- Kategori
- Sağlıklı Yaşam
'' İlâç vurgunu '' devam ediyor !..

'' Kurt, dumanlı havayı severmiş. ''
Bizler, yerel seçimin karizmatik ve kaostik ortamında, halen partilerin başarı durumları tartışıp dururken, '' Bazı uyanıkların '' yaşadığımız, toplumsal hipnoz olayının '' yarattığı sisli havadan yararlanıp her alanda,'' malı götürmeye devam ettiklerinin farkında mıyız ?..
Savurganlıklarımızın ve yaşadığımız soygunun başında, ilâç yolsuzluklarının geldiği, tıp otoritelerince itiraf ediliyor.
''İlâç bedelimi ,nasıl olsa devlet ödüyor !..Bana ne !.. '' Diyenlerimiz var mı ?..
Aile hekimliğinin icat edilmesiyle (?) devlet hastanesindeki bir uzman doktorla, pratisyen aile hekimi arasındaki maaş farkı , dörde katlamış durumda.
Bunu bilen uyanık ilaç firmaları, satış ve pazarlama elemanlarını , sağlık ocaklarının ve bazı denetimden yoksun devlet hastanelerinin çevresine konuşlandırmışlar !..
Koyu takım elbiseli, manken tipli, bay ya da bayan ilaç mümessilleri, hasta haklarını bile çiğneyerek hekim odalarında, ''Özel muhabbetlerine '' devam ettiklerine tanık oluyoruz.
''Ne kadar ekmek;o kadar köfte '' anlayışıyla tatlı kâr peşinde olanların bazı doktorlarla olan samimiyetleri gözden kaçmıyor !..
Çıkar ilişkileriyle yola çıkan hekimlerin (?) , içeriği aynı da olsa; kendilerine lütufkâr olan firmaların ilaçlarına yöneldiklerini biliyor muyuz ?..
Bazı eczacıların da bunlardan farkı yok !..
Etik kuralları, çıkar ilişkileriyle çiğneyen ve kısa zaman içinde, altlarına jeepleri çeken; ilaç firmalarının ödülü olarak sık sık '' avantalı yurt içi-dışı lüks seyahatlere '' giden beyaz önlüklülerin farkında mısınız ?..
Ve de halen, ''Göbek kaşıma '',''Bidon kafa '' muhabbetleriyle halkı oyalayan köşe yazarlarının, medya elemanlarının ne işe yaradıklarını bilen var mıdır ?..
Lüks kamaralarında oturan, Kaymakam ve Vali Beylerin , bu soygunlara ''Dur !..'' dediklerine tanık olanınız var mı ?
Türkiye'deki ilaç pazarı , 10 milyar doları geçmiş !..
Sağlıkta savurganlığın önlenmesi, halkın bilinçlenmesine bağlı...
İyi ki vicdan sahibi bilim adamlarımız var !..
Biraz da sağduyulu basın mensuplarımız var !..
14 Mart Tıp Bayramı sebebiyle Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) 'nde düzenlenen kutlama programında sağlıkta ülke genelindeki savurganlığa dikkat çekildi.
Hekimlerin sağlık harcamalarında bonkör davrandığı, halkın ilaç tüketimi konusunda bilinçsiz olduğu, bunun da faturasının ekonomiye yüklendiği vurgulandı.
Sağlıktaki savurganlığa hiçbir ekonominin dayanamayacağının altı çizilirken, bunun önüne geçmek için hastaların hekimler tarafından bilinçlendirilmesi gerektiği belirtildi.
OMÜ Rektörü, Prof. Dr. Hüseyin Akan, hekimliğin insanlar üzerinde büyüleyici bir özelliği bulunduğunu söyledi.
Bu büyünün zaman zaman hekimler tarafından istismar edildiğinin altını çizen Prof. Dr. Akan, sağlık harcamalarındaki savurganlığı eleştirdi.
İlaç tüketiminin artarak Türkiye'nin dünyanın en büyük 13. pazarı haline gelmesinde hekimlerin büyük rolü olduğunu kaydeden Akan, "İlacı biz yazıyoruz. Hem de hasta çabuk iyileşsin, iyi doktor olayım diye en pahalısını yazıyoruz. ''
Veya pahalı ilacı çok yazıp televizyon gelsin diyenler var. Halk da bilinçsiz olunca herkesin elinde torba torba ilaç var. Bu prim öyle noktalara vardı ki, primsiz çalışan yerler kapanmaya başladı.
''İğneyi önce kendimize batırmalıyız. Bu kadar savurganlığın altından hiçbir ekonomi kalkamaz."
Bu savurganlığın önlenmesi gerektiğini ifade eden OMÜ Rektörü Prof. Dr. Akan, "Yeşil kartı olanlar, devlet hastanelerine gidiyor, özel hastanelere gidiyor, bir de tıp fakültelerine geliyor. 3 ayrı yerde tahlil yaptırıp ilaç yazdırıyor. Yani devlete 3 kez para ödettiriyor.
Hekim hekim gezmenin faturası ekonomiye çıkıyor. Bu sorunun çözülmesi lazım. Hekimler olarak hastalarımızı bilinçlendirmek, eğitmek zorundayız. Onlara bu ilaç ve sağlık harcamalarının parasının yurt dışına gittiğini anlatmalıyız." şeklinde konuştu. (Basından )
Yıllardır az gelişmişlik sürecini aşmak için çabalar dururuz.
Moral kazanmak için de, son zamanlarda, gelişmekte olan ülkeler kategorisinde adlandırılmayı tercih eder olduk.
Mutlu azınlıklar,'' Sorunlarla iç içe yaşamayı '' kaderimizmiş gibi kanıksattılar yıllarca.
