- Kategori
- Güncel
" Demokrasinin öznesi "

Son günlerde yaşanan gelişmeler ne kadar gerilimli ve çatışmalı bir ortamda olduğumuzu bir kez daha net bir şekilde ortaya koyuyor.
Demokrasiye inanmış, vatanını ve milletini sevenlerin, her şeyden önce yaşanan süreci, “etki” güçlerinin, anti-demokratik “söylem ve eylemlerini” onaylaması mümkün değil.
Bu bağlamda, ayrıca süreç içerisinde demokrasiden, eşitlikten, özgürlükten yana tüm kesimlerin bu gelişmelere karşı demokratik tavır ortaya koymaları, demokrasiye olan inancın geçmişe oranla daha da güçlendiğini, toplumun demokrasi ve doğrular etrafında güç birliği yapma “gelişmişliği” açısından sevindiricidir.
Aksine tüm bu olanlara tüm yaşananlara sessiz kalmak Türkiye'deki demokratik olmayan politik kültürün ancak bir sonucu olabilir.
Oysa “müdahaleler” ve “türevleriyle” demokratik süreçlerin önüne set çekmeye kalkışan “güç”ler, milletin ve ülkenin yarınlarına verdiği zararı düşünmek, hesap etmek yerine, “değişik” söylemler silsilesiyle yine toplum mühendisliği yapmaya devam ediyorlar.
Gerçek bir demokrasi inancı, demokrasi mücadelesinin siyasal alanda sürmesi arzusunu ve sağlamayı yeğlemelidir. Siyaset, yaralarını kendi sarmalı, zamanı ve mekanı içinde tolere etmelidir. Muhalefeti ve iktidarı ile Türkiye‘deki siyasi partilerin demokrasi reflekslerinin güdük ve zayıf olması maalesef acı bir gerçektir. Kaldı ki, cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde ileri sürülen tezlerin ve yapılanların çoğunun demokratik bir dayanak ve inandırıcılıktan uzak olması ne denli ise, orduyu kışkırtan ve Genelkurmay’ın 27 Nisan “bildirisi” ifadeleri ile konuşan bir muhalefetin bulunması Türkiye siyasal yaşamı için bir handikaptır.
Artık bilinmelidir ki, darbe ve muhtıralar geleneği demokratik kültürü güçsüzleştiriyor, milletin, hali hazırda ve uzun vadede yaşadığı sorunlarına çare bulma ve çözme yeteneğinin yok olmasına yol açıyor. Dolayısıyla Türkiye, telafisi mümkün olmayan benzer “süreçleri” geçmiş yıllarda sosyal, siyasal ve ekonomik anlamda çok ağır “kayıplar ve bedellerle” ödediğini unutmuş değildir.
Sonuç; Türkiye bu ve benzer süreçlerde, demokrasisinin üzerine çöken “karabasan ağırlığından” ancak, milletin iradesini ortaya koyacak ve temsilde adaleti gerçekleştirebilecek demokratik adımları attığı oranda kurtulacak, engel olacak ve normal demokratik süreçlerini işletebilecektir.
Türkiye‘de milletin, “sözde değil, özde demokrasi” yaşaması bir ihtiyaç, demokrasiyi ve cumhuriyeti “yaşama ve yaşatma”, ‘koruma ve kollamanın‘ öznesi milletin kendisiyse, kendi sorunlarının da sağduyusu ve katılımcılığıyla üstesinden geleceği bir gerçektir.