- Kategori
- Güncel
''Bunun adı o....puluktur!''

objektifimden...
Doğru…!
‘’Doğru söze şapkamı çıkarırım abi!’’ diye söylendi …
Yazdan kalma Güneş kavururken öğleden sonranın sıkkın saatlerini, kahvede sohbet bayağı koyulmuş bir haldeydi! Televizyonda o meşhur evlendirme programı dönüyor! Sunucu pek bilmiş edayla tarafları birbirine tanıtıyordu!
Hasan amca, emekli maaşını kuruşuna kadar söylerken, evini barkını, tarlalarının ne ürün verdiğini bile döküp saçmıştı stüdyoda ulu orta! Talip olduğu kadınsa! Kendinden yaşça epey ufak ve gösterişliydi. Kahve ahalisinin kimi sandalyeye kurulmuş, cigarasını tellendirirken, bacak bacak üstünde! Kimi de kasketini yelpaze yapıp, bir eliyle de bıyıklarını buruyordu, etrafa çaktırmadan! Kimbilir neler geçiyordu aklından ya da içinden!
‘’Ah ulen !’’ diye iç geçirdi biri, herkesin duyacağı şekilde.
-Ule Memet, n’oluyon? diye seslendi Abdurrahim amca!
-Heç, heç bi işi olmuyo be emce, heç!
Bir masada da okey taşlarının tıngırtısı televizyonun sesine karışıyor, masadakiler büyük bir hararetle oyunu almak için çabalıyorlardı.
Kahvenin yer yer beyaz badanaları dökük duvarının üstünden bir kafa uzandı.
-Baba… Benim karnım çok acıktı!
-Get len anana söyle.
-Baba… Anam tarlada şimdi oraya mı gidem?
-Git len şimdi… Tam okeye dönüyom. Sırası mı?
-Üüüüüüüüüüüüüüüüüüüüüüü diye bir ağlama sesildi yayıldı ortalığa.
-Vurcam şimdi ıstakayı kafana!
-Sustur oğlum, şu veledini! Duyamayoz, Hasan efendinin kadına verdiği vaatleri!
-Ne o, Abdurrahim amca? Senin de niyetin var gibi…
-Kemal…Yap şuna ekmek arası bir lokma peynir, çenesi kesilsin veledin! Bi de paşa çayı ver yanına…
Güneş, kavurdukça yanan yüzünü, başındaki tülbentinin ucuyla silen Kiraz’a seslendi, tarlanın bir ucundan Ayşe teyze.
-Ne oldu Kiraz kızım yoruldun mu?
-Yok be ana! Bebe tekme attı yine de bu sefer çok fenaydı.
Tarlada pamuğun 2. elini topluyorlardı, 20 kadın. Belleri bükük, sırtları kan ter içinde. Dayı başının iki eli cebinde, gözetliyordu hangisi boş geçiyor, diye!
-Hadi hadi sallanmayın! Sohbetin sırası değil! Karşıdan karşıya konuşup durmayın! Daha tarlanın yarısını bitiremediniz! Diye bağırdı kadınlara.
Ayşe teyze olduğu yerde doğruldu, terini sildi elinin tersiyle. Dayı başına doğru seslendi, kızgın bir halde.
-Ne diyon sen be?Köle miyiz burda biz?
Kiraz gelin, pamukların arasına yığılıverdi o arada! Kadınlarda bir telaş, bir koşuşturmaca. Hepsi toplandı Kiraz’ın başına.
-Vah gelinim vah… Diye feryat etmeye başladı, Ayşe ana!
-Bebek mi geliyor ki? Diye bağırdı, kadınların biri.
-Koş haber ver kocasına. Dedi bir diğeri, Emine kadına.
Dayı başı sinirli sinirli homurdandı. ‘’Ulen bebenin sırası mı şimdi?’’
Kıssadan hisseyse yaşananlar!
Be hey Ömer Efendi!… Bu ülkenin emek döktüğü, kadını, eri, çoluğu çocuğu demeden didinip, kan ter içinde çalışıp vergi verdiği, okutup beslediği, sen ve sen gibi niceleri!
Sen kadını, küflü zihninle ‘’o…pu damgası’’ ile yaftalarken!
Kimi kadın, karnında bebesi ile tarlada tabanda 3 kuruş ekmek parası için ter döküyor!
Kimi kadın, sel sularında servis arabasının içinde mahsur kalıp, can veriyor!
Kimi kadın, madende yitirdiği oğlunun öksüz kalan bebelerine bakmak için ele güne avuç açıyor!
Kimi kadın, şehit verdiği oğlunun mezar taşında yatıyor!
Kimi kadın, hayatını idame ettirebilmek için genelevlerde, şiddetin her bir türlüsüne göğüs geriyor!
Kimi kadın, merdiven altı imalathanelerde, sağlıksız koşullarda çalışıp çabalıyor!
Kimi kadın, çöp kutularının içinde ekmek arıyor!
Hamile mi, değil mi? Diye bakmaksızın!
Deve kuşu gibi kafanızı gömdüğünüz o çukurdan, kaldırın başınızı da bir düşünün bakalım!
Kadının bacak arasından bakacağınıza Dünya’ya!
İnsanlıktan yoksun laflar edeceğinize, kadına ya da gebe kadınlara!
Düşünün bir!
Kim kimdir?
Kim o…pu? Kim…………….???
Ay Şen…