Ülkemizdeki sorunların başında gelen konulardan birisi de sağlık...
Vatandaş, sağlık ve sağlıksızlık arasında bocalıyor. Vatandaş belini doğrultmaya çalışıyor.
Gençliğinde baş ağrısı nedir bilmeyenlerin torunları ,şimdilerde genç ; hatta küçük yaşlarında bel ağrıları ile tanışmış durumdalar.
Hastane çevresinde oturanların daha çok hastalandıklarına (?) tanık oluyoruz !..
Doktor ücretleriyle, ilaç fiyatlarının ülkede yaşayanların büyük bölümünün erişemeyeceği düzeyde olması, çaresiz vatandaşların hastane kapılarında eziyet çekmesine yol açıyor.
En çok vergi kaçağı, kayıt içi olsalar da sağlık sektöründe...
İlaçta KDV’nin %18 den % 8’e çekilmesi de olumlu bir başlangıç. İlaçta eczaneler arası kıran kırana rekabet yaşanıyor. Kanser Hastası bir vatandaşın faturası iki milyara yakın.
Eczane kârı : %30-40 arasında. Yani böyle ballı bir reçeteden kazanç brüt de olsa, yarım milyar lirayı geçmekte.
Eh !..Ballı reçetenin, ballı da kazancı olması gayet doğal...
Ecza deposu kârı, eczane kârı ilacın tüketicisine yansıyor.
Büyük kentlerin büyük hastaneleri civarlarındaki dükkanların eczane taleplerinden dolayı, mülkiyet fiyatlarını solladığı bilinen bir gerçek.
Muayene ve tedavi bir yana, madalyonun bir öteki yüzündeki; fakir fukaranın ilaç alamadığı bir dönemde çöpe atılan ilaçlar var.
Sadece eczanelerde kullanma süresi geçtiği için çöpe atılmak zorunluluğu doğan ilaçların yıllık zararı 450 milyon dolar” ı buluyor.
Bu tutara evlerde kullanılıp da bitirilmemiş, yarısı kullanılmış ilaçlar ise dahil değil tabi ki...
Bugün hangi eve giderseniz gidin, mutlaka yarım kalmış birçok kutu ilaçla karşılaşırsınız.
Yanlış bir uygulamanın doğurduğu gerçek bir savurganlığın örneğidir bu.
Batı ülkelerinde olduğu gibi doktorların hastaya yetecek adette ilaç yazma olanağı bulunmamakta, 5-6 hapla iyileşebilecek hastalık için; içinde bu sayının bir, iki katı fazla ilaç bulunan kutular satılmakta.
Peki.. Yarım kalmış bu ilaçlardan yararlanmak olası mı ?.. Olur hem de, bal gibi olur !..
''Bizler, zaman zaman oturduğumuz apartmandan topladığımız artmış ilaçları bir torbaya koyar, ya çalıştığımız yerin sağlık merkezine, ya da başka bir sağlık merkezine götürüp teslim ediyoruz.''
Böylece hem evdeki fazla ilaçlar ortadan kalkıyor, hem de doktorlar, ilaç alamayan kişilere vererek bu ilaçları değerlendiriyor...
Bazı sivil toplum örgütlerinin ve belediyelerin de bu konuda çalışmaları takdire şayan.
(*) Bakırköy Belediyesi ve Bakırköylü eczacılar tarafından 9 ay önce başlatılan “ilaç atılmasın, alamayanlar kullansın” sloganıyla başlatılan kampanyada bugüne kadar toplanan ilaçlardan 85 bin kutunun dağıtıldığını öğreniyoruz.
Kampanya için aralarında emekli öğretmen, sağlık memuru, eczacı ve ev kadınlarının bulunduğu 40’a yakın gönüllü kendilerini bu işe adamışlar.
Ayrıca bazı sanatçı ve futbolcuların da kampanyaya verdikleri destek uygulamanın bir başka olumlu yanı.
Yeter ki insan iyi ve yararlı bir şeyler yapmayı istesin. Gerisi çok kolay, tüketimi; üretimle dengelemeyi, üretimi; tüketimle dengelemeyi becerebildiğimizce, gelişmekte olan ülke olmak hakkına, hatta gelişmiş ülke konumuna gelmez miyiz ?..
Amerika'da yaratılmak istenen etkiye göre özel renk, müzik, ışık hatta koku tasarımı yapılıyor.
Mayo alırken kadınların moralinin bozulduğunu gören bir kuruluş, deneme kabinlerinin ışığın pembe tonlarını artırınca satışlarda büyük artış tespit etmiş.
* Las Vegas.ta casinolar, özel parfümlerle, oyuncuların uzun saatler oyuna devam etmesini sağlamaya çalışıyor !!!!..
SGK Müdürü, ülkemizdeki, '' ilginç usulsüzlüklere'' şu örnekleri verdi: "Ölmüş, 200'ün üzerinde insana reçete yazıldığını, 34 kutu yazılması gereken bir ilacın 54 bin kutu yazıldığını, bunun da kuruma fatura edildiğini belirledik."
Türk Eczacılar Birliği (TEB) İkinci Başkanı Şevket Kaya, Türkiye'deki ilaç pazarının 10 milyar dolar civarında olduğunu açıkladı.
......
Haydi !..Ecza dolaplarımıza bir bakalım !..Kullanmadığınız ilaçları sağlık ocağına teslim edelim!..
Bu arada ,günü geçmiş ve bayatlamış ilaçlarımızı çöpe atarken, paralarımızın kimlerin cebine gittiğini düşünelim !
''Hastane önünde incir ağacı '' türküsünün modası geçti...
Şimdi, '' Hastane odasında, pazarlamacı '' oyun havası tüm plâkçılarda !..