enayiyi, onunla oynarken atı icabında L, icabında W gidettirebiliyom. Onun da kafası satranç almıyo zaar. Bu arada satranca, saNtranç diyen insana da saygım var.

An itibariyle bol tarçınlı elmalı kek aş-ermemi, ülker halley ile baskı altına almaya çalışıyorum, sanırım 4. halleyden sonra bunu başaracağım.

“Bu bayramdan artan şekerleri saklayayım da, öbür bayrama kapıya gelen veletlere dağıtırım" zihniyetindeki sinsi insanla; kurban bayramında deepfreeze et stoklayıp 6 ay yiyen çakal insan arasında zırnık fark yok. İkisi de tekel 2001 içer, ikisi de okey oynarken paso göstergeyle işi bitirir. Peki ben bu ikisiyle arkadaş olur muyum? sanmıyorum, hiç sanamıyorum.

Daha odaya girer girmez: "ay burası ne kadar havasız cam açın cam" diyen hatun insanı, sana msn de daha muhabbete girer girmez "cam açın cam da, memelere bakalım" deseler hoşuna gider mi?

Ben lisede giderken disiplin kuruluna, yerlere silgi atıp, baktığım bacaklar geliyordu aklıma. O an erotik bir hüzünlenmeyle karışık burun tıkanıklığı yaşıyordum, sanırım müdürden yediğim tokat yüzünden kanayan burnuma pamuk tıkamışlardı. Ne günlerdi o günler, çok değişik günlerdi, beynelmilel günlerdi.

Onu bunu bırak da blog, Bud Spencer'ı özlemiyo musun, (hani şu filmlerinde insanları dikine dikine döven bol sakallı, tonton dayı) ne yer ne içer merak etmiyo musun, an itibariyle canım Bud Spencer filmi çekti olsa da seyretsek.

Kendime inat, (mevsimi geçmeden) en az bir kez bamya yeme iradesi göstereceğim gibi hissediyorum. Çok kuvvetli hissetmiyorum ama biraz hissediyorum.

Blog, bişi itiraf etmek istiyorum; ömr-ü hayatımda en az 3 kez dirseğimi yalamayı denedim ve başarılı olamadım, başarılı olanı da görmedim, bence lüzumsuz bir dil egzersizi (şimdi eminim ki bu yazıyı okuyanların en az yarısı dili dirseğe değdirme denemesi yapacak, diğer yarısı bunu önceden denemiş zaten). Edit Not:Hakkaten olmuyo la!

Evde kendi imkânlarıyla pantolon paçası bastırabilen bir hatuna duyduğum saygıyı, evde kendi imkânlarıyla saçını boyayabilen bir hatuna duymuyorum, hiç duyamıyorum. Hal böyle olunca evde kendi imkânlarımla üzülüyorum.

Bazen imkânsız bir ilişkiyi beyninde tüm ayrıntılarıyla yaşayıp kendi başına tüketiyorsun ve günün birinde o ilişki imkanlı bir hale gelse de bir tekrar yaşamamak adına hiç o işe girmiyorsun, tek taraflı yaşadığın bu süreçte karşı tarafa haksızlık ettiğini düşünmüyorsun, ama hiç düşünemiyorsun. (Edit not: Aha! bu bana da olmuştu bi kere, eskiden ama).

Eroir

Hikayesi olan şarkıları severdim

Bir gün onlardan birini besteledim

Bir kadın vardı nakaratında

Takma kirpikli, kırmızı ojeli

Kemikli ve inceydi ayak bileği

İriydi anlamsız bakan gözleri

Her şeye anlam yükleme diyordu

Aslında hiçbir şeye yükleme diyordu

Bir gün sonsuz bir boşluğa listeledim

Anlamını yitirmiş ne varsa hayatımda

Şarkıdaki kadın okudu, gülümsedi

Dipsiz bir son görmüş parmak izimden

Kendi ömrüne benzetmiş bunaltıcı tekrarlarımı

Sıkıldığımı fark etmiş kitaba göre sığ yaşamdan

Beni davet etti alkol gölüne, kendi evine

Dili dolaşarak devam etti falımdan

Morlukları sarktı hem boynumdan hem ruhumdan

Kirlendik birlikte, ilkel hislerimizden

Şarkının sözleriyle bestesi birden kayboldu

Nakaratı mırıldandı kadın

Ne var ki anımsayamadı içine doğru yok oldu

Kaldı gölgem aynada, saçları sakallarım oldu

Pek hatırlayamadım geçmiş zaman oldu

Pürüzsüz ve lüzumsuz beyazdı ayak bileği

Ben Buldum

Özlü Laf: Kirlenmek güzeldir, cünüp olmak daha güzeldir ikisi de aynı şey.

Ben Buldum (Edit Not:Bulurken hiç sıkılmadın mı!)

