Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Hüseyin Tan Kitabın Ortasından

http://blog.milliyet.com.tr/kitabinortasindan

12 Şubat '17

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
307
 

''Tanrı önce erkeği yarattı.''

''Tanrı önce erkeği yarattı.''
 

https://unsplash.com/search/men?photo=hoGCet8H4uU


Ardından şeytanın tavsiyesine uyarak yasak meyveyi yiyen ve yediren Havva’yı.

Yani, erkeğin kaderi bu elma olayıyla belirlenmişti aslında. Kadın isterse yapamayacağı bir şey olamazdı ve yaptı da.

Adem yaratılıyor ve şeytan hariç tüm melekler ona eğilirken, aradan fazla zaman geçmeden Havva’nın ayartmasıyla birlikte Adem yasak meyveyi yiyerek cennetten kovulan ilk erkek olma unvanını da elde ediyordu böylece.

Ve erkek, ilk itibar kaybını bir kadın yüzünden yaşamış ve belki de yer yüzünde hemcinslerinin daha sonraları yaşayabilecekleriyle ilgili ip uçlarını vermişti aslında.

Kadın cennet miydi yoksa cennetten dahi edebilecek olan mıydı?  Ya da ‘’Asıl cennet benim”  mi demişti? Yoksa ‘’Ben istersem seni cennetten bile ederim” mi?

Yıllarca kadın mağduriyeti üzerine yazılıp çizildi haklı olarak. Gördükleri şiddet, taciz, tecavüz, kadın cinayetleri yadsınamayacak gerçeklerdir elbet. Fakat tüm bu zaman zarfında erkeklerin de mağdur olabilecekleriyle ilgili ya da erkek mağduriyetiyle alakalı kaç yazı yazıldı? Bununla ilgili kaç tane panel ya da toplantı yapıldı veya sokaklarda mağdur olan kaç erkek eylemine şahit olundu? Çünkü kadının adı ‘’Mağdur edilen’’, erkeğin adı ise ‘’Mağdur eden’’di.

Ve şimdi gelelim şeytana uyan Havvaların erkeklere yaşattıklarına yani madalyonun diğer yüzüne.

Sünnet olurken başlayan bir süreç var, ‘’Erkek olacaksın bak, sakın ağlama’’ denilen. Bu noktadan itibaren erkeğe empoze edilen ‘’Erkek ağlamaz’’ ve ‘’Ağlamak zayıflıktır’’ dayatmasıydı. Gerçekten de böyle miydi bu? Yani erkek ağlayamaz mıydı? Sonuç olarak, ‘’Ağlama, sen erkeksin!’’ ile büyütülen bir insana ağlamak eyleminin ona yakışmadığı ve bunun bir zafiyet olduğu empoze edildi. Böylece, erkeğin ağlamaması gerektiği ona daha sünnetteyken dayatılmış oldu.

Sadece bu muydu? Tabii ki hayır. Aşık olup acı çektiğinde bile, ‘Salla gitsin lan, sana kız mı yok?’’ denilerek acısını bile yaşamasına izin verilmeyen yine erkek değil miydi? Ve aynı zamanda ‘’ Bu kızla olmuyorsa başka kız mı yok lan sana’’ tavsiyesiyle, çok eşliliğe yaradılışı itibarı ile zaten uygun olan erkeğe bu durum hatırlatılarak, ağlamak yerine başka kızlarda teselli bulabileceği seçeneğini de kullanabileceği söylenmiş oldu.

Askerliğini yapıp gelen erkek çocuğunun alelacele evlendirilmek istenmesi de, erkeğin hayatının neredeyse tümüne yine kadınların müdahil olma sürecinden başka bir şey değildi.

Erkek hangi kızı severse sevsin, annesi de mutlaka sevmeliydi o kızı. Yani erkeğin tek başına bir kızı seviyor olması da yetmiyordu. Hayatının her döneminde ona akıl veren, onu yönlendiren bir kadına ihtiyaç duyması için elden gelen ne varsa yapılıyordu.

Hatta evlendikten sonra bile erkek, anne ve eşi arasında bırakılarak onun kendini geliştirememesi ve bir karar alması gerektiğinde mutlaka bir kadına danışması gerektiği ona işlenmeye devam ediliyordu farkında olmadan. Ve akabinde de, yine aynı erkekten güçlü olması, zayıflık göstermemesi, ona ihtiyaç duyan insanlar olduğunda başlarını dayayacak omuz sahibi olması gerektiği, ona fark ettirilmeden kazılıyordu beynine.

Ve tüm bunlar olurken erkek, bu kadınlar arasında bırakılmaktan nasıl galip çıkıp kendine yeterli bir insan olabilecekti?

Bunlar yaşanırken, ne erkek kendine nasıl bir misyon yüklendiğinin farkındaydı, ne de onun etrafındaki kadınlar o erkeği nasıl etki altında bıraktıklarının.

Ve tüm bunların acısını, ilerleyen zaman içinde birlikte yaşamak ve paylaşmak zorunda kaldıklarında anlayacaklardı.

Aslında bu satırları okuyan kadınların, şimdi burada bir mola verip ‘’Biz farkında olmadan, sırf sevgimiz ve bizim yanımızda olması için neler yapmışız oğullarımıza?’’ diyebildiler mi, merak ediyorum?

Ama şunu biliyorum ki, benim bu satırlarımı okumadan da, bazı kadınların ilerleyen zaman içinde oğullarına empoze ettiklerinden dolayı, onların neler yaşadığını ve yaşattığını gördükçe, ne kadar yanlış şeyler yaptıklarının farkında olmuşlar ve ‘’Keşke zamanı geri alabilseydik’’ demişlerdir.

Sevgimle...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 8
Toplam yorum
: 5
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 245
Kayıt tarihi
: 02.03.15
 
 

İşletmeci, yazar...   ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster