- Kategori
- Haber
"Ateş ile oynama" öğüdü kime?

Kızılcahamam toplantısında, karşısına aldığı partili milletvekillerine o kadar güzel konuşuyor ki, alkışlamamak mümkün değil. Hatta bu güne kadar hakkında yazdığımız onca şeyleri bile “Nasıl oldu da bu kişiye karşı bu kadar acımasız davrandık” diye düşündüğüm de oluyor.
Bu toplantıda "Siyasi rant peşinde olmadıklarını" anlatan Erdoğan “Türkiye’nin bir hukuk devleti olduğunu ve hiçbir suç, cezasız kalmayacağını” belirtiyor.
Daha birçok şeyler diyor. Muhalefeti suçluyor, niye yardım etmediklerini, neden omuz vermediklerini sorguluyor. Bu sorgulama da benim tuhafıma gidiyor. Demek ki bu güne kadar siyasi iktidarın Başbakanı, muhalefet partilerine yakın durmuş, ama onlar bir türlü bunu anlamamışlar. Fikir birliği etmek istemiş, ülkenin sorunlarını paylaşmak istemiş, omuz omuza vermek istemiş ama onlar muhalefet edeceğiz diye tutturduklarından buna yanaşmamışlar.
Gerçekten biz bir şeyleri anlamamışız. Amerika’nın başkanı Bush bile anladı ama biz anlamamışız.
Anlamadığım bir şey daha var.
Başbakan, konuşmasının bir yerinde (Televizyonda canlı canlı izlerken gördüm) muhalefet partilerine “Ateşle oynamayın” diyor.
Aklı başında hiçbir yönetici, ülkenin geleceği ile ilgili konularda “Ateşle oynama” gibi bir davranış içinde olamaz. Böyle bir söylem bile sakıncalıdır. Bunu söyleyen kişi eğer bir başbakan ise sorarlar “Kim bu ateşle oynayan” diye…
Ancak ben size şu anda “Ateş ile oynayanlardan” örnekler vereyim…
Bırakın “Ateşle oynama” işini, ateşe körükle gidip bir de üstüne üstlük ateşe benzin dökmenin nasıl yapılabileceğini size anlatmaya çalışayım, siz kimin “Ateşle oynadığına” karar verin.
İslam’ın şartının beş olduğu gibi, “Devlet” olmanın da şartı beştir. Bunlar, Hukuk, sağlık, eğitim ve savunmada ve de ülkede biriliğinin sağlanmasıdır. Bunlar ve en başta da “Hukuk” olmazsa olmaz koşuldur.
Demokrasi koşulları da ortaya konulurken, “Yasama” “Yürütme” ve “Yargı” birbirlerinden bağımsız hale getirilmişlerdir.
Yargı, yasamanın ortaya koyduğu kuralları uygulamakla görevlidir. Yine yargı, bu kuralları uygularken “Başına buyruk” güç gösterisinde bulunamaz, kurallar dışına çıkamaz. Yasama da “Anayasa” kuralları çerçevesinde yasa çıkartmak zorundadır. Yasamadan çıkan her türlü yasaya da hem “Yürütme” hem de “Yasama” uymak ve uygulamak zorundadır.
Umarım, buraya kadar karışık bir şey anlatmamışımdır.
Devam edecek olursak, yargı, önündeki yasaya bakıp tarafsızlık ilkesi içinde yasanın öngördüğü şekilde karar verecektir. Ne “Yasama” ne de “Yürütme” bu aşamada yargıyı etkilemeyecek, etkileyemeyecektir.
Başta Başbakan olmak üzere, şimdi biz ne yapıyoruz? Ne diyoruz?
“Ateşe benzin döküp, bir de körükle o ateşe yanaşma” durumundayız.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, yasalara göre kapatmayı gerektiren suç işlediğini tespit ettiği bir parti için “Kapatma davası” açıyor. Bu parti, şu veya bu parti olur, hiç önemli değil. Önemli olan, yasalar karşısında kapatmayı gerektiren bir durumun var olup olmadığıdır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının, siyasi düşünceler içinde davranmasını bekleyemeyiz. Tabi eğer “Hukuk devleti” isek. O, davasını açacak ve görevini yerine getirecektir.
Diğer taraftan, bu davaya bakmakla görevli olan Anayasa Mahkemesi ne yapacak? Elbette o da önünde bulunan yasayı esas alacak ve o yasadaki “Parti Kapatmayı” gerektiren suç işlemişse, kapatma kararını verecektir.
Ama biz şimdi koro halinde “Parti kapatmaya karşıyız” demiyor muyuz?
Diyoruz…
Demesine diyoruz da yasalardaki yazılı ve “kapatmayı gerektirecek suçun işlenmesi halinde partiyi kapat” diyen kanunun varlığına ne diyeceğiz?
Her kim olursa olsun, bir ülkede yürürlükte olan bir yasanın uygulanmasından rahatsız olanlar varsa ve bu rahatsızlıklarını da yargı üzerinde “Baskı unsuru” olarak kullanıyorlarsa, işte esas “Ateşle oynayanlar” onlardır. Hem de benzin döküp körükle de yanaşanlardır.
Şimdi…
Gerek yasama organı içindekiler, gerekse yürütme organı içindekilerden hiç birinin “Parti kapatılmasına karşıyız” deme hakları yoktur. Eğer bunu söylüyorsanız, bunun adı, yargıya müdahale etmek demektir ki, onun adı da dediğim gibi “Ateş oyunu” meselesidir. Eğer “Karşı” duruşunuz varsa, en kısa zamanda “Partiler, hiçbir koşulda kapatılmaz” diye yasayı değiştirirsiniz, yargı da o karara uyar ve parti kapatmaz. Ama “Kapatılır” diyen bir yasa yürürlükte iken, hiç kimsenin “Parti kapatmaya karşıyım” demesi hukukun üstünlüğü ilkesine uymaz, hele bunu yapanlar, yasama yetkisini elinde bulunduranlardan ise…
Şimdi cevap verin bakalım… Ateşle oynayan/lar kim ve kimlerdir?
Kim şimdi “Siyasi rant peşinde” değildir?
Diğer taraftan da “Türkiye’nin bir hukuk devleti ve hiçbir suç, cezasız kalmaz” demekle bu işler yürümüyor.
Hem “Hukuk devleti” diyeceksin, arkasında da hukuku uygulayanlara “Öyle uygulama” diyeceksin.
Bana göre esas “Ateşle oyun oynama” şekli budur.
Şimdi etrafımıza bakalım, görelim ki kimler ateşle uğraşıyor ve mangalı karıştırıyor…
25 KASIM 2007