YASAL UYARI: Bu yazının saçlarda koparak dökülmeleri artırdığı, geçici zihin bulantısına yol açtığı, fışkırır tarzda ruhsal kusmalara neden olduğu ve idrar rengini yeşile boyadığı klinik deneylerle kanıtlanmıştır, lütfen kararında okuyunuz, sonra saçınızı başınızı yolmayınız. Bu yazıdan menfi tesirlenenler için Antidot olarak, Akmina maden suyuna bir çay kaşığı kuru nane ilavesinin, oral alımı önerilir (Edit not: yok başka nasıl alınacağıdı).

Suret laf galerisi gururla sundu.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Senin yazılarını okumak, 800 km nasıl biter diye gözünde büyüttüğün bir şehirlerarası otobüs yolculuğunu, yanına oturan ve laflamayı seven bir hoşsohbet partner sayesinde nasıl geçtiğini anlamamak, a.... geldik mi şaşkınlığında sonlamak gibi... Yazının sonuna eklediğin şiirler ise kraliçeye takılan taç gibi... Yazıyı bordo şarap tadında taçlandırırken, yazı konusunda ne kadar yetenekli ise şiir konusunda da o kadar yetenekli kerata duygusu aşılıyor. E, daha ne diyim. Allah yeteneğine zeval vermesin.

Ayrıntıda gezinmek 
 24.07.2011 0:13
Cevap :
Teşekkür ederim çok hoş, çok nitelikli bir benzetme olmuş...Fevkalade duygulandırdınız beni, içime içime hislendim valla...  24.07.2011 13:01
 

keyifle okudum yazını ödül olarak yolun düşürse istanbula uğra format atalım ramleri yükseltelim bi de hızı artsın son olarakta bol tarçınlı elmalı kek ikram ederiz ...

ela asa 
 30.09.2010 2:22
Cevap :
İstanbul'dan en az Mozambik kadar ürküyorum..Ben oralarda kaybolurum, kötü yola düşerim hatta organlarımı çaldırırım diye aşırı endişeleniyorum..Ne bilem bi Bilecik olsa bi Kastamonu olsa o kadar tırsmıyorum ama İstanbul denilince bana çok uzak, bana çok tırsınç geliyor..En çokta burnumu çalarlar diye korkuyorum, burnumu çok seviyorum ben, çok güzel burnum var...  01.10.2010 9:00
 

bu yazı da çok güzeldi valla billa yaa...yeşili-meşili bilmem de damlattmadan tamamladım sonunda...''virgül , oral alımı önerilir'' de,adres belirtmemişsiniz nerden alacaklarını bilemezler ki.. yanii dii mii...yazının tek falsofisosu buydu da kimse farketmemiş...en ciddi kısmı da şu ''şiir de şiirdi'' be...eyvallah...

nedim üstün 
 25.09.2010 12:04
Cevap :
Teşekkür ederim, aşırı teşekkür ederim, dikkat buyurduğunuz hususlarda daha özenli olacağım, bu uğurda azimliyim biraz da kıvançlıyım..  30.09.2010 10:38
 

Son formatta bir sorun yok di mi? Hepsi iyi güzel de uzun zamandır sende bir değişiklik gözlemlemekteyim Suretcan. Tam olarak ifade edemiyorum ama... Yok; yazıların aynı da yorumlara verdiğin cuaplar daha formal (resmi). Bunun bilimsel bir açıklaması var mı; yoksa aslında böyleydin de bizi mi kekledin aylarca:) Ya da belki blog ortamı heyecanını yitirdin:) Haydar Dümen der ki; blogculuk evlilik gibidir; tazelemek için küçük küçük sürprizler hazırlayın partnerini... pardon okuyucunuza:))) Mesela bir kâse fırın sütlaç uzatabilirsiniz ekrandan:))) Di mi? Taze günler diliyorum size...

vakayinüvis 
 18.09.2010 18:37
Cevap :
Güzel gözlü ve gönüllü arkadaşım, bir sıkışık süreçten geçerken yorumları dahi okuyamamaktan muzdaribim. Senin aklı başında ve sevecen yorum yazacağına olan sonsuz güvenim nedeniyle istisnai olarak yorumunu bekletmeden yayına verdiğim halde cüvap vermeyi geciktirdiğim için tüm nöronlarından kendi nöronlarım adına özür dilerim..Misal bu yazım için gelen diğer 147 yorumu okumadan yayına verme cesaretini kendimde bulamadım..Ne bileyim kırıcı, incitici, rencide edici yorum olabilir diye acayip tırsıyorum...Fakat sana olan güvenim TRT kökenli olsa gerek..Temsil benim en güvendiğim kurum da TRT kurumudur..TRT dese ki; Suret konut kredisi çekecem bana kefil olur musun dese gözümü kırpmadan kefil olurum..Ama misal Fox Tv aynı şeyi dese cevabım "abi ben yeminliyim kimseye kefil olamam" olur...Öperzinyo...  21.09.2010 10:15
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 41
Toplam yorum
: 291
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 798
Kayıt tarihi
: 27.01.10
 
 

En güzel hikayesini henüz yazmamış olan, Smyrna'da yaşayan, henüz yolun yarısında bulunan, kamu g..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster